Dünya’nın güncesi; Ortadoğu’da yaşanan kanlı savaş. Oysa yeni bir aya girmiştik... Baharın gelmekte olduğunun göstergesi Mart ayına... Tam bahar mutluluğu yaşacağız derken, büyük savaş başladı, Ortadoğu cehenneme döndü, kıyamet kopuyor. Kaygı ve korku ile girdik baharın ilk günlerine... Aynı coğrafyada bulunduğumuz komşu ülkelerde patlayan bombalar nedeniyle kaygılıyız, karanlık günler yaşıyoruz.. Adı bile ürküten ‘Savaş’... Neler oluyor Ortadoğu’da, bölgede topyekun savaş mı olacak, bu savaş nereye evrilecek? Korku, kaygı, ölüm, patlayan bombalar ve yitip giden canlar... Savaşın bu korkunç ve çirkin yüzü ülkemize sıçrar mı? Cevabımız elbette kocaman bir ‘Hayır’...

***

Evet kritik günler dedik, sözün bittiği yer diyelim ve işi konunun uzmanlarına bırakalım. Gelin biz, kaybetme korkusu ve kazanma ihtimali ile ilgili konuşalım. Misal mantıktan, kazanmak ve kaybetmek korkusundan söz edelim. İnsanların çoğu sahip oldukları herhangi bir şeyi kaybetmemek için sahip olmadıkları bir şeyi kazanmak adına harcayacaklarından daha fazla çaba sarf eder öyle değil mi? Dolayısıyla kaybetme korkusu, birçok kişi için kazanma ihtimalinden daha kuvvetli bir motivasyon oluyor.

***

Aslına bakacak olursanız bu bir araştırma konusu, özellikle de alışveriş ile ilgili... Şöyle ki insanların sizden bir şey almasının veya herhangi bir seçim yapmalarının temelinde mantıklı ya da rasyonel herhangi bir gerekçe bulunmuyor. Mantığımız bize en iyi ürünü almak isteyeceğimizi söylüyor. Hep öyle olmaz mı? Ama gelin görün ki böyle bir şey yokmuş. Mental bize mümkün olduğu kadar fazla seçenek istediğini ve bunların arasından mantıklı bir seçim yaptığını söylüyor. Hani toplum olarak alışverişi pek severiz ya... Özellikle de ucuzluk dönemlerinde girilen mağaza ve markette ihtiyaç olsun olmasın, mantığı ve cüzdanın içini düşünmeden ‘aman ucuzmuş, lazım olur’la hareket edilmiyor mu? Alışverişte çok yaşanan bir durumdur bu. Seçimi yaptıktan sonra, doğru karar verdiklerinden emin olurlar. Ama cüzdan suyunu çekip, sıra kredi kartına gelince de ‘Böyle olacağını biliyordum, kendimi dinlemeyip mantığımı dinlemeliydim’ diye söylenirler.

***

Yapılan alışveriş araştırmasına göre, burada uygulanabilecek tek bir doğru yol ve mantık varmış, diğerleri yanlış. Peki neymiş bu yöntem, düşünsel uyumsuzluk durumunu ortadan kaldırmak, gerçek karar verme güdüsünü öne çıkarmak. İşte o zaman hesap da yapılan alışveriş de içine ve aklına siniyormuş. Özetlersek, bunun adı da ‘ekonomi nefsimize hakim olmak’mış. Bu kara enflasyon bize hala bunu öğretemediyse vah ki vah. Kalın sevgiyle..