Oynadığı sinema projelerinde ve tiyatro oyunlarında izleyicilerin büyük beğenisini kazanan ünlü oyuncu Soner Türker, mesleğe nasıl başladığından hedeflerine, Türkiye’de sanatçı olmanın nasıl bir his olduğundan mesleğinin zorluklarına kadar birçok konuda Ekspres’ten Selim Çelik'e özel açıklamalarda bulundu

Soner Türker, oyunculuk kariyerine adım attığı günden bu yana sektörde kendine sağlam bir yer edindi. İlk, orta ve lise eğitimlerini tamamladıktan sonra oyunculuk eğitimi alarak profesyonel sahneye adım atan Türker, Görevimiz Komedi dizisiyle televizyon ekranlarında izleyici karşısına çıkmıştı.

Üçüncü Zil Tiyatro Topluluğu ve İstanbul Devlet Tiyatrosu gibi prestijli sahnelerde de performans sergileyen Soner Türker, dizi ve filmlerdeki başarılı performansıyla dikkat çekiyor. 2016 yılından itibaren televizyon ve sinema dünyasında yer alan Türker, çeşitli projelerde önemli roller üstlenmeye devam ediyor.

OYUNCULUK KARİYERİNE NASIL BAŞLADINIZ?
Abim Antalya Şehir Tiyatrosu’ndan emekli. Abim tiyatro atölyesindeydi. 1992 senesinde girdi, 1996 senesinde bana “Gel Soner, sen de burada başla” dedi. Ben de “Tamam” dedim. Bir kez girdim, zaten sonrasında mesleğime aşık oldum. Bir daha da çıkamadım.

MESLEĞİNİZİ SEVİYOR MUSUNUZ?
Severek yaptığım, aşık olduğum bir iş. Mesleğime aşığım. Bizim meslek öyle bir meslek ki; dünyada ne kadar meslek varsa, bütün meslekleri icra edebilecek yetkinliğe sahip olmak gerekiyor. Kontrollü bir delilik bizim meslek. Çünkü bazen doktor oluyorsun, bazen aşçı oluyorsun, bazen asker oluyorsun. Bütün rolleri, bütün karakterleri canlandırman, oynaman gerekebiliyor. Bu kontrollü bir delilik. Aşık olmazsanız işiniz çok zor. Bu kontrollü deliliğe aşık olmazsanız, sizi bir rehabilitasyon merkezine kadar götürebilecek bir meslek. Ancak aşık olursanız, eğitimi bitmeyen bir meslek. Biz bütün konservatuvardaki oyuncu adaylarına ‘durmadan eğitim, disiplin ve kendinize saygı’ deriz. Bizim meslekte en önemli noktalar bunlardır.

TİYATRO İÇİN EĞİTİMLER VERİYOR MUSUNUZ?
Tiyatro Sobe isimli bir tiyatromuz var. Yaklaşık 8 senedir sevgili ustam, ağabeyim Kahraman Sivri ile beraber bu işi yapıyoruz. 8 sene önce başladık. İlk önce eğitim atölyesi olarak açtık. 7 sene boyunca birçok öğrenci yetiştirdik; gerek sektöre, gerek tiyatroya kazandırdık. Şu anda ise mezun ettiğimiz öğrencilerle birlikte oyunlar çıkarıyoruz. Gerek çocuk oyunu, gerek yetişkin oyunu olarak oyunlarımız var. 47 tane öğrencimiz var. Sonrasında da İstanbul Tiyatrosu ile bir ekip olduk. Ataşehir’de bir atölyemiz var. İki tane çocuk grubumuz var, yetişkin olarak da 45 tane öğrencimiz var. İnşallah yolları, bahtları açık olur. Biz elimizden geleni onlara sunuyoruz. Bu şekilde Türk sanatına hizmet etmeye gayret ediyoruz

TÜRKİYE’DE SANATÇI OLMAK NE KADAR ZOR?
Türkiye’de sanatçı olmak, göz önünde olunduğundan dolayı oldukça zor. Her mesleğin kendine göre zorlukları vardır. Sanatçılığın da zorluklarından biri, belki de en önemlisi bu. Nihayetinde biz de insanız; bizim de görüşümüz, fikrimiz ve söz hakkımız vardır tabii ki. Ama temkinli gitmek zorundayız. 7’den 70’e ismimizi bilmeseler bile yarattığımız karakterleri bilen kişiler var. Dolayısıyla orantılı biçimde anlatmak istediklerimizi anlatmaya çalışıyoruz. 7’den 70’e herkesin görüşü aynı olmayabilir ama oyuncu olarak bizi sempatik bulabilirler. O sempatik duyan insanları üzmemek gerekiyor.

MESLEĞİNİZİ İCRA EDERKEN NEYİ HEDEFLİYORSUNUZ?
Sahne sanatlarında olan insanlar, göz önünde olan insanlardır. Dolayısıyla, kendilerini bilerek, geleceği görerek, gelecek nesillere bir şeyler bırakmak zorundadır diye düşünüyorum. Bizim mesleğimiz ulaşılmaz gibi görünüyor. Herkes oyuncu olmak istiyor. O yüzden hareketlerimizi, kelimelerimizi, sözlerimizi o kadar temkinli seçiyoruz ki; ben de böyle olmak zorunda diye düşünüyorum. Her ülkede böyledir diye düşünüyorum. Göz önünde olmak, sahnede olmak zor iş. Televizyon konusunda ve müzik konusunda ciddi yaralarımız var. Ancak bu konuları bir kenara bırakırsak, tiyatro ile vermek istediğimiz mesajı elimizden geldiğince kimseyi kırmadan vermeye gayret ediyoruz.

Bizim tiyatro sanatlarımız, orta oyunlarımız, temaşa sanatlarımız bütün ülkelerde ders olarak veriliyor. Bu konuda çok önemli bir yere, ciddi bir önderliğe sahibiz. Bunun bilincinde olan sanatçı arkadaşlarımız var. Kimi durumlarla, farklı konularla karşımıza çıkıyor ama biz bunu tercih etmiyoruz. Çünkü gelecek nesillere veya akranlarımıza vermemiz gereken mesajlar var. Bizim ülkemizde sanata olan aşk geçmişten bu yana olduğu gibi şimdi de Avrupa’da bir numara. Onu da elimizden geldiğince vatandaşın yol çizgisinde göstermeye çalışıyoruz.

TİYATRONUN GELECEĞİNİ NASIL GÖRÜYORSUNUZ?

Teknolojinin etkisine baktığımız zaman tiyatroda bir düşüş var. Çünkü televizyon ve dijital mecralardaki yapımlar çok daha kolay ulaşılabilir hale geldi. Şu anki seyircilere baktığımız zaman da tiyatroda ünlü yüz arıyorlar. “Ünlü yüz olmazsa oyunlara gitmem” diyorlar. Bu durum bizi biraz üzüyor, bunu kırmaya çalışıyoruz. Çünkü tiyatro köklü bir meslek, sanatın en yüksek mertebelerinden biri. Bu eğitimi alanlar, tiyatro yapmasalar bile kendilerini başka noktalarda inanılmaz şekilde geliştirebiliyorlar. Tiyatro, sanatta hiçbir zaman bitmeyecek. Biz de elimizden geldiğince o bayrağı tutacağız.

Oyunculuk için “kontrollü bir delilik” nitelendirmesi yapan ünlü aktör, röportajımızın ikinci kısmında tiyatronun dijitalle olan savaşından televizyon dizilerinde konuşulan uçuk ücretlere kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu.

TEKNOLOJİNİN GELİŞMESİYLE TİYATRONUN SONA ERECEĞİNİ DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?

Tiyatroya olan ilgi 10-15 sene öncesine göre tabii ki daha az; bunu inkâr edemeyiz, bir düşüş var. Bunda televizyonlarımızda yer alan tiyatral programların da etkisi var. Çünkü vatandaş, televizyona bakarak tiyatroya gitmiş gibi bir hissiyata kapılıyor; hatta kameralar vasıtasıyla oyuncuları daha yakından görmüş oluyor. Onların yaptığı iş, sahne sanatlarının ya da tiyatro sanatının bir başka çeşidi, başka bir kulvarı. Ancak tiyatroda bulunmak, tiyatroda yer almak bambaşka bir his, bambaşka bir keyiftir diye düşünüyorum.

MESLEKTE SİZİ EN ÇOK ÜZEN ŞEY NE?
Şimdiki tiyatro seyircisine bakıldığında, gerek kuşak değişiminden gerekse dijitalleşmenin verdiği algıdan kaynaklı olarak, tiyatro sahnesinde ünlü, tanıdık sima veya çok daha popüler insanlar arayışına giriliyor. Ancak tiyatro bu değil; tiyatro böyle bir dal değil. “Ünlü yüz olmazsa bazı oyunlara gitmem” algısı, tiyatroyu zedeleyen, tiyatroya zarar veren bir yaklaşımdır. Toplumda böyle bir algı var. Biz bu konuda biraz sıkıntı çekiyoruz, üzgünüz, kırgınız desem yeridir. Bu algıyı kırmak için elimizden geleni de yapıyoruz. Tiyatro köklü bir meslek ve sanatın bence en yüksek safhalarında, en tepelerinde olan bir performans dalı. Bu eğitimi alanlar, tiyatro yapmasalar bile başka bir meslek noktasında aldıkları bu eğitimin çok ciddi faydalarını görürler, görmüşlerdir. Tiyatro öyle kutsal bir meslek, öyle kutsal bir eğitimdir.

TELEVİZYON DİZİLERİ HAKKINDA NELER DÜŞÜNÜYORSUNUZ?
Tabii televizyon artık başka bir sanat dalı; daha ticari, daha endüstriyel bir alan olarak karşımıza çıkıyor. “Popülarizm” dediğimiz bir durum var maalesef. 10 sene öncesine kadar televizyonlarda çok güzel hikâyeler, çok güzel senaryolar, çok güzel dizilerimiz, yapımlarımız vardı. Ancak şu anda popülarizmin de etkisiyle dizilerimizin hikâyelerine baktığımızda, bazı hikâyelerin çok yorucu geldiğini, bazı hikâyelerin çok standart, monoton ve benzerlikler içerdiğini görebiliyoruz. Bazı hikâyeler ise imkânsız ve göz boyayıcı gelebiliyor. Senaryolar ve hikâyeler standartlaştı diyebiliriz.

TELEVİZYON DİZİLERİNDE ÇOK YÜKSEK ÜCRET ALAN SANATÇILAR VAR. BU BAZEN HABERLERE DAHİ KONU OLUYOR. BU KONUYU NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ?
Oyuncu ücretleri, sosyal medyanın ve sanal âlemin gelişmesiyle birlikte bir başka boyuta evrildi. Sosyal medyanın etkisiyle oyuncu fiyatları da sosyal medyada alınan beğeni sayısı ile orantılanmaya başladı. Dolayısıyla çok saçma, çok afaki rakamlar duymaya başladık. Eskiden oyuncular “Benim kaşem bu, benim standartım bu” diyebiliyorlardı; piyasa bu şekilde belirleniyordu. Ancak şimdi yüksek ve en alt kategoride oyuncular ve ücretlendirmeler var; artık ortası kalmadı. Bunu nasıl kırarız, bilemiyorum. Televizyon sektörü o kadar tehlikeli bir sektör ki… Nasıl kıracağımızı biz de bilmiyoruz. “Çok takip ediliyor, çok beğeni alıyor” denilerek bakılıyor. Influencerlar, YouTuber’ar oyuncu oluyor. Sosyal medya fenomenleri eğitim alarak mı oyuncu oluyorlar? Sanmıyorum. Her oyuncunun bu mesleği icra edebilmesi için öncesinde ciddi bir eğitim alması gerekiyor. Ancak günümüzde sosyal medyadaki hava, sosyal medya rüzgârı bu kişileri eğitim almadan televizyonlara gönderiyor. Ancak buralara girmek istemiyorum. Mümkünse biz işimizi en iyi şekilde yapmaya devam edelim, onlar da işlerini yapsınlar.

ŞİMDİYE KADAR GÖREV ALDIĞINIZ YAPIMLARDA EN ÇOK İÇİNİZE SİNEN, EN BEĞENDİĞİNİZ YAPIM HANGİSİ?
Tabii ki zor bir soru. İşimizi yaparken her karaktere bürünmeye, her rolü en iyi şekilde oynamaya çalışıyoruz. Ancak benim için en güzeli, en özeli Avlu dizisinde canlandırdığım Necdet karakteridir. Çok da iyi bir partnerim vardı; Zerrin karakterini hayat veren Nergis… Bakıldığı zaman Avlu, gerek yönetmeniyle gerek ekip arkadaşlarımızla çok güzel bir diziydi. Oynadığım ilk kötü karakter denilebilecek Necdet karakteriyle hem benim hem de izleyicinin hoşuna giden bir iş ortaya çıkmıştı. İkincisi de Mehmet: Fetihler Sultanı dizisinde Dünya Diyano’yu hayat verdiğim karakterdir. O karakter de çok hoşuma gitmişti. Hepsi güzeldir tabii ki, ancak tam olarak bu ikisini seçebilirim.

Soner Türker, oyunculuk kariyerine adım attığı günden bu yana sektörde kendine sağlam bir yer edindi. İlk, orta ve lise eğitimlerini tamamladıktan sonra oyunculuk eğitimi alarak profesyonel sahneye adım atan Türker, Görevimiz Komedi dizisiyle televizyon ekranlarında izleyici karşısına çıkmıştı.

Kaynak: ANTALYA EKSPRES GAZETESİ