GÜNDEM

Uzmanından karne günü uyarısı

Yaklaşık 18 milyon öğrenci karne alarak eğitim-öğretim yılını tamamlarken, Antalya’da da öğrenciler yaz tatiline girerken uzmanlar karne gününün çocuk psikolojisi açısından kritik bir dönem olduğuna dikkat çekti

Yaklaşık 18 milyon öğrenci, 2025-2026 eğitim-öğretim yılını bugün son ders ziliyle birlikte tamamlayarak yaz tatiline giriyor. Karne heyecanının yaşandığı bu günler, öğrenciler için yalnızca akademik bir değerlendirme değil, aynı zamanda yoğun duygusal süreçlerin de ortaya çıktığı hassas bir dönem olarak öne çıkıyor. Uzman Psikolog Anıl Yıldız, karne günlerinin çocukların duygusal dünyasında belirleyici etkiler oluşturabildiğini belirterek, ailelerin tutumunun bu süreçte kritik rol oynadığını ifade etti.

‘ÇOCUKLAR NOTTAN ÖNCE EBEVEYNİN YÜZÜNE BAKAR’
Karne günlerinde çocukların yaşadığı duygusal hassasiyete dikkat çeken Uzman Psikolog Anıl Yıldız, şu ifadeleri kullandı: “Karne günü aslında birçok yetişkinin düşündüğünden çok daha derin bir anlam taşır. Çocuklar çoğu zaman notlarını ilk anda anlamlandırmak yerine, anne ve babalarının yüz ifadelerini okumaya çalışır. Çünkü çocuk için o an en önemli gösterge notların kendisi değil, o notlara verilen duygusal tepkidir. Eğer ebeveynin yüzünde bir hayal kırıklığı, öfke ya da soğukluk varsa çocuk bunu doğrudan kendi kişiliğine, kendi değerine ve hatta sevilebilirliğine dair bir mesaj gibi algılar. O yüzden karne günü, aslında bir not değerlendirmesinden çok bir ilişki anıdır. Karne, çocuğun zekâsını ya da değerini ölçen bir araç değildir. Bu belge yalnızca belirli bir zaman diliminde akademik performansın kısa bir fotoğrafını sunar. Çocuğun karakteri, potansiyeli, merakı, çabası ya da hayata bakışı tek bir sayfa ile ölçülemez. Bu nedenle karneyi bir kimlik tanımı gibi değil, gelişim sürecinin geçici bir göstergesi gibi görmek gerekir.”

‘KIYASLAMA ÇOCUĞUN ÖZGÜVENİNİ ZEDELER’
Karne döneminde ailelerin en sık yaptığı hatalardan birinin kıyaslama olduğunu vurgulayan Yıldız, “Çocuğu başka biriyle kıyaslamak, özellikle de ‘komşunun çocuğu’, ‘kuzenin çocuğu’ ya da sınıftaki en başarılı öğrenci üzerinden yapılan karşılaştırmalar, çocukta doğrudan yetersizlik ve değersizlik duygusunu tetikler. Çocuk burada kendi gelişim yolculuğuna bakmayı bırakır ve sürekli başkalarının standartlarına göre kendini ölçmeye başlar. Bu da içsel motivasyonu zayıflatır ve çocuğun kendi potansiyelini keşfetmesini engeller. Bu kıyaslamalar sadece o anlık bir üzüntü yaratmaz, zaman içinde çocuğun kendine bakışını da şekillendirir. Sürekli başkalarıyla ölçülen bir çocuk, ‘ben yeterli değilim’ düşüncesini içselleştirebilir. Bu da ilerleyen yıllarda özgüven sorunlarına, karar verme güçlüklerine ve sosyal ilişkilerde çekingenliğe kadar uzanan bir süreci tetikleyebilir” dedi.

‘DÜŞÜK NOT CEZALANDIRMA DEĞİL, ANLAMA FIRSATIDIR’
Düşük notlarla karşılaşıldığında ebeveynlerin yaklaşımının belirleyici olduğuna dikkat çeken Yıldız, “Bir çocuğun düşük not getirmesi, çoğu zaman tembellik ya da isteksizlikten değil, farklı birçok faktörün birleşiminden kaynaklanır. Bu nedenle ilk refleks olarak çocuğu sorgulamak ya da suçlamak yerine, onun yaşadığı süreci anlamaya çalışmak gerekir. ‘Neden böyle yaptın?’ gibi baskılayıcı sorular çocuğu savunmaya iterken, ‘Bu dönem senin için nasıl geçti, seni en çok zorlayan şey neydi?’ gibi sorular çocuğun kendini ifade etmesine alan açar. Düşük notu bir ceza ya da başarısızlık etiketi gibi görmek çok yaygın ama doğru olmayan bir yaklaşımdır. Aslında bu durum, çocuğun öğrenme sürecinde nerede zorlandığını anlamak için bir fırsattır. Doğru şekilde ele alındığında bu süreç, çocuğun gelişimine katkı sağlayacak bir dönüşüm alanına dönüşebilir” diye konuştu.

‘BAŞARIYI ZEKÂYLA DEĞİL EMEKLE İLİŞKİLENDİRİN’
Başarı durumlarında kullanılan dilin de en az başarısızlık anları kadar önemli olduğunu vurgulayan Yıldız, “Bir çocuğa ‘sen çok zekisin’ demek ilk bakışta olumlu gibi görünse de aslında riskli bir ifadedir. Çünkü bu yaklaşım başarıyı sabit, değişmeyen bir özellik gibi sunar. Oysa gerçek başarı, doğuştan gelen bir özellikten çok emek, sabır, tekrar ve çabayla oluşur. Bu nedenle ‘çok zekisin’ yerine ‘bu başarı için çok emek verdin, gerçekten çalıştın ve çabaladın’ demek çocuğun gelişim algısını çok daha sağlıklı kurar. Bu tür bir yaklaşım, çocuğun başarısızlıkla karşılaştığında da yıkılmasını engeller. Çünkü başarıyı zekâya değil emeğe bağlayan çocuk, başarısızlığı da bir son değil, yeniden deneme süreci olarak görmeyi öğrenir” ifadelerini kullandı.

‘KARNE, İLETİŞİMİ GÜÇLENDİRME FIRSATIDIR’
Karne günlerinin yalnızca bir değerlendirme anı değil, aynı zamanda aile içi iletişimi güçlendirme fırsatı olduğunu belirten Yıldız, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Karne günü bir yargılama günü değil, çocuğu anlamak ve onunla duygusal bağ kurmak için önemli bir fırsattır. O gün konuşulan şey notlar değil, çocuğun kendini nasıl hissettiği olmalıdır. Eğer çocuk bu süreçte anlaşılmış, dinlenmiş ve koşulsuz kabul edildiğini hissederse, bu onun hem akademik hem de duygusal gelişimine çok daha büyük katkı sağlar.”