Antalya Genç İş İnsanları Derneği (ANTGİAD) Başkanı Ercan Yavaş, Antalya ekonomisinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yapay zekâ devriminin kent için önemli bir fırsat olduğunu belirten Yavaş, turizmden tarıma, sanayiden ticarete kadar tüm sektörlerde teknoloji ve verimlilik odaklı dönüşüm çağrısı yaptı.

İşte ANTGİAD Başkanı Ercan Yavaş’ın Ekspres’ten Selim Çelik'e verdiği röportaj:

- Antalya ekonomisini bugün nasıl değerlendiriyorsunuz? Kent potansiyelini yeterince kullanabiliyor mu? Turizm, tarım ve hizmet sektörleri Antalya ekonomisinin temel taşları. Sizce Antalya bugün ekonomik potansiyelinin ne kadarını kullanabiliyor?

Antalya çok güçlü bir ekonomi; ancak henüz potansiyelinin tamamını ekonomik değere dönüştürebilen bir kent değil.

Antalya ekonomisinin üç büyük taşıyıcı kolonu var: turizm, tarım ve ticaret. Fakat artık bu üçlü yapıya teknoloji, sanayi ve yüksek katma değerli üretimi de güçlü biçimde eklemek zorundayız. Antalya, dünya ölçeğinde bir turizm markası. Türkiye’nin en önemli tarımsal üretim merkezlerinden biri. Güçlü bir ticaret hacmine, organize sanayiye, üniversitelere, teknokentlere, limana ve uluslararası havalimanına sahip. Bütün bunları yan yana koyduğunuzda muazzam bir ekonomik kapasite görüyorsunuz. Fakat mesele sahip olduğunuz kaynakların büyüklüğü değil, bu kaynaklardan ne kadar katma değer üretebildiğinizdir. Bir kilogram domatesi satmakla o domatesten teknoloji, marka, patent ve işlenmiş ürün üretmek arasında büyük fark var. Bir turistin Antalya’ya gelmesiyle, o turistin kent ekonomisine bıraktığı katma değeri yükseltmek arasında da aynı fark var. Ben Antalya’nın önümüzdeki dönem ekonomik hikayesinin “daha fazla üretmekten daha değerli üretmeye geçiş” olması gerektiğine inanıyorum.

Burada çok temel bir zihniyet değişikliğine ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Ekonomide büyüklüğü çoğu zaman adetlerle ölçüyoruz. Kaç turist geldi? Kaç ton ürün ürettik? Kaç kilogram ihracat yaptık? Kaç yatak kapasitesine ulaştık? Bunlar önemli. Fakat tek başına yeterli değil.

Artık ikinci soruyu sormalıyız: Ne kadar değer ürettik? Örneğin Antalya’da yetiştirilen bir tarımsal ürünü dalından topladığımız haliyle ihraç etmek bir ekonomik faaliyettir. Aynı ürünü işleyip raf ömrünü uzatmak, markalaştırmak, ambalajlamak veya gıda, kozmetik ya da farklı sanayi alanlarında kullanılabilecek bir ürüne dönüştürmek ise başka bir ekonomik seviyedir. Ben buna “kilogram değil, değer ihraç etmek” diyorum. Antalya’nın gelecekteki zenginliğini ne kadar ürettiğimiz değil, ürettiğimiz her kilogramın içine ne kadar bilgi, teknoloji, tasarım ve marka koyabildiğimiz belirleyecek.

-Antalya’nın üretim ekonomisini güçlendirmek için hangi adımlar atılmalı? Antalya sizce hangi sektörlerde markalaşabilir?

Antalya’nın yeni hedefi, ürettiğini satan şehir olmaktan çıkıp ürettiğine teknoloji ve marka ekleyen şehir olmak olmalıdır. Antalya’nın doğal avantajlarına bakmalıyız. Tarım teknolojileri, gıda teknolojileri, biyoteknoloji, tohumculuk, sağlık turizmi, turizm teknolojileri, yazılım, yenilenebilir enerji, akıllı sulama sistemleri, tarım makineleri ve yüksek katma değerli gıda sanayisi bizim için önemli fırsat alanlarıdır. Örneğin Antalya çok büyük miktarda tarımsal ürün üretiyor. Peki bu ürünlerden ne kadar patent, marka, işlenmiş gıda veya teknoloji üretiyoruz? Asıl sorumuz bu olmalı. Antalya’nın kilogram başına ihracat değerini artırması gerekiyor.

Geleceğin şehirleri en çok üreten şehirler değil, ürettiği ürüne en fazla katma değeri ekleyen şehirler olacak. Bunu somutlaştıralım. Domates üretiyoruz. Domates satmak değerlidir. Ama domatesten salça, sos, kurutulmuş ürün, fonksiyonel gıda veya markalı nihai ürün üretmek daha yüksek bir ekonomik basamaktır. Nar yetiştiriyoruz. Narı kasa içerisinde satabiliriz. Ama aynı narın suyunu, konsantresini, çekirdek yağını veya uygun Ar-Ge süreçleriyle farklı sanayi alanlarında kullanılabilecek türevlerini geliştirebilirsek aynı tarımsal üretimden çok daha büyük bir ekonomik değer zinciri oluşturabiliriz.

Narenciye için de aynı mantık geçerli. Burada çiftçiyi sanayiciye, sanayiciyi üniversiteye, üniversiteyi girişimciye bağlamamız gerekiyor. Ben Antalya için “tarladan teknolojiye değer zinciri” oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. Antalya’nın toprağından ürün çıkıyor, üniversitesinden bilgi çıkıyor, sanayicisinden üretim gücü çıkıyor. Şimdi yapmamız gereken, bunları aynı değer zincirinde buluşturmak olmalı.

- Bugün Antalya iş dünyasının en önemli sorunu sizce nedir?

İş dünyasının bugünkü en büyük sorunu yüksek maliyetten da öte, öngörülebilirliğin azalmasıdır.

Bir iş insanı yüksek maliyetle mücadele edebilir. Ancak önünü göremediğinde yatırım yapamaz. Bugün finansmana erişim zor, kredi maliyetleri yüksek, işletme sermayesi ihtiyacı büyüyor. Vadeli ticaretin riski artıyor. Karşılıksız çekler ve konkordato süreçleri piyasadaki güven duygusunu zedeliyor. İş dünyası yatırım kararı verebilmek için önünü görmek ister. Faizin, enflasyonun, kurun ve finansmana erişim koşullarının öngörülebilir olduğu bir ekonomik iklim oluşturulduğunda Türk girişimcisinin üretme ve yatırım yapma kabiliyeti çok yüksektir. İş dünyası riskten korkmaz. Zaten girişimcilik belirli ölçüde risk alabilme işidir. Ama risk ile belirsizlik birbirinden farklıdır. Risk ölçülebilir. Hesaplanabilir. Fiyatlandırılabilir. Belirsizliği ise bilanço tablosuna koyamazsınız. Bu nedenle ekonomi yönetiminde güven ve öngörülebilirliği en az faiz ve enflasyon kadar önemli görüyorum.

-Türkiye ekonomisindeki mevcut tablo Antalya’daki işletmeleri nasıl etkiliyor?

Antalya’da bugün birçok işletmenin temel problemi kar etmekten önce nakit akışını yönetebilmek.

Yüksek finansman maliyetleri, işletme sermayesi ihtiyacını ciddi biçimde artırdı. Turizm işletmesi sezon öncesi finansman arıyor. Çiftçi üretim döneminde finansmana ihtiyaç duyuyor. Tüccar mal almak için krediye ihtiyaç duyuyor. Sanayici makine yatırımı yapmak için finansman istiyor. Finansman pahalı hale geldiğinde bütün bu ekonomik zincir yavaşlıyor. Burada özellikle KOBİ’ler için uzun vadeli, üretime ve istihdama bağlı finansman modellerinin geliştirilmesini çok önemli görüyorum. Çünkü finansman ekonominin kan dolaşımı gibidir. Kan dolaşımı yavaşladığında vücudun bütün organları etkilenir. Finansmana erişim zorlaştığında da ekonominin bütün sektörleri aynı anda etkileniyor. Burada finansmanın niteliğini de tartışmalıyız. Bir KOBİ’ye yalnızca borç vermek değil, onu teknoloji yatırımı, ihracat, enerji verimliliği ve dijital dönüşüm gibi alanlara yönlendiren finansman modelleri oluşturmak gerekiyor.

-Yapay zeka konusunda sık sık “bu devrimi kaçırmamalıyız” mesajı veriyorsunuz. Sizce Türkiye bu yarışın neresinde? Bu yarışta geride kalıyor muyuz?

Sanayi devrimini yakalamakta geciktik. Dijital devrimde önemli fırsatları kaçırdık. Yapay zeka devriminde aynı hatayı yapma lüksümüz yok. Yapay zeka artık geleceğin konusu değil. Bugünün üretim aracıdır. Türkiye’de ciddi bir insan kaynağı, girişimcilik kabiliyeti ve teknoloji altyapısı var. Ancak dünya çok hızlı ilerliyor. Bizim yapay zekayı kullanan ülke olmanın ötesine geçerek yapay zeka teknolojileri geliştiren, veri üreten, girişimler çıkaran ve bunları ihraç eden ülkeler arasına girmemiz gerekiyor. Yapay zekada beklemek, aslında geriye gitmektir. Çünkü dünya beklemiyor. Burada yapay zekayı sadece teknoloji sektörünün konusu olarak görürsek büyük hata yaparız. Yapay zeka bir otelin fiyatlandırma politikasını değiştirecek. Bir çiftçinin sulama kararını değiştirecek. Bir fabrikanın üretim planını değiştirecek. Bir doktorun teşhis sürecine yardımcı olacak. Bir muhasebecinin, avukatın, mimarın, mühendisin çalışma biçimini değiştirecek. Dolayısıyla yapay zeka ayrı bir sektör değil, bütün sektörlerin içine girecek yeni bir üretim ve verimlilik katmanıdır.

-Yapay zeka Antalya’nın hangi sektörlerinde büyük bir dönüşüm yaratabilir?

Antalya yapay zeka için adeta doğal bir laboratuvar. Turizmde talep ve fiyat tahmini, kişiselleştirilmiş hizmetler ve enerji yönetimi… Tarımda hastalıkların erken teşhisi, sulama optimizasyonu, verim tahmini ve üretim planlaması… Ticarette stok yönetimi, müşteri analizi ve finansal risk tahmini… Sanayide kalite kontrol, veri odaklı makine bakım ve üretim optimizasyonu… Ulaşımda trafik yönetimi… Antalya’nın bütün ana ekonomik sektörleri yapay zekanın uygulama alanına giriyor. Dolayısıyla Antalya’nın hedefi yapay zekayı tüketen şehir olmaktan çok, gerçek sektör problemlerinden yapay zeka çözümleri ve yapay zeka şirketleri çıkaran bir şehir olmak olmalıdır. Bunun için Antalya’da sektör bazlı “Yapay Zeka Uygulama Laboratuvarları” kurulabileceğini düşünüyorum. Turizm işletmeleri problemlerini ortaya koyar, teknoloji girişimleri çözüm geliştirir. Çiftçiler ihtiyaçlarını anlatır, üniversite ve yazılım şirketleri ortak proje üretir. Sanayicinin üretim hattındaki problem, genç bir girişimin şirketleşme fırsatına dönüşebilir. Yani problemi maliyet olarak görmek yerine, problemi girişim fikrine çevirmeliyiz.

- Antalya’nın tarımında teknoloji ve yapay zeka nasıl kullanılabilir? Su yönetimi, iklim değişikliği, verimlilik, hastalıkların erken tespiti ve üretim planlaması gibi alanlarda teknolojinin tarıma entegrasyonu Antalya’yı nasıl değiştirebilir?

“Antalya tarımının geleceği daha fazla su ve gübre kullanmakta değil, daha fazla veri ve teknoloji kullanmakta.” Bir sensör toprağın nemini ölçebilir. Uydu ve drone görüntüsü bitkideki stresi insan gözünden çok daha önce tespit edebilir. Yapay zeka hastalık riskini tahmin edebilir. Meteorolojik verilerin akıllı sensörlerle yorumlanması ile sulama optimizasyonu yapılabilir. Geçmiş üretim, fiyat ve talep verileri analiz edilerek hangi üründen ne kadar üretileceğine ilişkin kararlar daha sağlıklı alınabilir. Böylece daha az su, daha az gübre ve daha doğru ilaçlama ile daha kaliteli ürün elde edilebilir. Özellikle Antalya gibi su kaynakları üzerinde baskının giderek arttığı bir bölgede akıllı sulama artık lüks değil, zorunluluktur. Geleceğin çiftçisi yalnızca traktör kullanan değil, veriyi de kullanan çiftçi olacak. Tarım teknolojisinin bir başka boyutu da fiyat öngörüsü ve üretim planlamasıdır. Çiftçinin sorunu sadece ürünü yetiştirmek değil. Ürünü yetiştirdiğinde hangi fiyatla karşılaşacağını da bilmiyor.

Burada Antalya ölçeğinde kapsamlı bir Tarımsal Veri Platformu kurulabileceğini düşünüyorum. Türkiye ve Antalya ölçeğinde “ üretim deseni “ oluşturmalıyız. Hangi ilçede hangi ürün ne kadar ekildi? Geçen yıl fiyatı neydi? İhracat talebi nasıl? Hava koşulları üretimi nasıl etkiliyor? Hal fiyatları hangi yönde hareket ediyor? Bu üretim deseni ile büyük resmi görüp, tarımsal stratejiler geliştirmeliyiz. Bu verileri yapay zeka ile analiz edip üreticiye yol gösterebiliriz. Teknolojiyi çiftçiye anlatırken çok basit bir ölçümüz olmalı: Bir litre suyla daha fazla ürün, bir dönümden daha fazla değer, en az maliyetle en yüksek verim.

- Antalya’nın en büyük sorunlarından biri de plansız büyüme ve kentleşme. Nüfus artışı, trafik, ulaşım, konut ve kira fiyatları Antalya’nın ekonomik geleceğini de etkiliyor. Sizce Antalya’nın 10-20 yıllık ekonomik ve kentsel planı nasıl hazırlanmalı?

“Antalya artık bugünün sorunlarını çözerek değil, 2040’ın 2050’nin sorunlarını bugünden öngörerek yönetilmek zorunda.” Antalya’nın nüfusu artıyor. Turizm büyüyor. Araç sayısı artıyor. Konut ihtiyacı büyüyor. Su ve enerji talebi yükseliyor. Bunların her birini ayrı ayrı çözmeye çalışırsak sürekli sorunların arkasından koşarız. Antalya’nın ulaşım, konut, turizm, tarım, sanayi, çevre, su ve nüfus politikalarını aynı masada değerlendiren uzun vadeli bir “ Antalya Stratejik Master Planı “ oluşturulmalıdır. Bu plan siyasi dönemlerden bağımsız olmalıdır. Belediyeler, merkezi yönetim, üniversiteler, meslek odaları, iş dünyası ve sivil toplum aynı veri tabanı üzerinden çalışmalıdır. Kentler günlük kararlarla değil, uzun vadeli vizyonlarla büyür. ANTGİAD olarak üzerinde düşündüğümüz konulardan biri de Antalya için kalıcı bir planlama kültürü oluşturulmasıdır.

Bir şehirde yol planlamasını konuttan, konutu nüfustan, nüfusu sudan, suyu tarımdan, tarımı iklim değişikliğinden bağımsız düşünemezsiniz. Hepsi birbirine bağlı. Bu nedenle Antalya’nın kararlarını kişilere ve dönemlere değil, veriye ve kurumsal hafızaya bağlamamız gerekiyor.

- Önümüzdeki 10 yıl için Antalya’ya bir ekonomik reçete yazmanız istense, bu reçetenin ilk üç maddesi ne olurdu?

“Antalya’nın önümüzdeki on yılının üç anahtar kelimesi: katma değer, teknoloji ve öngörülebilirlik.” Birinci maddemiz yüksek katma değer olurdu. Turizmde turist başına geliri, tarımda kilogram başına ihracat değerini, sanayide teknoloji yoğunluğunu artırmalıyız.

İkinci maddemiz teknoloji olurdu. Yapay zeka, akıllı tarım, biyoteknoloji, turizm teknolojileri, yenilenebilir enerji ve dijital dönüşüm Antalya ekonomisinin bütün sektörlerine entegre edilmelidir.

Üçüncü maddemiz ise öngörülebilirlik ve planlama olurdu. Yatırımcı önünü görebilmeli. Çiftçi ne ekeceğini planlayabilmeli. Turizmci maliyetini hesaplayabilmeli. KOBİ finansmana ulaşabilmeli. Genç insan geleceğini Antalya’da kurabileceğine inanmalı. Bu üç alanı başarabilirsek Antalya’nın ekonomik ölçeği kadar ürettiği refah da çok ciddi biçimde büyür. Ben buna bir dördüncü kavram daha eklemek isterim: bağlantı. Çünkü Antalya’da aslında birçok değer mevcut. Üniversite var ama sanayiyle daha fazla bağlanmalı. Tarım var ama teknolojiyle daha fazla bağlanmalı. Turizm var ama kent ekonomisiyle daha fazla bağlanmalı. Genç girişimci var ama sermayeyle bağlanmalı. Bilgi var ama ürüne dönüşmeli.

Antalya’nın yeni ekonomik modeli, sahip olmadığı şeyleri aramaktan çok sahip olduğu güçleri birbirine bağlamak üzerine kurulmalıdır.

- 2035’e baktığınızda nasıl bir Antalya hayal ediyorsunuz? Bu hedefe ulaşmak için bugün ne yapmalıyız?

“2035’te Antalya’nın Türkiye’nin turizm başkenti olmasının yanında Akdeniz’in teknoloji, tarım ve yüksek katma değerli üretim merkezlerinden biri olmasını hayal ediyorum.” Turizmde dünya markası olan… Tarımda teknolojisini kendisi geliştiren… Suyunu akıllı yöneten… Üniversitesindeki bilgiyi sanayisine aktarabilen… Genç girişimcilerini İstanbul’a veya yurt dışına kaybetmeyen… Yapay zeka şirketleri çıkaran… Sanayisini çevreyle uyumlu büyüten… İhracatında kilogram değerini yükselten… Trafiğini, konutunu, suyunu ve altyapısını 20 yıllık projeksiyonlarla yöneten bir Antalya hayal ediyorum. Fakat 2035 Antalya’sını 2034 yılında kuramayız. Gelecek dediğimiz şey, aslında bugün aldığımız kararların birkaç yıl sonra karşımıza çıkan sonucudur. Bu nedenle Antalya için bugünden ortak akıl üretmeliyiz. Üniversiteyi sanayiciyle, çiftçiyi teknolojiyle, girişimciyi sermayeyle, genci fırsatla, kamu yönetimini ise doğru veriyle buluşturmalıyız. Ben Antalya’nın buna fazlasıyla hazır olduğuna inanıyorum.

Çünkü bu kentin sermayesi yalnızca turizmi, toprağı, güneşi veya coğrafyası değildir. Antalya’nın en büyük sermayesi insanıdır. Ve bu insan kaynağını bilim, teknoloji, girişimcilik ve ortak bir kent vizyonu etrafında buluşturabilirsek; 2035’in Antalya’sı, bugünün Antalya’sından çok daha zengin, çok daha dirençli ve çok daha yüksek katma değer üreten bir dünya kenti olacaktır. Ben aslında Antalya’nın sadece büyümesini istemiyorum. Ben Antalya’nın sınıf atlamasını istiyorum. Büyümek başka bir şeydir, sınıf atlamak başka. Daha fazla otel yapmak büyümek olabilir. Turizm teknolojisi ihraç etmek sınıf atlamaktır. Daha fazla tarımsal ürün yetiştirmek büyümek olabilir. O ürünün tohum teknolojisini, biyoteknolojisini, işleme teknolojisini ve markasını üretmek sınıf atlamaktır. Daha fazla şirket kurmak büyümektir. Antalya’dan dünyaya teknoloji satan şirketler çıkarmak sınıf atlamaktır. Daha fazla üniversite mezunu vermek büyümektir. O gençlerin Antalya’da şirket kurduğu, patent geliştirdiği ve dünyaya ürün sattığı bir ekosistem oluşturmak sınıf atlamaktır. Benim 2035 Antalya hayalim tam olarak budur.

Üreten Antalya’dan değer üreten Antalya’ya… Turizm şehrinden dünya şehrine… Teknolojiyi kullanan Antalya’dan teknoloji geliştiren Antalya’ya… Ve bunun için yarını beklememeliyiz. Çünkü kentlerin geleceği bir gün gelip başlamaz. Kentlerin geleceği, bugün verilen doğru kararlarla başlar.

Kaynak: ANTALYA EKSPRES GAZETESİ