Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni Ahmet Çapar, kendine özgü tarzıyla yaptığı resimlerle büyük ilgi çekiyor. Günümüzün koşuşturmalarla dolu dünyasında sanatı bir ‘hafifleme ve unutma’ süreci olarak gördüğünü belirten Ahmet Çapar, yazı yazarak başladığı sanat yolculuğunda, kendini harflerle değil çizgi ve boyalarla ifade etme yolunu seçti. Yaptığı resimlerde izleyicinin beğenisinden önce ruhunu hafifletip kendisini mutlu edip etmediğine baktığını ifade eden Çapar, resim olmasa karanlıkta kalacağını söylüyor.
Gençler için de kendisinin yaptığı gibi beğeni kaygısı veya öğreti desteği beklememeleri gerektiğini ifade eden Çapar’a göre sanat, toplumu önce bireyden başlayarak düzeltmek için çok önemli bir araç.
Çapar, Antalya’da yaşamanın sanatına verdiği katkıdan, kendisini sanata yönlendiren etkenlere; eserlerinin neyi anlattığından sanata nasıl başladığına kadar birçok konuda samimi açıklamalarda bulundu.
İşte Ahmet Çapar’ın Ekspres’ten Selim Çelik'e verdiği özel röportaj:
Ne kadar süredir sanatla ilgileniyorsunuz?
Yaklaşık 15 yıldır resim ve heykel üreten, otodidakt bir sanatçıyım. Aslında sanat yolculuğum yazıyla başladı. Uzun yıllar boyunca şiir, öykü, deneme ve günlükler yazarak kendimi ifade etmeye çalıştım. Mesleki olarak Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim ve Milli Eğitim bünyesinde görev yapıyorum. Yazıdan resme uzanan bu yolculuk, benim için bir meslekten çok bir içsel dönüşüm hikâyesidir.
Sanat sizin için ne ifade ediyor?
Sanat benim için bir ifade biçiminden çok bir “hafifleme” ve “unutma” süreci. Ruhumda biriken ağırlıkları, kırılmışlıkları, yalnızlıkları ve karanlıkları dışarı bırakabildiğim bir alan. Sanat, içimdeki karmaşayı susturabildiğim ve nefes alabildiğim bir yer.

Sizi sanatçı olmaya yönlendiren en önemli etken neydi?
Hayatımın hiçbir döneminde resim yapmamıştım. Yazıyordum sadece. Ama bir noktadan sonra kelimelerin yetersiz kaldığını hissettim. Yazdıkça derinleşen bir karanlık vardı içimde. Bir gün sözcükleri duvara asamadığımı fark ettim. İşte o gün çizgiyle tanıştım.
Beni sanatçı olmaya yönlendiren şey bir tercih değil, bir zorunluluktu. Ya başka bir yol bulacaktım ya da o karanlıkta kalacaktım. Resim, o çıkış yoluydu.
İlham kaynaklarınız neler? Bir eseri üretirken nasıl bir süreç izliyorsunuz?
İlham kaynağım çoğu zaman doğa: taşlar, ağaçlar, evren… Ama asıl kaynak iç dünyam.
Üretim sürecim oldukça içsel ve plansız. “Ruhumun Tavan Arası” dediğim küçük odamda, inzivaya çekilerek çalışıyorum. Önceden kurgulanmış bir kompozisyonum olmuyor. Çizgiler kendiliğinden doğuyor, renkler birbirine karışıyor. O süreçte ben yöneten değil, izleyen oluyorum.
Bir eserin “başarılı” olduğunu nasıl anlarsınız?
Benim için bir eserin başarısı, onu yaparken ruhumda bir hafifleme yaratıp yaratmadığıyla ilgili. Eğer bir şeyi unutabildiysem, içimdeki bir yük azaldıysa o eser amacına ulaşmıştır. İzleyicinin beğenisi ikinci planda kalır.
Çalışmalarınızda öne çıkan temalar var mı?
Zaman, hafıza ve unutma… Eserlerim çoğunlukla unutmak üzerine kurulu. Her çizgi, her renk bir şeyi geride bırakma çabasının izidir. Figüratif anlatımdan uzak duruyorum; daha çok leke, çizgi ve renk üzerinden bir dil kuruyorum.

Antalya’da yaşamak üretiminizi nasıl etkiliyor?
Antalya’nın doğası üretimimi besleyen önemli bir unsur. Işık, renk ve doğanın çeşitliliği ister istemez çalışmalarımda yer buluyor. Burada yaşamak, doğayla daha doğrudan bir ilişki kurmamı sağlıyor.
Antalya’nın kültürü, doğası, tarihi eserlerinize nasıl yansıyor?
Doğrudan figüratif bir yansıma olmasa da, doğanın formları ve ritmi işlerime siniyor. Taşlar, ağaçlar, toprağın dokusu… Bunlar zamanla hem resimlerimde hem de heykellerimde kendine yer buluyor.
Yerel sanat ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yerel sanat ortamı üretmek isteyenler için bir alan sunuyor, ancak sanatın özünde bireysel bir yolculuk olduğuna inanıyorum. Benim için asıl mesele, dış ortamdan çok iç dünyamla kurduğum ilişki.
Sanatın toplumsal bir sorumluluğu olduğunu düşünüyor musunuz?
Sanatın toplumu etkileyen bir gücü olduğuna inanıyorum, ama benim üretimim daha çok bireysel bir yüzleşme alanı. Yine de izleyici kendi sanrılarıyla yüzleşebiliyorsa, bu dolaylı bir toplumsal katkıdır.

Sizi en iyi temsil ettiğini düşündüğünüz eseriniz hangisi?
Tek bir eser söylemek zor. Çünkü her biri ruhumun farklı bir döneminin izlerini taşıyor. Ama genel olarak “Uyumsuzluk Sanrıları” olarak adlandırdığım işler, iç dünyamı en açık haliyle yansıtıyor.
İzleyici yorumları sizi nasıl etkiliyor?
İzleyicinin kendi anlamını bulması benim için önemli. Bazen bir izleyici, benim bile fark etmediğim bir şeyi görür eserimde. Ama üretim sürecimde yorumlar yönlendirici değildir.
Şu anda üzerinde çalıştığınız projeler var mı?
Üretimim kesintisiz bir süreç. Resimle birlikte üç boyutlu çalışmalara da yöneliyorum. Kil ve doğal malzemelerle yaptığım heykeller, bu yolculuğun yeni bir parçası.

Ulusal ya da uluslararası anlamda hedefleriniz neler?
Hedeflerden çok yolculuğun kendisiyle ilgileniyorum. Üretmeye devam etmek, içsel dönüşümümü sürdürmek benim için daha anlamlı. Elbette eserlerimin daha geniş kitlelerle buluşması da önemli.
Genç sanatçılara ne tavsiye edersiniz?
Kendilerini başkalarının öğretilerine hapsetmesinler. Sanat öğrenilen bir şeyden çok keşfedilen bir şeydir. İç seslerini dinlesinler. Kaygısız, beklentisiz üretsinler. Çünkü gerçek sanat, insanın kendi derinliğine inebilmesiyle başlar.





