Tarihi binlerce yıl öncesine uzanan Side Antik Kenti, son yıllarda yürütülen kapsamlı kazı ve restorasyon çalışmalarıyla adeta yeniden ayağa kalkıyor. Bu dönüşümün mimarlarından olan Side Kazı Başkanı Prof. Dr. Feriştah Alanyalı, hem kentin bilinmeyen yönlerini hem de arkeolojinin geleceğini gazetemize anlattı. "Side geçmişten gelen izleri geleceğe taşıyan en değerli emanetimizdir" diyen Prof. Dr. Feriştah Alanyalı, antik kentin her kazı sezonunda yeni sırlarını ortaya çıkardığını belirtti.

İşte Prof. Dr. Feriştah Alanyalı’nın Ekspres’ten Selim Çelik'e verdiği röportaj:

"Side benim için bir adanmışlık” diyorsunuz. Side ile ilk tanıştığınız günden bugüne bu bağı nasıl tanımlarsınız?

Evet, tam da öyle. Benim için adanmışlık, Side'de yürüttüğüm çalışmaları her koşulda aynı kararlılık ve disiplinle sürdürebilmektir. Çünkü bu yalnızca bir meslek ya da ilgi alanı değil; yıllara yayılan emek, özveri ve gece gündüz süren bir sorumluluktur. Side'yi araştırmak, güçlü ekipler kurmak, bilimsel çalışmaları uluslararası ve disiplinler arası bir anlayışla yürütmek, genç bilim insanları yetiştirmek ve kentin tarihine yapı ve kent ölçeğinde yeni bilgiler kazandırmak bu adanmışlığın temelini oluşturuyor. İşte Side ile kurduğum bağ da tam olarak budur.

Yıllardır kazı başkanlığını yürütüyorsunuz. Geriye dönüp baktığınızda sizi en çok gururlandıran çalışma veya kazılar sırasında sizi en çok heyecanlandıran keşif neydi?

2009 yılından bu yana Side Kazısı'nda ekip üyesi, 2019 yılından itibaren ise Kazı Başkanı olarak görev yapıyorum. Benim için en büyük gurur, hem Bakanlığımızın Geleceğe Miras Projesi kapsamında hem de Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanı'nda, özel mülkiyete ait yaklaşık 150 parselde yürüttüğümüz kazılarla bugüne kadar yalnızca sınırlı ölçüde bilinen Side'nin büyük bir bölümünü ortaya çıkarmak; kentin bütüncül planını oluşturmak, sokaklarını, caddelerini ve yapılarını tüm tarihsel evreleriyle birlikte değerlendirebilmek ve MÖ 9. yüzyıldan günümüze uzanan gelişimine yeni bilgiler kazandırabilmektir. Bir arkeolojik keşfin gerçek değeri ise yalnızca estetik ya da anıtsal özelliklerinde değil, bulunduğu bağlamın kentin tarihine, mimarisine ve kültürel gelişimine sağladığı bilimsel katkıda yatar.

Side’de göreve başladığınız dönemdeki görünüm ile bugünkü görünüm arasında nasıl bir fark var?

2019 yılında Kazı Başkanlığı görevini üstlendiğimde Side, bugünkü anlamda ziyaretçi odaklı bir ören yeri değildi. Ziyaretçiler daha çok kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanı'ndaki kafe, restoran ve dükkânlara geliyor; güzergâhları üzerinde bulunan birkaç anıtsal yapıyı görebiliyorlardı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın son yıllardaki en önemli girişimlerinden biri olan Geleceğe Miras Projesi'nin ilk uygulama alanlarından biri Side oldu. Bu proje kapsamında yalnızca tiyatroyla sınırlı olan ören yeri genişletildi, modern bir ziyaretçi karşılama merkezi oluşturuldu ve kentin tarihi dokusu dikkate alınarak yeni ziyaretçi güzergâhları planlandı. Bu güzergâh üzerindeki caddeler, sokaklar ve yapılar kazı, konservasyon ve restorasyon çalışmalarıyla ziyaret edilebilir hâle getirildi. Athena Tapınağı, Anıtsal Çeşme, Tiyatro, Hastane Yapısı, Yağhane Yapısı ve Apollon Tapınağı gibi anıtsal yapılarda kapsamlı restorasyon çalışmaları yürütüldü. Restorasyonu tamamlanan Athena Tapınağı yeniden ziyaretçilere açılırken, Yağhane Yapısı Turizm ve Seyahat Kütüphanesi'ne, Hastane Yapısı ise Arif Müfid Mansel Arkeoloji Müzesi'ne dönüştürülerek yeni işlevler kazandı. Ayrıca ana caddelerde ve bunlara bağlanan ara sokaklarda kazılar tamamlanarak kentte yeni ziyaret rotaları oluşturuldu.

Bu çalışmalar ilk bakışta turizme yönelik gibi görünse de, aslında her biri kentin tarihini, gelişimini ve mekânsal dönüşümünü anlamaya yönelik kapsamlı bilimsel araştırmalara dayanmaktadır. Bugün Side'yi altı ay arayla ziyaret edenler bile kentteki büyük değişimi açıkça fark edebilmektedir. Bu nedenle, Side'nin yeniden altın çağını yaşadığını söylemek abartılı olmayacaktır.

“Burası daha 15 başkan daha görür” sözünüz aslında Side’nin ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor. Bu sözünüzü biraz açar mısınız?

Aslında bu, sohbet sırasında kullandığım amiyane bir ifadeydi ve manşet olarak öne çıkarıldı. Ancak vermek istediğim mesaj çok netti: Side, arkeolojik potansiyeli son derece yüksek, uzun yıllar boyunca araştırılmaya devam edecek bir kent. Bugüne kadar çok önemli sonuçlar elde etmiş olsak da, hâlâ keşfedilmeyi bekleyen geniş alanlar ve cevaplanmayı bekleyen pek çok bilimsel soru var. Dolayısıyla bu sözle kastettiğim, Side'nin yalnızca bugünün değil, gelecek kuşak arkeologlarının da çalışacağı, her yeni kazı sezonunda yeni bilgiler üretecek büyük bir bilimsel potansiyele sahip olduğuydu.

Kazı başkanlığı süresince sizi en çok zorlayan süreç ne oldu?

Kazı başkanlığı yalnızca bilimsel bir çalışma yürütmekten ibaret değil; aynı zamanda çok yönlü bir yönetim sorumluluğu. Bir yandan kazı, belgeleme, yayın, konservasyon ve restorasyon çalışmalarını yürütürken, diğer yandan büyük bir ekibi, bütçeyi, idari süreçleri ve farklı kurumlarla koordinasyonu yönetmeniz gerekiyor. Bu nedenle en zorlayıcı süreç, tüm bu alanları aynı anda, aynı titizlikle sürdürebilmek oldu. Bunun yanında, son yıllarda Geleceğe Miras Projesi ile çalışmalarımızın kapsamı ve hızı önemli ölçüde arttı. Bu yoğun tempo büyük bir sorumluluk getiriyor. Ancak ortaya çıkan bilimsel sonuçları ve Side'deki dönüşümü görmek, yaşanan tüm zorlukları anlamlı kılıyor.

Side’de henüz gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen en önemli alanlar hangileri?

Side’de hâlâ gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen geniş ve son derece önemli alanlar bulunuyor. Bunların başında, kentin güneydoğusunda Doğu Kapısı’na uzanan caddenin güney kesimi ile ana giriş kapısından Vespasianus Anıtı’na kadar uzanan aksın kuzeybatısındaki III. Derece Arkeolojik Sit Alanı geliyor. Bunun yanı sıra, Side’nin nekropol alanları da kentin gelişimi, nüfus yapısı ve gömü geleneklerini anlamamızı sağlayacak büyük bir araştırma potansiyeline sahip. Bu bölgelerde gerçekleştirilecek bilimsel çalışmaların, kente dair henüz bilinmeyen birçok veriyi ortaya çıkaracağına inanıyorum.

Side Antik Kenti’nin dünya arkeolojisindeki yeri sizce neden bu kadar önemli?

Side kazıları, 1947 yılında Ord. Prof. Dr. Arif Müfid Mansel tarafından Türk Tarih Kurumunun desteğiyle başlatılmış; yürütülen araştırmalar, yayınlar ve ilk restorasyon uygulamaları sayesinde Side, arkeoloji dünyasının en iyi bilinen antik kentlerinden biri hâline gelmiştir. Ayrıca, 19. yüzyılın sonlarında Girit'ten gelen göçmenlerin antik kent üzerine yerleştirilmesiyle Selimiye Köyü kurulmuş, böylece modern yerleşim ile antik kentin iç içe geçtiği bir yapı ortaya çıkmıştır. 2012 yılına kadar birbirine tehdit olarak algılanan antik kent ile modern yerleşim, gerçekleştirilen yeni sit düzenlemeleri sayesinde birbirini destekleyen bir yapıya kavuşmuştur. Böylece, bir yandan Side’de turizm odaklı yerleşimin devam etmesi mümkün kılınırken, diğer yandan bilimsel araştırmaların önü açılmış; Side, ülkemizde bu soruna çözüm üreten ilk örneklerden biri olma özelliğini kazanmıştır.

Kazı çalışmalarında teknoloji kullanımı geçmişe göre nasıl değişti?

Arkeolojik kazılarda son yıllarda teknolojinin yaygın olarak kullanıldığı yeni bir dönem başlamıştır. Drone'lar, fotogrametri, üç boyutlu modelleme, lazer tarama, yer radarı ve dijital veri yönetim sistemleri sayesinde kazı alanları kısa sürede yüksek hassasiyetle belgelenebilmekte, çalışmalar dijital ortamda izlenebilmektedir. Böylece kazılar eskiye göre çok daha hızlı, daha hassas ve daha bilimsel bir şekilde yürütülmektedir.

Side’de elde edilen bulguların bölge turizmine katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günümüzde Side gibi yoğun ziyaretçi alan antik kentlerde turizme kayıtsız kalmak mümkün değildir. Arkeolojik kazılar, bilimsel çalışmaların yanı sıra aynı zamanda kültür turizminin gelişmesine de doğrudan katkı sağlıyor. Side'de yürüttüğümüz kazı ve restorasyon çalışmaları sayesinde her yıl yeni ziyaret alanları açılıyor ve antik kentin görülebilir bölümü giderek genişliyor. Bu durum yalnızca ziyaretçi sayısını değil, ziyaretçilerin kentte geçirdiği süreyi ve deneyim kalitesini de artırıyor. Side’nin korunarak turizme kazandırılması, hem bölge ekonomisine hem de Side'nin uluslararası tanınırlığına önemli katkılar sağlıyor.

Uzun yıllardır aynı bölgede çalışan bir bilim insanı olarak Side’nin ziyaretçi profilinde nasıl değişiklikler gözlemlediniz?

Evet, son yıllarda Side'nin ziyaretçi profilinde belirgin bir değişim gözlemliyoruz. Eskiden ziyaretçilerin önemli bir bölümü deniz, kum ve güneş turizmi kapsamında antik kenti kısa süreli geziyordu. Günümüzde ise tarihe ve arkeolojiye ilgi duyan, kenti daha yakından tanımak isteyen ve burada daha fazla zaman geçiren ziyaretçilerin sayısı giderek artıyor. Yeni kazı alanlarının ziyarete açılması, restorasyon çalışmaları, ziyaretçi güzergâhlarının iyileştirilmesi ve bilgilendirme uygulamaları da bu değişimde önemli rol oynuyor.

Görevi devredeceğiniz gün geldiğinde Side için nasıl bir tablo bırakmış olmayı hedefliyorsunuz?

En önemli hedefim, kentte şimdiye kadar açığa çıkarılan yapı ve alanlardaki araştırma, koruma ve onarım çalışmalarının tamamlanmış, yeni araştırma alanlarının ise gelecek ekiplerin çalışabileceği şekilde hazırlanmış olduğu bir tablo bırakabilmektir. Ancak daha da önemlisi, Side'de yürütülen çalışmaları aynı titizlikle sürdüren bir ekibin varlığıdır. Gelişen teknolojileri etkin biçimde kullanan, uluslararası ve disiplinlerarası iş birliklerini sürdüren, belgeleme ve arşivleme çalışmalarını bilimsel standartlarda devam ettiren güçlü bir ekip, geride bırakmak istediğim en değerli tablo olacaktır.

Eğer Side Antik Kenti’nin geçmişten bugüne taşıdığı mesajı tek bir cümleyle özetlemeniz gerekseydi, ne söylerdiniz?

“Side, geçmişten gelen izleri geleceğe taşıyan en değerli emanetimizdir”

Genç arkeologlara ve bu alanda kariyer yapmak isteyen öğrencilere hangi tavsiyelerde bulunursunuz?

Genç arkeologlara tavsiyem; merak duygularını hiç kaybetmemeleri, kendilerini sürekli geliştirmeleri, teknolojiye hâkim olmaları, disiplinlerarası ve uluslararası çalışmalara açık, ekip çalışmasına uyumlu, problem çıkaran değil problem çözen bireyler olarak yetişmeleridir. Bilimsel yayınları düzenli olarak takip etmeleri, müzeleri ve ören yerlerini sürekli gezerek gözlerini eğitmeleri ve gördüklerini sorgulayan bir bakış açısı geliştirmeleri de mesleki gelişimleri açısından büyük önem taşır. Arkeoloji sabır, sebat, azim ve zorluklar karşısında vazgeçmemeyi gerektiren bir meslektir.

Arkeoloji biliminin Türkiye’deki algısı hakkında neler söylemek istersiniz? Arkeolojiye Türkiye’de Yeteri kadar önem veriliyor mu?

Türkiye, dünyanın en zengin arkeolojik mirasına sahip ülkelerinden biridir. Bu durum ülkemiz için hem önemli bir ayrıcalık hem de büyük bir sorumluluktur. Ülkemizde arkeolojiye verilen önem yıllar içinde artarak devam etmektedir. Özellikle kazılara sağlanan destekler, bilimsel araştırmalar ile koruma ve restorasyon çalışmalarına ayrılan kaynaklar ve ziyaretçi odaklı projeler bunun en somut göstergeleridir. Elbette yapılacak daha çok iş var. Arkeolojiyi yalnızca kazı ve belgelemeden ibaret görmeyip; araştırma, koruma, sergileme, yayın ve eğitim süreçlerini kapsayan bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, bu alana yapılacak her katkının ülkemizin geleceğine yapılmış bir yatırım olduğu görülecektir.

Kaynak: ANTALYA EKSPRES GAZETESİ