Antalya’nın batı ilçelerinde son yıllarda artış gösteren maden ve taş ocağı faaliyetleri, çevre örgütleri ve meslek odalarının tepkisini çekmeye devam ediyor. Özellikle Finike, Kaş ve Kumluca hattında yoğunlaştığı belirtilen ocakların, bölgenin doğal yapısı ve ekolojik dengesi üzerinde ciddi baskı oluşturduğu ifade ediliyor.
‘BÖLGE EŞSİZ BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞE SAHİP AMA BASKI ARTIYOR’
Antalya’nın batı aksının dünya ölçeğinde önemli bir ekosistem olduğunu vurgulayan Çevre Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ceren Şahin, “Kontrolsüz madencilik faaliyetleri bölgeyi geri dönüşü zor bir sürece sürükledi. Antalya’nın batı aksı, özellikle Finike, Kaş ve Kumluca hattı, biyolojik çeşitlilik açısından dünyada çok az bölgede görülebilecek kadar zengin bir yapıya sahiptir. Bu alanlar, yalnızca endemik türler açısından değil, aynı zamanda geniş ve kesintisiz sedir ormanlarıyla da küresel ölçekte korunması gereken hassas ekosistemler arasında yer almaktadır. Ancak son yıllarda bu bölgelerde art arda açılan mermer ve taş ocakları, adeta kontrolsüz bir şekilde çoğalarak doğanın taşıma kapasitesini zorlamakta ve ekolojik dengeyi ciddi biçimde bozmaktadır” dedi.

‘ORMANLAR PARÇALANIYOR, YAŞAM ALANLARI DARALIYOR’
Madencilik faaliyetlerinin yalnızca ağaç örtüsünü değil, tüm ekosistemi etkilediğini belirten Şahin, “Orman ekosistemleri parçalanmakta, büyük ve bütüncül yaşam alanları küçük adacıklara dönüşmektedir. Bu parçalanma yalnızca ağaçların kaybı anlamına gelmemekte, aynı zamanda yaban hayatının göç yollarını kesmekte, ekolojik koridorları yok etmekte ve türlerin yaşam sürekliliğini tehdit etmektedir. Uzun vadede bu durum, bölgedeki biyolojik çeşitliliğin ciddi şekilde azalmasına neden olacaktır” ifadelerini kullandı.
‘TOZ EMİSYONU SAĞLIK RİSKİNİ ARTIRIYOR”
Madencilik faaliyetlerinin su kaynakları ve insan sağlığı üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Şahin, “Yeraltı suyu akış rejimi bu faaliyetlerden doğrudan etkilenmektedir. Su yollarının değişmesi, kaynakların azalması ve bazı bölgelerde kuruma riskinin artması hem içme suyu teminini hem de tarımsal sulamayı tehdit etmektedir. Ayrıca ocaklardan kaynaklanan yoğun toz emisyonları, yalnızca çevreyi değil, bölge halkının solunum sağlığını da ciddi şekilde etkilemektedir. Özellikle rüzgarla yayılan partikül maddeler, tarımsal ürünlerin üzerine çökmekte ve hem verim kaybına hem de kalite düşüşüne neden olmaktadır” dedi.
‘EKOLOJİK TAŞIMA KAPASİTESİ ACİLEN BELİRLENMELİ’
Bölgedeki faaliyetlerin bilimsel temelde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, “Antalya’nın batı bölgesi için ivedilikle kapsamlı bir ekolojik taşıma kapasitesi çalışması yapılmalıdır. Bu çalışma, bölgenin ne kadar yükü kaldırabileceğini bilimsel verilerle ortaya koymalıdır. Mevcut faaliyetler detaylı biçimde denetlenmeli, çevresel sınırları aşan tesislerin faaliyetleri durdurulmalı ve doğası tahrip edilen alanlar gecikmeden rehabilite edilmelidir. Aksi halde bu süreç, geri dönüşü olmayan ekolojik kayıplara yol açacaktır” diye konuştu.





