Danıştay 10. Dairesi’nin, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın “sahipsiz ve tehlike arz eden hayvanlar” genelgesini hukuka aykırı bularak iptal etmesi, hayvan hakları mücadelesinde önemli bir hukuki kazanım olarak değerlendirilirken; yaşam hakkı savunucuları, kararın sahadaki toplama uygulamalarını tek başına durdurmaya yetmeyeceği ve merkezi idarenin baskısıyla yeni, daha sert uygulamaların gündeme gelebileceği uyarısında bulundu.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 27 Aralık 2021 tarihinde yayımladığı ve aynı gün 81 ilin valilikleri ile belediyelerine gönderdiği “sahipsiz ve tehlike arz eden hayvanlar” genelgesi, Danıştay 10. Dairesi tarafından hukuka aykırı bulunarak iptal edildi. Karar, sokak hayvanlarının toplanarak barınaklara kapatılmasına karşı çıkan yaşam hakkı savunucuları tarafından önemli bir hukuki kazanım olarak değerlendirilirken, uygulamaların sahada tamamen sona ermediğine yönelik uyarılar da beraberinde geldi.
Söz konusu genelge, sokakta yaşayan hayvanların doğal yaşam alanlarından koparılarak toplu şekilde barınaklara götürülmesine zemin hazırladığı, besleme faaliyetlerini engellediği ve hayvanların çoğu zaman yetersiz koşullarda yaşamaya zorlandığı gerekçeleriyle yoğun tepki çekmişti. Hayvan hakları savunucuları, düzenlemenin hayvanları korumaktan çok yaşam alanlarını daralttığını ve hayvan haklarını ikincil plana ittiğini savunuyordu. Türkiye Hayvanları Koruma Vakfı’nın açtığı dava sonucunda Danıştay, bakanlığın bu konuda genelge çıkarma yetkisi bulunmadığına hükmederek düzenlemeyi iptal etti.
‘FİİLEN DURDURUR AMA HER ŞEY BİTMEDİ’
Yaşam Hakkı İçin Mücadele Derneği Antalya Şube Başkanı Mert Güçlü, Danıştay kararının önemine dikkat çekerken, kamuoyunda oluşabilecek yanlış algılara karşı da uyarıda bulundu. Güçlü, “Yasa meclis kararıyla değiştirildi ve tüm hızıyla toplamalara devam ediliyor. Bu nedenle bu tarz paylaşımlar, insanlara kısa süreli bir umut verip ardından büyük bir hayal kırıklığına yol açabiliyor” dedi.
Güçlü, sahadaki baskının giderek arttığını belirterek, “1 Ocak’tan sonra çok daha sert toplama uygulamalarıyla karşılaşmamız muhtemel. Çünkü bu mesele artık sadece belediyelerin inisiyatifinde değil. İçişleri Bakanlığı sürece doğrudan dahil oldu ve valilikler üzerinde ciddi bir baskı oluşturuluyor” ifadelerini kullandı.
‘BASKI ARTIYOR, BİRLİK ŞART’
Danıştay kararının hukuki etkisini ayrıntılı şekilde değerlendiren Güçlü, şu ifadeleri kullandı: “Evet, bu Danıştay kararı fiilen genelgeye dayalı olarak yapılan toplatma işlemlerini ve besleme yasaklarını durdurur. Ancak buradan yola çıkarak ‘Türkiye genelinde tüm toplama işlemleri tamamen sona erdi’ demek hukuken doğru olmaz. Çünkü kararın merkezinde önemli bir tespit var: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın bu konuda genelge çıkarma yetkisi yoktur. Sorun da tam olarak burada başlıyor.”
‘ART NİYETLİ UYGULAMALARA KARŞI HAZIRLIKLI OLMALIYIZ’
Kararın yanlış kullanılma ihtimaline de dikkat çeken Güçlü, “Sahada şöyle bir riskle karşı karşıyayız: Bu işi bilmeyen can dostlarımız, bir toplama ile karşılaştıklarında bu genelgeyi gerekçe göstererek itiraz ederse, bazı belediyeler ya da idareler ‘Biz genelgeye dayanarak değil, kanuna dayanarak toplama yapıyoruz’ diyebilir. Ne yazık ki art niyetli pek çok belediyenin bu yolu tercih edeceğini öngörüyoruz” dedi.
‘GÜÇLÜ BİR MÜCADELEYLE İDARİ İŞLEMLER DURDURULABİLİR’
Buna rağmen hukuki mücadelenin önemine vurgu yapan Güçlü, sözlerini şöyle sürdürdü: “Danıştay aslında bize çok net bir kapı aralıyor. Eğer biz bu konunun üzerine gerçekten güçlü, kararlı ve örgütlü bir şekilde gidersek; kaymakamlıkların, ilçe idarelerinin ya da belediyelerin aldığı idari kararları iptal ettirebiliriz. Davalar açabilir, hukuksuz uygulamaların önüne geçebiliriz. Hatta katledilen canlarımızın hesabını yargı önünde sorabiliriz. Bunun yolu da tek başına hareket etmekten değil, ortak akılla, birlik içinde mücadele etmekten geçiyor.”




