Küçük bir kız çocuğuydum. Henüz yeni yeni dünyayı tanımaya çalışan, aklı sokak oyunlarında, arkadaşlarında ve ilkokulda. Yeni yetme bile değildim, yer küçük bir kasaba.
Şu okuma yazmayı, okula gitmeden öğrenen meraklı veletlerden biriydim, laf aramızda. Taze, meraklı bir beyin, dolduracak şeyler arıyor fıldır fıldır ortada. İmkân? Kitaplar belli. Ailede tek maaş, emekçi ailesi. Geçim zor o zamanlar da yine. Alırdım sınıf kitaplığındaki kitapları, ders kitaplarının arasına saklardım. Okuldan hırsızlık değil benimkisi, ders dışında bir şeyler okuduğunu aileden saklama becerisi.


***


Saflık bu ya, bir gün hayat bilgisi ders kitabını ters koymuşum okuduğum kitabın kamuflajına. Masumca savunmadayım; “Ama anne derslerim bitti”. “Öyle mi, al eline o zaman tığ işini. Çeyiz hazırlamalısın vakit kıymetli.”. Dönem öyle bir dönem, kadın öncelikle eş olarak hazırlanmalı hayata. Çeyiz sandığı, akıl sandığından önemli. O en kıymetli zamanlar parmaklarda kalan tığların izi ve dantel işlemeler arasında geçiverdi. Tabii ki isyankar bir slogan beynimde; Genç kadınların elinde olması gereken şey el işi yerine kitap, parmaklarında tığ izi yerine mürekkep izi…

***


Dantel modası çoktan eskidi, geldi ve geçti. Tıpkı yitip giden zaman gibi. Yerleri artık nostalji köşeleri. Nereden geldik konuya? 25 Mayıs’taki Kanal D ve CNN Türk ortak yayınında geçen  “Çözüm sürecinde katılanlar Türkiye’nin entel dantel ne kadar kanaat önderi varsa buraya davet ettik.” söylemi. Tabii ki onların da işlevi kalmamış, modası geçivermişti. 

***


İşte böyle adaletsiz bir başlangıçla başlardı bizde kadınların hikayesi. Erkekler hep torpilli, hep dışa açık yetiştirilirdi, kadınlarsa el işi, ev işi. Buydu kurgulanan ilişki. Erkek neden bu kadar sosyal hayatta, aktif ve yaşamın içinde? Sebebi oldukça açık değil mi?  Haksız bir rekabet ilişkisi, adaletsiz bir yaşam kurgusu; baştan adaletsiz bir rekabetti bizimkisi.

***


Sokaklardayım. Yarış adil değil, görüyorum herkes gibi. İktidarın elindeki her tür enstrüman açıkça alenen kullanılıyor her yerde. Söylemler de enteresan. 20 yıllık iktidarda ya ben vardım ya muhalefet. Ötekileştirme, ayrımcılık ve hatta şiddet dilini siyasi söylemlere sokan iktidardaki siyasiler, almış sazı eline “muhalefetin ötekileştirme dili sona erecek” diyor. Asılsız, mesnetsiz, muhalefete ‘terörist’ çamuru atılıyor. Hüda-Par giriyor Meclis’e 4 milletvekili ile. Programı belli, topluma, yaşama, yaşantıya, kadına bakış açısı belli. Biz günahkârları (!) yola getirmek belki de hedefi.

***


Yaşanan her şey unutulmuş sanki, zeytinyağı gibi herkes suyun üstünde. Geldiğimiz, içinde bulunduğumuz ekonomik ve sosyal süreçte iktidarın savunmada kalması gerekirken, sürekli muhalefet savunmada bırakılıyor. Dördüncü güç, kendini ele geçiren iktidar cephesinden hiç durmadan ateş ediyor. Yaşam dünyasında debelenen vatandaşlarımızın bir bölümü sadece bunu görüyor, ötesi yaşam derdi. Nefes aldırmayacaksın mümkünse.

***


Devletin kaynaklarını kullanıyorlar ve senden benden, alın terimizden akıyor bu çeşme. Sonra yine bunlarla tavlamaya çalışıyorlar seni, beni. Mesele gücü kaybetmemek; iktidar ve koltuk meselesi. Ama bir nokta daha var ki bence oldukça önemli.  Bunların altında görülmeyen ya da özenle örtülmeye çalışılan konu toplumu dönüştürme ve ideolojik tahakküm meselesi.
Uzun süre önce başladı bence bu proje ve amaç devam ettirilerek sona erdirilmesi.
Çoğumuz biliyoruz ki bu yarış adil değil ve Leonard Cohen’in dediği gibi; ‘Zarlar hileli.’
Dikkat… Bu sandığın adı çeyiz sandığı değil, içinde danteller yok.
Bu sandığın adı demokrasi…
Nostalji köşelerinde kalmayacak, geleceği inşa edecek.
Oylanan; parlamenter sistem, adalet, kadın hakları, halkın sesi,  hak, hukuk, liyakat, insan hakları, eşitlik, doğa, çevre ve her şeyiyle gelecek...

***


Kadınlarımız… Ekonomiyi bir tarafa bırakacak olursak, bu seçimden en çok etkilenecek ise bizleriz. Bize had bildirmek kimsenin haddi değil. Kadınlarımızı, kız çocuklarımızı bekleyen tehlikenin farkında mısınız? Bakın çevrenize, açın gözlerinizi. İster açık olun, ister kapalı. Bu şahısların kendi tercihi, kendi yaşamları. En başta ötekileştirilen bizler oluyoruz, kadına şiddette bile en önce kadında aramayın bahaneyi. Ne bir cinsel objesiniz yeryüzünde, ne kul, ne de köle. Nefsine hakim olamayanın suçunu atmayın kadınlara. Yaşamak erkeğe mahsus değil sadece. Biz de varız bu dünyada ve yaşayacağız, bu ataerkil sistemin işine gelse de gelmese de. Yanınızdaki partnerinizle eşitsiniz, bundan ötesi hikaye. Unutmayın, el ele eşitlikle,  paylaşarak yürümeli aile sistemi. Sağlıklı ve güzel olan böylesi.

***


Pazar günü, aklı baliğ olan herkes sandıklara gelmeli. Ufak bir not; zihinsel engelli, oy kullanamayacak kapasitedeki yakınlarınızı taşımayın sandıklara. Oy kullanmaya çalışmayın onlar adına. Bu ne inanca, ne insanlığa sığar, ne adalete, ne ahlaka, ne hukuka. Tabii ki lafım vicdanı olanlara.
İnsan… Önemli bir kavram. Öncelikle insan. 
Adil bir dünyada, baskısız, hakla hukukla, ezilmeden, sömürülmeden, kayırmadan, kayrılmadan, hür, eşit, insani koşullarda, insan gibi yaşamalı insan.
Kaygısız, tereddütsüz, korkusuz, kendinden emin hepimiz gidelim sandıklara.
Koyalım güzel bir gelecek beklentisiyle irademizi ortaya.
Birilerinin boyun eğmemizi, kabullenmemizi beklediği, dayatmaya çalıştığı  iradeleri değil, her durumda yaşamımız için, bizim ve çocuklarımızın yaşadıkları ve yaşayacakları için; bizim irademizdir sandıkta olması gereken, asıl olan.
Güzel günler göreceğiz hep beraber, aydınlık günler. İnanıyorum, eşitlik ve demokrasi kokacak her yer. 
Demokratik, özgür, adil bir seçim ve iyi bir hafta sonu dilerim. 
Sevgi ve saygılarımla…