Makine Mühendisleri Odası Antalya Şubesi önceki dönem Başkanı ve Akdeniz Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Atmaca, Ekspres’e konuştu. Atmaca, gençlik yıllarından eğitim hayatına, Antalya’nın sorunlarından oda başkanlığı sürecine dair birçok konuda samimi açıklamalarda bulundu.

İşte Prof. Dr. İbrahim Atmaca’nın Ekspres’ten Selim Çelik'e verdiği özel röportaj.

- Kendinizden ve sosyal hayatınızdan kısaca bahsedebilir misiniz?

1979 yılında Antalya’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi doğup büyüdüğüm Antalya’da tamamladıktan sonra üniversite için Bursa’ya gittim. Uludağ Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünden henüz 20 yaşındayken mezun oldum ve akademik kariyerime aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak başladım. Yüksek lisans ve doktoramı tamamladıktan sonra 2007 yılında Akdeniz Üniversitesi’ne öğretim üyesi olarak atanarak yeniden Antalya’ya döndüm. Bugün profesör olarak görev yapıyor ve Termodinamik Anabilim Dalı Başkanlığını yürütüyorum.

Meslek hayatımın önemli bir bölümünü yalnızca akademide değil, kentin mesleki ve toplumsal gelişimine katkı sunan platformlarda geçirdim. Makina Mühendisleri Odası Antalya Şubesi’nde 2010 yılında başlayan görev sürecim, yönetim kurulu üyeliği ve başkanvekilliğinin ardından 2020–2026 yılları arasında şube başkanlığı ile devam etti. Bu süreçte mühendislik hizmetlerinin niteliğinin artırılması, kamu yararının korunması ve Antalya’nın sürdürülebilir gelişimine katkı sağlayacak projelerin hayata geçirilmesi için çalıştık. Ayrıca çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görev alarak kente ilişkin teknik ve sosyal konularda çözüm üretmeye yönelik çalışmalar yürüttüm.

Evliyim ve bir çocuk babasıyım. Yoğun çalışma temposuna rağmen yürüyüş yapmak, seyahat etmek ve ailemle zaman geçirmek benim için önemli bir denge unsuru. Antalya’da doğmuş, yetişmiş ve meslek hayatını yine burada sürdüren biri olarak, akademik birikimimi ve yöneticilik deneyimimi kentimizin geleceğine katkı sağlamak için kullanmayı bir sorumluluk olarak görüyorum.

- Çocukken hayatınızda olup da şimdi olmayan, “keşke olsaydı” ya da “iyi ki artık yok” dediğiniz şeyler var mı? Varsa nelerdir?

Sanırım bu duygu herkes için benzerdir; teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin çocukluğumuza dair izler hep zihnimizde canlı kalır. Antalya’nın 1980’li yıllarını yaşamış biri olarak narenciye bahçelerinin kokusunu, çıplak ayakla yürüdüğümüz arıkları, sokak aralarından yükselen fırın kokularını, mahalle esnafının sıcaklığını ve samimi komşuluk ilişkilerini unutmak mümkün değil. Bir de Antalya Atatürk Stadyumu’nda izlediğimiz Antalyaspor maçları… Kapalı tribünde bile yağmurdan kaçamadığınız, stadyuma çıkan yokuşta çim kokusunu hissettiğiniz o atmosfer bambaşkaydı.

Bugün şehir merkezinde portakal çiçeği kokusunu duymak neredeyse imkânsız; ancak kentin çeperlerine gittikçe o duyguyu hâlâ yakalayabiliyorsunuz. Modern ve konforlu tesislere sahip olsak da çocukluğumuzun o sade, samimi ve doğayla iç içe Antalya’sını özlememek mümkün değil.

-Makine mühendisliğini seçmenizde etkili olan faktörler nelerdi? Bugün yeniden başlasaydınız, yine aynı mesleği ve yolu seçer miydiniz?

Meslek seçimine karar verirken önce ne olmak istemediğimi eleyerek ilerledim ve sonunda mühendislikte karar kıldım. 1990’lı yıllarda büyüyen bir genç olarak çevremizde en görünür mühendislik alanı inşaat mühendisliğiydi. Ancak üniversite tercih döneminde, inşaat mühendisi olan bir akrabam ve fizik öğretmenimin yönlendirmesiyle makine mühendisliğine yöneldim. Özellikle turizm kentlerinde hızla gelişen iklimlendirme teknolojilerinin gelecekte çok önemli olacağını ve bu alanda uzman mühendislere ihtiyaç duyulacağını söylemeleri benim için belirleyici oldu.

Henüz 16 yaşında üniversiteye başladığımda mezuniyet sonrası ne yapmak istediğimi biliyordum ve eğitim sürecimi de buna göre şekillendirdim. Aradan geçen yaklaşık 27 yılın ardından, bugün geriye dönüp baktığımda bu tercihimden hiçbir zaman pişmanlık duymadığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Makine mühendisliği benim için bir meslekten öte, hayatımın yönünü belirleyen doğru bir tercih oldu. Bugün baştan başlasam yine aynı mesleği ve aynı yolu seçerdim.

- Eğitim hayatınız nasıl geçti? Makine mühendisliği alanında eğitim almanın zor olduğu söylenir. Sizi de zorladı mı? Eğitim hayatınızda sizi en çok zorlayan şey neydi?

Açıkçası oldukça keyifli bir eğitim hayatı geçirdim. Bunun en önemli nedeni, daha üniversiteye başladığımda bu meslekle ilgili ne yapmak istediğimi biliyor olmamdı. Hedefli bir şekilde makine mühendisliğini seçmiş olmak, zor olduğu bilinen bu bölümde karşılaştığım güçlükleri aşmamda en büyük motivasyon kaynağım oldu.

Eğitim hayatımda beni en çok zorlayan ama aynı zamanda kariyerime yön veren olay ise son sınıfta yaşadığım bir deneyimdi. Özel bir firma tarafından düzenlenen üniversiteler arası ısıtma, soğutma ve tesisat bilgi yarışmasına üç kişilik bir ekip olarak katıldık ve üniversitemizi temsil ettik. Bu sorumluluk o dönemde benim için oldukça ağırdı. Ancak yarışmada elde ettiğimiz Türkiye ikinciliği, mesleki özgüvenimi artırdığı gibi akademik kariyer yolunu seçmemde de belirleyici oldu.

Bugün geriye dönüp baktığımda, lisans eğitimi bile oldukça zor olan bir bölümde yüksek lisans ve doktorayı başarıyla tamamlayabilmemde o dönemde yaşadığım deneyimin büyük payı olduğunu çok net görüyorum: Bazen insanı en çok zorlayan deneyimler, hayatının yönünü belirleyen fırsatlara dönüşebiliyor.

- Uzun yıllar MMO Antalya Şubesi Başkanlığı görevini yürüttünüz. Bu süreçte en beğendiğiniz çalışmanız ne oldu? “Şunu yapamadım” dediğiniz bir şey var mı?

MMO Antalya Şubesi Başkanlığı benim için uzun ama son derece öğretici ve keyifli bir maratondu. Bu süreçte ekip arkadaşlarımızla birlikte birbirinden önemli pek çok çalışmayı hayata geçirdik. Göreve başladıktan kısa süre sonra pandeminin ilan edilmesiyle birlikte hayatın her alanında olduğu gibi mesleki faaliyetler de ciddi şekilde etkilendi. Bu dönemde şube çalışmalarını çok hızlı bir şekilde çevrimiçi ortama taşıyarak hizmetlerin kesintisiz devam etmesini sağladık. Özellikle genç meslektaşlarımızın ve öğrenci üyelerimizin meslek içi eğitimlerinin aksamaması bizim için öncelikliydi.

Genç mühendislerin modern teknolojilere uyum sağlamasına katkı sunmak amacıyla kurduğumuz bilgisayar destekli eğitim salonu da önemli projelerimizden biri oldu. Ancak benim için en anlamlı çalışma, şube binamızı neredeyse sıfır enerjili ve sıfır karbon salınımlı bir yapıya dönüştürme projesiydi. Uzun yıllardır hayalini kurduğum bu projeyi ekonomik koşullar ve teknolojik olgunlaşma nedeniyle görev süremizin son yılında gerçekleştirebildik. Bu proje yalnızca bir bina dönüşümü değil, aynı zamanda sürdürülebilir mühendisliğin somut bir örneği olarak meslektaşlarımıza ve kente bırakılmış önemli bir kazanımdır.

Görev sürem boyunca hedeflediğimiz projelerin büyük bölümünü ekip arkadaşlarımın desteğiyle hayata geçirdiğimizi düşünüyorum. Açıkçası “şunu mutlaka yapmalıydım” dediğim bir eksiklikten çok, tamamlanan bir sorumluluk döngüsü hissiyle görevi devretme kararı aldım. Görevi bırakma kararımın temelinde de bu var: tamamlanan bir sorumluluk döngüsü. Çünkü bir yöneticinin en doğru zamanda görevi devretmesi de en az projeleri hayata geçirmek kadar önemlidir.

- Hem başkanlık hem de öğretim üyeliği görevlerini yıllarca sürdürdünüz. Şimdi ise birçok makale, rapor ve bilimsel çalışmada imzanız var. Bu çalışma disiplinini nasıl elde ettiniz?

Oda başkanlığı gibi gönüllülük esasına dayanan yoğun bir görevi yürütürken, asli görevim olan akademik sorumluluklarımı aksatmamak benim için her zaman öncelikli oldu. Bu süreçte derslerimi düzenli şekilde yürüttüm, bilimsel çalışmalarımı kesintisiz sürdürdüm ve proje hakemliği ile çeşitli akademik kurul görevlerimi zamanında yerine getirmeye devam ettim. Bunun en yakın tanıkları öğrencilerim ve birlikte çalıştığım ekip arkadaşlarımdır.

Çalışma disiplinimin temelinde doğru zaman planlaması ve önceliklendirme yer alıyor. Başkanlık görevim boyunca uluslararası indeksli dergilerde yayımlanan bilimsel çalışmalarım da devam etti. Yoğun bir tempo içinde çalışmış olsak da akademik üretkenliğin sürdürülebilir olması gerektiğine inanıyorum.

Elbette bu süreçte özel yaşamdan fedakârlık yapmak zorunda kaldığımız dönemler oldu; ancak kamu kaynaklarıyla görev yapan bir akademisyen olarak sorumluluğumun bilinciyle hareket ettim. Sonuçta hem meslek odası görevini hem de akademik çalışmalarımı birlikte yürütebilmiş olmak benim için en büyük kazanımdır. Yoğunluk ne olursa olsun, sorumluluk bilinci ve iyi bir zaman yönetimiyle üretken kalmak mümkündür.

- Oda başkanlığının yanında üniversitede de gençlere yol gösteriyorsunuz. Sizce, mühendislik eğitiminde ve eğitim sisteminde en büyük eksiklikler neler?

Oda başkanlığı görevini üstlenmemdeki önemli motivasyonlardan biri, genç mühendis adaylarına rol model olabilmekti. Bu sorumluluğu yerine getirebildiysem ne mutlu bana. Mühendislik eğitimi ve genel eğitim sistemi açısından pek çok eksiklikten söz etmek mümkün; ancak öncelikle olumlu gelişmeleri de görmek gerekiyor. Günümüz teknolojisi sayesinde eğitim artık çok daha görsel, uygulamaya dönük ve erişilebilir hale geldi. Bilgisayar destekli analiz, simülasyon ve tasarım programlarının yaygın kullanımı, öğrencilerin mesleki hayata daha donanımlı başlamasını sağlıyor.

Buna rağmen mühendislik eğitimindeki en önemli sorunun motivasyon eksikliği olduğunu düşünüyorum. Üniversiteye yeni başlayan gençlerin mesleğin anlamını, sorumluluklarını ve sunduğu imkânları yeterince erken kavrayamaması, eğitim sürecindeki verimi olumsuz etkileyebiliyor. İlk yıllarda öğrencilerin mesleğe olan ilgisini ve aidiyetini güçlendirecek çalışmaların artırılması gerektiğine inanıyorum.

Genel eğitim sistemimiz açısından ise en önemli eksikliklerden biri, eğitim ile gelecekteki iş gücü ihtiyaçları arasındaki planlamanın yeterince sağlıklı yapılamamasıdır. Özellikle teknik ara eleman açığı bu durumun en somut göstergelerinden biridir. Gençlerin potansiyeli var; önemli olan o potansiyeli doğru zamanda ortaya çıkaracak eğitim ortamını oluşturabilmektir.

-Akademi ile sanayi iş birliği Antalya’da yeterince sağlanıyor mu?

Akademi ile sanayi iş birliğinin sağlanabilmesi için her iki tarafın da güçlü bir motivasyon ve ortak hedefe sahip olması gerekir. Antalya’da bu iş birliği için önemli fırsatlar mevcut. Kentimizde faaliyet gösteren iki teknokent, üniversite bilgi birikimi ile sanayi deneyimini bir araya getirebilecek önemli altyapılar sunuyor.

Ancak uygulamada beklentiler arasındaki farklılıklar süreci zaman zaman zorlaştırabiliyor. Akademi daha uzun vadeli araştırma ve geliştirme çalışmalarına odaklanırken, sanayi çoğu zaman daha kısa sürede ürüne dönüşebilecek projeleri tercih ediyor. Bu zaman ve öncelik farkı iş birliğinin hızını düşürebiliyor. Bu farklılıkların doğru mekanizmalarla yönetilebilmesi halinde Antalya’nın akademi–sanayi iş birliği açısından çok daha güçlü bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum. Bilgi ile üretimin aynı hedefte buluşması, kentin ekonomik gelişimi için en kritik unsurlardan biridir.

- Oda başkanlığını kendi isteğinizle bıraktınız. Bu çok önemli bir karardı. Bu örnek kararınızla ilgili neler söylemek istersiniz?

Çok açık söylemek gerekirse, sıradan bir başkan olarak kalmak yerine mesleğe katkı sunan bir lider olarak anılmayı tercih ettim. Ancak aldığım bu karar ne bir kopuştur ne de bir vedadır. Bu karar, kurumsal yenilenmeye olan inancımın, tamamlanan bir sorumluluk döngüsünün ve Odamın geleceğine duyduğum güvenin doğal bir sonucudur.

Demokratik kitle örgütlerinin en büyük gücü, kendini yenileyebilme kapasitesidir. Yeni kadroların ve farklı bakış açılarının Odamızı daha ileriye taşıyacağına gönülden inanarak görevimi devrettim.

Ben ise Odamın bir üyesi, bir meslektaşı ve bir gönüllüsü olarak; yöneticilik sürecinde edindiğim deneyim ve sorumluluk bilinciyle, bilimin, aklın ve kamu yararının yanında durmaya, kentimizin ve ülkemizin geleceği için katkı sunmaya daha farklı ve daha geniş bir ölçekte devam etmek istiyorum. Görevler geçicidir, sorumluluk ise kalıcıdır.

- Antalya’nın sizce en büyük sorunu nedir?

Antalya’nın karşı karşıya olduğu en önemli iki sorun su yönetimi ve kentsel dönüşümün doğru anlaşılmamasıdır. Bir tarım kenti olan Antalya’da su kaynakları üzerindeki baskı her geçen gün artıyor. Kaçak sondaj kuyuları, modern olmayan sulama yöntemleri, plansız ürün tercihleri ve turizm tesislerindeki yüksek su tüketimi, kentin tarımsal ve ekolojik sürdürülebilirliğini ciddi şekilde tehdit ediyor. Bu sorunun çözümü için tarımsal üretimin ihtiyaç odaklı planlanması, modern sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması ve kaçak sondajlara karşı etkili denetimlerin uygulanması büyük önem taşıyor. Turizm sektöründe ise tesislerin yatak kapasitesi ve bölgenin iklim koşulları dikkate alınarak su kullanım kotaları belirlenmesi ve gri su geri kazanım sistemlerinin zorunlu hale getirilmesi kısa vadede önemli sonuçlar sağlayabilir.

İkinci büyük sorun ise kentsel dönüşümün çoğu zaman yalnızca bina yenileme olarak algılanmasıdır. Oysa tek tek binaların yenilenmesi, yapıları deprem yönetmeliğine uygun hale getirir ancak kentin diğer sorunlarını çözmez. Gerçek kentsel dönüşüm; ada veya mahalle ölçeğinde, ulaşım, altyapı ve sosyal donatı alanlarını da kapsayan bütüncül bir planlamayla mümkündür. Böyle bir yaklaşım hem deprem güvenliğini artırır hem de yaşam kalitesini yükseltir. Antalya’nın geleceği, suyu doğru yönetebilen ve planlı büyüyebilen bir kent olup olmamasına bağlıdır.

* Türkiye’de ve Antalya’da öncü olarak ‘neredeyse sıfır enerjili bina’ konusunda büyük bir yatırım ve emek harcayarak oda binanıza bu sistemi kazandırdınız. Bu sistemin evlerde ya da toplu yaşam alanlarında kurulup kullanılması ve ülke genelinde yaygınlaşması mümkün mü?

Oda binamızı neredeyse sıfır enerjili bir yapıya dönüştürme fikri uzun yıllardır hayalini kurduğum bir projeydi. Bu projedeki amacımız kesinlikle yalnızca binanın elektrik faturasını karşılamak değildi; kentimiz için örnek teşkil edecek, rol model bir yapı ortaya koymaktı.

Sıfır enerjili bina kavramı zaman zaman yanlış anlaşılabiliyor. Sadece çatıya güneş panelleri kurarak tüketilen enerjiyi üretmek yeterli değildir. Bu tür binalarda esas olan, öncelikle enerji tüketimini mimari ve teknik önlemlerle en aza indirmek, ardından ihtiyaç duyulan enerjiyi yenilenebilir kaynaklarla üretmektir. Biz de projemizde bu bütüncül yaklaşımı uygulayarak Antalya ve ülke genelinde örnek alınabilecek bir model ortaya koyduk.

Mevzuat ve yapı koşulları nedeniyle bu sistemlerin her binaya doğrudan uygulanması her zaman mümkün olmayabilir. Ancak turizm tesisleri gibi ortak tüketimin yüksek olduğu toplu kullanım alanlarında son derece uygun ve verimli çözümler sunmaktadır. Bireysel ölçekte ise özellikle villa tipi konutlarda bu sistemlerden yararlanmak mümkündür.

Bugün hem Türkiye’de hem de Antalya’da bu konuda farkındalık giderek artıyor ve uygulamalar yaygınlaşıyor. Oda binamızda hayata geçirdiğimiz modelin, bu dönüşümün hızlanmasına ve daha doğru teknik yaklaşımlarla ilerlemesine katkı sağladığına inanıyoruz. Enerji verimli binalar, geleceğin değil, bugünün zorunluluğudur.

- Antalya belki de Türkiye’nin en çok günısıya sahip şehri. Güneş enerjisi kullanımının daha verimli olması için günısı sistemlerinde ve kullanımında ne tür değişiklikler yapılmalı?

Bir turizm kenti için kent estetiği son derece hassas bir konudur. Ne yazık ki Antalya’ya yukarıdan bakıldığında çatılarda düzensiz biçimde yerleştirilmiş günısı sistemleri ve uydu antenleri ciddi bir görüntü kirliliği oluşturuyor. Oysa güneş enerjisi kullanımından vazgeçmeden bu sorunu çözmek mümkündür.

Bizim önerimiz, belediyelerin imar planı notlarına eklenecek düzenlemelerle yapısal bir dönüşüm sağlanmasıdır. Günısı sistemlerinde su depolarının çatıdan kaldırılarak daire içine veya bina içindeki teknik hacimlere alınması, çatılarda yalnızca güneş kolektörlerinin ve antenlerin düzenli bir şekilde yer alması estetik açıdan önemli bir iyileşme sağlayacaktır.

Depoların bina içinde konumlandırılması durumunda sıcak su sirkülasyonu için küçük bir pompa sistemine ihtiyaç duyulacaktır. Bu pompanın elektrik ihtiyacı ise çatıya yerleştirilecek küçük bir fotovoltaik panel ile kolaylıkla karşılanabilir. Böylece sistem, dışarıdan ek enerji tüketmeden çalışabilir ve güneş termal kolektörleri ile güneş elektrik panellerinin birlikte kullanıldığı hibrit bir çözüm ortaya çıkar.

Önerilen model yalnızca estetik değil, aynı zamanda enerji ve su verimliliği açısından da önemli avantajlar sağlar. Çatıdaki açık depoların kaldırılmasıyla ısı kayıpları azalır, sıcak suya erişim hızlanır ve su tasarrufu sağlanır. Ayrıca güneş enerjisinin elektrik üretimiyle birlikte entegre kullanımına da imkân tanır. Güneş enerjisi Antalya için bir avantajdır; önemli olan bu avantajı kent estetiğiyle uyumlu şekilde kullanabilmektir.

- Antalya’nın uzun süredir gündeminde olan EXPO alanı hâlâ atıl vaziyette. Sizce orası nasıl değerlendirilmeli?

Yakın zamanda kentimizde düzenlenecek İklim Değişikliği Zirvesi COP31’in EXPO alanında yapılacağının açıklanması önemli bir gelişme. Ancak bu alanın yalnızca geçici etkinliklerle değil, kalıcı ve sürdürülebilir bir misyonla değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle yakın zamanda EXPO alanının bir teknoloji üssüne dönüştürülmesi yönünde bir öneri sundum.

EXPO 2016 alanı mevcut fiziksel altyapısı, geniş yerleşim planı ve ulaşım olanaklarıyla yüksek teknoloji odaklı bir dönüşüm için son derece uygun bir potansiyele sahip. Antalya turizmde dünya çapında bir marka haline gelmiş bir şehir; ancak geleceğin ekonomik rekabeti yüksek katma değerli üretim ve teknoloji üzerinden şekilleniyor. Bu nedenle alanın “Robotik ve İleri Üretim Teknoloji Üssü” olarak yeniden işlevlendirilmesinin kentimizin bilim, teknoloji ve ekonomi temelli dönüşümüne önemli katkı sağlayacağına inanıyorum.

Robotik üretim yalnızca fabrikalardan ibaret değildir; yapay zekâ, yazılım, otomasyon, tasarım, Ar-Ge ve nitelikli mesleki eğitim süreçlerini kapsayan bütüncül bir ekosistem gerektirir. Böyle bir merkez, Antalya’ya sadece yatırım değil, aynı zamanda nitelikli insan kaynağı ve bilgi üretimi de kazandıracaktır.

Antalya’nın teknokentleri, organize sanayi bölgesi, serbest bölgesi, güçlü lojistik altyapısı, yüksek yaşam kalitesi ve uluslararası bağlantıları bu vizyonu destekleyebilecek önemli avantajlar sunmaktadır. EXPO alanının yeşil dokusu korunarak mevcut yapıların teknoloji üretimi, girişimcilik ve eğitim faaliyetleri için değerlendirilmesi ekonomik ve çevresel açıdan da son derece rasyonel bir yaklaşım olacaktır.

Bu tür bir dönüşüm, Antalya’yı yalnızca turizm kenti değil, aynı zamanda teknoloji ve yenilik üreten bir merkez haline getirebilir. EXPO alanı, Antalya’nın turizm kenti kimliğini teknoloji kenti kimliğiyle tamamlayabileceği en önemli fırsatlardan biridir.

- Antalya’nın geleceğini nasıl görüyorsunuz? Özellikle artan nüfusla birlikte şehrin yeni dönemde nasıl şekilleneceğini düşünüyorsunuz?

Doğru planlama ve etkin yönetim sağlanabilirse Antalya yalnızca turizm ve tarım kenti değil, aynı zamanda güçlü bir sanayi ve ticaret merkezi olabilecek potansiyele sahiptir. Ancak hızla artan nüfus bu potansiyelin doğru yönetilmesini zorunlu kılıyor. Nüfus artışı kontrolsüz biçimde devam ederse, yapılaşmanın kentin çeperlerine yayılması kaçınılmaz olur ve bu durum tarım ile orman alanları üzerinde ciddi bir baskı oluşturur.

Bu sürecin sağlıklı yönetilebilmesi için en kritik araç bütüncül kentsel dönüşüm politikalarıdır. Ada veya mahalle ölçeğinde planlanacak dönüşüm, yalnızca yapı güvenliğini artırmakla kalmaz; sosyal donatı alanlarının genişlemesine, yeşil alanların artmasına, altyapının yenilenmesine ve ulaşım sorunlarının azaltılmasına da katkı sağlar.

Artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayacak kapsamlı bir ulaşım master planının hazırlanması ve kararlılıkla uygulanması da büyük önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra nüfus artışı su başta olmak üzere kentin doğal kaynakları üzerinde de önemli bir baskı oluşturacaktır. Bu nedenle su verimliliği, gri su kullanımı ve yenilenebilir enerji uygulamaları gibi sürdürülebilir çözümler kentsel planlamanın ayrılmaz bir parçası haline getirilmelidir.

Bütüncül bir dönüşüm yaklaşımı sayesinde sosyal alanların çatılarında güneş enerjisi sistemleri kurulabilir, su geri kazanımı yaygınlaştırılabilir ve kent kaynakları daha verimli kullanılabilir. Doğru planlanmış bir Antalya, artan nüfusa rağmen yaşam kalitesini koruyan ve sürdürülebilir büyümeyi başarabilen bir şehir olabilir.

Antalya’nın geleceği, plansız büyüyen değil planlı gelişen bir kent olup olamayacağına bağlıdır. Doğru planlama yapılırsa nüfus artışı bir tehdit değil, kalkınma fırsatına dönüşebilir.

-Son olarak, genç öğrencilere ve mühendis adaylarına en önemli tavsiyeniz ne olur?

Genç mühendis adaylarına en önemli tavsiyem, çağın gerekliliklerine uyum sağlayan ve kendini sürekli geliştiren bireyler olmalarıdır. Bilgi hızla değişiyor; bu nedenle öğrenmeyi hiçbir zaman bırakmamak büyük önem taşıyor.

Bunun yanında sosyal sorumluluk bilincinden asla uzaklaşmamalarını özellikle vurgulamak isterim. Bireysel başarı tek başına yeterli değildir. Mühendislik mesleğinin temelinde topluma fayda üretmek vardır ve bu sorumluluk yalnızca teknik çalışmalarla sınırlı değildir. Genç mühendislerin bilgi birikimlerini toplum yararına kullanacak sosyal projelerde ve gönüllü çalışmalarda yer almaları hem mesleki hem kişisel gelişimleri açısından son derece değerlidir. Unutulmamalıdır ki iyi bir mühendis yalnızca çözüm üreten değil, aynı zamanda topluma değer katan kişidir.

Kaynak: ANTALYA EKSPRES GAZETESİ