Gündelik hayatın yoğun temposu içinde gerçek insan ilişkilerine yeterince zaman ayıramayan modern şehir insanının, zihinsel yalnızlık hissini sosyal medya platformlarında saatlerce vakit geçirerek bastırmaya çalıştığı belirtiliyor. Uzman Psikolog Anıl Yıldız, bu durumun kısa vadede anlık sosyallik hissi oluşturduğunu ancak uzun vadede zihinsel boşluğu derinleştirdiğini ifade ediyor.

Uzman Psikolog Anıl Yıldız, “Günümüz insanı özellikle büyük şehir yaşamının getirdiği hız, sürekli değişen gündem, ekonomik ve sosyal baskılar ile birlikte gerçek anlamda derin ve sürdürülebilir sosyal ilişkiler kurmakta giderek daha fazla zorlanıyor. İnsanlar gün içinde biriken duygusal yükü, yalnızlık hissini ve zihinsel yorgunluğu sosyal medya üzerinden hızlı, kolay ve zahmetsiz bir şekilde gidermeye yöneliyor. Ancak bu durum başlangıçta bir rahatlama hissi verse de, uzun vadede kişinin kendi iç dünyasıyla yüzleşmesini erteleyen ve zamanla daha yoğun bir boşluk, daha güçlü bir tatminsizlik ve duygusal tükenmişlik yaratan bir döngüye dönüşüyor” dedi.

Anıl Yıldız-3

PASİF SOSYALLEŞME VE “SOSYAL ATIŞTIRMALIK” ETKİSİ
Davranış bilimciler tarafından sosyal medya kullanımının temel motivasyonlarından birinin pasif sosyalleşme arzusu olduğuna dikkat çeken Anıl Yıldız, “Bu davranış biçimi aslında modern çağın en görünmez alışkanlıklarından biri haline gelmiş durumda. Tıpkı fiziksel açlığı bastırmak için hızlı, düşük besin değerine sahip, kısa süreli tokluk sağlayan atıştırmalıklara yönelmek gibi, zihin de sosyal bağlardan uzaklaştıkça benzer bir şekilde davranıyor. Kişi gerçek anlamda bir sosyal etkileşim kuramadığında, yalnızlık hissini bastırmak için başkalarının hayatlarına ait görüntüleri, videoları ve hikâyeleri tüketerek geçici bir tatmin elde etmeye çalışıyor. Ancak bu tatmin, gerçek bir doyum olmadığı için çok kısa sürede kayboluyor ve yerini daha derin bir boşluğa bırakıyor” ifadelerini kullandı.

KARŞILIKLILIK EKSİKLİĞİ VE TEK YÖNLÜ ETKİLEŞİM
Sosyal medyada “karşılıklılık” ilkesinin devre dışı kaldığını vurgulayan Yıldız, “Kullanıcı ekranın diğer tarafındaki yaşamı izlerken aslında sadece bir izleyici, bir tanık ve çoğu zaman pasif bir gözlemci konumunda kalıyor. Görsel ve duygusal açıdan yoğun uyarıcılarla karşılaşsa da bu süreçte gerçek anlamda bir diyalog, karşılıklı etkileşim, geri bildirim ya da duygusal paylaşım gerçekleşmiyor. İnsan psikolojisi ise doğası gereği karşılıklılık ve etkileşim üzerine kuruludur. Bu olmadığı zaman, kişi kısa süreli bir yoğunluk hissi yaşasa bile bunun ardından gelen boşluk duygusu daha güçlü bir şekilde ortaya çıkar” dedi.

Sosyal Medya7451 1

SESSİZ TÜKETİM VE DİJİTAL İZOLASYON
Sosyal medya içeriklerinin giderek daha fazla sessiz şekilde tüketildiğine dikkat çeken Yıldız, şunları söyledi: “İçeriklerin büyük bir bölümünün artık ses kapatılarak, sadece görsel akış ve altyazılar üzerinden takip edilmesi, modern dijital alışkanlıkların ne kadar değiştiğini gösteriyor. Bu durum ilk bakışta pratik ve zahmetsiz bir tüketim biçimi gibi görünse de aslında bireyin çevresiyle olan bağını zayıflatan önemli bir faktör haline geliyor. Kişi hem bulunduğu fiziksel ortamdan hem de içinde bulunduğu sosyal bağlamdan giderek uzaklaşıyor ve farkında olmadan daha izole, daha içe kapanık bir zihinsel yapıya sürükleniyor.”

AİDİYET HİSSİNDE ZAYIFLAMA
Bu izolasyonun zamanla aidiyet duygusunu zayıflattığını belirten Yıldız, “İnsan gün boyunca yüzlerce farklı hayatı, farklı hikâyeyi ve farklı deneyimi izlediğini düşünse de aslında bu süreç tamamen tek taraflı bir gözlemden ibarettir. Kişi bu deneyimlerin hiçbirine aktif olarak katılmadığı için gerçek anlamda bir bağ kuramaz. Bu bağ eksikliği zamanla daha belirgin hale gelir ve kişinin kendisini herhangi bir topluluğa ait hissetmemesine, dolayısıyla da daha derin bir yalnızlık duygusu yaşamasına neden olur” ifadelerini kullandı.

Sosyal Medya41032 750X375

SAHTE AİDİYET VE DİJİTAL TATMİNSİZLİK
Küresel mutluluk ve yaşam doyumu raporlarının da bu durumu desteklediği belirten Yıldız şu ifadelere yer verdi; “Sosyal medya platformları ilk bakışta insanlara çok geniş bir bağlantı ağı, çok sayıda etkileşim ve sürekli bir görünürlük sunuyor gibi görünse de aslında bu ilişkilerin büyük bir kısmı yüzeysel ve geçicidir. Bu yüzeysellik, kişiye gerçek bir bağlanma hissi değil, sadece kısa süreli bir aidiyet yanılsaması verir. Bu yanılsama ise zaman içinde kişinin duygusal dünyasında boşluk, tatminsizlik ve anlam arayışı krizini daha da derinleştirir.”

‘DİJİTAL DENGEYİ YENİDEN KURMAK’
Dijital bağımlılık döngüsünü kırmak için bazı davranışsal yöntemler olduğunu vurgulayan Yıldız, “Tüketimden üretime geçiş aslında zihinsel bir dönüşüm sürecidir. Kişinin yalnızca içerik tüketen bir pasif izleyici olmaktan çıkıp, kendi düşüncelerini ifade eden, yorum yapan, paylaşımda bulunan ve dijital ortamda etkileşim kuran aktif bir katılımcı haline gelmesi gerekir. Bu değişim, bireyin sosyal medya ile kurduğu ilişkiyi daha dengeli ve daha sağlıklı bir zemine taşır. Ayrıca haftada en az iki gün yüz yüze sosyal etkinliklere katılmak, spor yapmak, sanatla ilgilenmek ya da farklı hobi gruplarında yer almak, kişinin gerçek sosyal bağlarını güçlendirir. Bu tür fiziksel etkileşimler, dijital dünyanın yarattığı sahte yakınlık hissini dengeleyerek daha kalıcı bir aidiyet duygusu oluşturur” dedi.

BİLDİRİM HİJYENİ VE ZİHİNSEL ALAN
Bildirim kontrolünün de önemine değinen Yıldız, “Günün belirli saatlerinde bildirimlerin tamamen kapatılması, özellikle sabah uyanır uyanmaz ve gece uyumadan önce ekran kullanımının minimuma indirilmesi, zihnin sürekli uyarılma halinden çıkmasını sağlar. Bu sayede kişi hem kendi düşüncelerine daha fazla alan açar hem de gerçek yaşamla kurduğu bağı daha güçlü hale getirir” ifadelerini kullandı.

Muhabir: AYŞE OKAN SARICA/ÖZEL HABER