İstanbul Kültür Üniversitesi’nin 2025 ‘Türkiye Şiddet Haritası’ raporu, şiddet vakalarının bir yılda yüzde 75 artarak 2 bin 289’a yükseldiğini, faillerin büyük çoğunluğunun erkek olduğunu ve şiddetin artık özel alandan kamusal alana taşındığını ortaya koydu. Antalya Barosu Kadın Hakları Kurulu Kolaylaştırıcısı Gamze Eroğlu, kadınların sadece fiziksel değil, ruhsal, sosyal ve ekonomik açıdan da şiddete maruz kaldığını belirterek, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin şiddetin temel kaynağı olduğunu vurguladı.

YARALAMA VAKALARI ÖN PLANDA
Raporda, kişilerarası şiddetin büyük kısmını yaralama vakalarının oluşturduğu belirtildi. Toplam vakaların yüzde 61,5’ini yaralama oluştururken, cinayet ve diğer şiddet türleri de raporda yer aldı. Marmara Bölgesi’nden Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’ya kaydığı görülen şiddet, özellikle Şanlıurfa ve Adana illerinde ciddi artış gösterdi. Şanlıurfa’daki vaka sayısı yaklaşık 13 kat, Adana’daki vaka sayısı ise 5 kat artarak bu bölgeleri yeni kriminolojik “sıcak noktalar” haline getirdi.

ŞİDDET KAMUSAL ALANA TAŞINIYOR
Raporda, şiddetin artık “mahrem” alandan sokağa taşındığı vurgulandı. 2024 yılında yüzde 13,2 olan yabancı fail oranı, 2025 yılında yüzde 38,8’e yükseldi. Bu durum, toplumsal güven bağlarının zayıfladığını ve kamusal alanın güvenliği açısından ciddi riskler bulunduğunu gösteriyor. Ayrıca rapor, aşırı sıcak hava dalgalarının şiddeti tetiklediğini ve eylül ayının yüzde 10,4 ile en riskli ay olduğunu ortaya koydu.

ATEŞLİ SİLAH KULLANIMI ARTTI
Raporda ayrıca, cinayetlerde ateşli silah kullanımının yüzde 62 ile baskın hale geldiği ve faillerin yüzde 95,5’inin erkeklerden oluştuğu belirtildi. Bu veriler, kriminolojide “erkeklik ve suç” arasındaki bağın güçlendiğini ve şiddetin temel kaynağının erkek odaklı saldırganlık şemaları olduğunu gösteriyor.

KIRILGAN GRUPLAR DAHA FAZLA RİSK ALTINDA
Yaşlılar (60+) ve çocuklar (0-18 yaş) gibi kırılgan gruplara yönelik şiddette yabancı fail oranının ciddi şekilde artması dikkat çekti. Bu durum, söz konusu grupların sosyal koruma kalkanlarının ekonomik ve toplumsal stres karşısında zayıfladığını ve koruma ihtiyacının acil olarak ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN TOPLUMSAL BOYUTU
Rapor bulgularını değerlendirirken kadına yönelik şiddetin toplumsal boyutuna dikkat çeken Antalya Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu Kolaylaştırıcısı Gamze Eroğlu, “Kadına yönelik şiddet, ister dört duvar arasında 'mahrem' denilen alanda, isterse sokağın ortasında kamusal alanda gerçekleşsin; kadının yaşam hakkını ve onurunu her açıdan abluka altına almaktadır. Fiziksel saldırılar, bu buzdağının sadece görünen, kanayan yüzüdür. Ancak asıl yıkım; uzun yıllara yayılan ruhsal travmalar, kadının kendi ayakları üzerinde durmasını engelleyen ekonomik prangalar, arkadaş ve aile çevresinden koparan sosyal izolasyon ve en temel insan haklarından olan cinsel hakların ihlali ile gerçekleşmektedir. Kadınlar bugün, kendilerine dayatılan dar yaşam alanlarına hapsedilmiş, 'toplumsal roller' denilen o dar kıskacın içinde nefessiz bırakılmıştır. Erkek egemen zihniyet, şiddeti bir hak arama aracı olarak normalleştirerek kadının özgürleşmesinin önüne en büyük barikatı kurmaktadır” ifadelerini kullandı.

Gamze Eroğlu

‘KORUMA KALKANI DELİNDİ’
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin etkilerine de dikkat çeken Eroğlu, “Hukuki güvencelerin zayıflatılması, şiddet faillerine dolaylı bir 'cezasızlık' mesajı vermektedir. Türkiye’nin 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi’nden tek taraflı çekilmesi, kadınların can güvenliğinin devlet koruması altındaki en büyük kalkanının delinmesidir. Rakamlar yalan söylemiyor; 2021’de 280 olan kadın cinayeti sayısı, sözleşmeden çıkışın hemen ardından yüzde 20 artarak 334’e fırlamıştır. Bu artış tesadüf değildir; toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin körüklenmesinin ve koruyucu politikaların eksikliğinin doğrudan, kanlı bir sonucudur. Kadını sadece 'anne', 'eş' ya da 'ev işçisi' parantezine sıkıştıran politikalar, kadının birey olarak ekonomik ve toplumsal hayatta var olmasını engellemekte, onu savunmasız bırakarak şiddete açık hale getirmektedir” dedi.

‘CİNSİYETÇİ KALIPLAR ŞİDDETİ BESLİYOR’
Toplumdaki cinsiyetçi kalıp yargılarına dikkat çeken Eroğlu, “Toplumun iliklerine kadar işleyen cinsiyetçi roller, şiddetin ideolojik yakıtıdır. Erkeğe 'asla ağlamama', 'ailenin mutlak reisi olma' ve 'sertlik' üzerinden bir kimlik dayatılırken; kadına 'kutsal annelik' adı altında sınırsız fedakarlık ve ev içi hizmet rollerinin yüklenmesi, her iki tarafı da sağlıksız bir zemine itmektedir. Kadınlara 'annelik' üzerinden atfedilen o 'kutsallık', aslında kadının bireysel kimliğini yok sayan, onu eve hapseden ve toplumsal yüklerini artırırken elindeki gücü alan bir illüzyondur. Bizler açıkça söylüyoruz: Hayat ortaktır. Kadınların yaptığı her işi erkekler de yapabilir ve yapmalıdır. Cinsiyet temelli bu adaletsiz görev dağılımı artık en radikal şekilde sorgulanmalıdır” diye konuştu.

‘ŞİDDET ÖNCE DİLDE BAŞLAR’
Cinsiyetçi fıkraların, söylemlerin ve gençler arasındaki kalıp yargıların kadına yönelik şiddeti normalleştirdiğini vurgulayan Eroğlu, “Şiddet sadece yumrukla başlamaz; önce dilde başlar. Günlük hayatta kullanılan cinsiyetçi fıkralar, aşağılayıcı söylemler ve gençler arasında 'şaka' adı altında dolaşan kalıp yargılar, kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran kültürel bir bataklık yaratmaktadır. Şiddeti durdurmak için sadece kâğıt üzerindeki yasalar yetmez; topyekûn bir zihniyet devrimi şarttır. Etkin soruşturmaların tavizsiz yürütülmesi, faillerin 'iyi hal' indirimi almadan cezalandırılması, mağdurların uğradığı zararların eksiksiz tazmini ve bu mücadele için devlet bütçesinden yeterli payın ayrılması bir tercih değil, anayasal bir zorunluluktur. Bütüncül politikalar hayata geçirilmeli ve kadınların korunması devletin birincil önceliği olmalıdır” dedi.

‘GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ’
Eroğlu, cesur kadın hareketlerine de destek vererek, “Tüm bu baskı ve karanlık tabloya rağmen, sokaklarda ve adliye koridorlarında geri adım atmayan cesur kadın hareketleri, Türkiye'nin umududur. Bu hareketler, yarattıkları toplumsal farkındalıkla aslında toplumun tamamı için eşitlik ve adalet talep etmektedir. Bizler, bu haklı mücadeleyi her alanda destekleyecek; toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı sarsılmaz bir duruş sergileyerek, kadınlara yönelik şiddeti her alanda engellemekte kararlı olacağız. Mücadelemiz, her kadının korkusuzca sokakta yürüyebildiği, evinde güvende olduğu ve emeğinin karşılığını aldığı güne kadar sürecektir” ifadelerini kullandı.

Muhabir: AYŞE OKAN SARICA/ÖZEL HABER