Dünyanın neresine giderseniz gidin, dar gelirlilerin ve emeklilerin ortak sorusu artık aynı: “Biz nerede yaşayacağız?” Bu soru yalnızca geçim sıkıntısını değil, insanların yıllarca kurdukları hayatı kaybetme korkusunu da anlatıyor.
İspanya’da geçtiğimiz günlerde yaşananlar bunun acı bir örneği. Madrid’de yaşayan 87 yaşındaki María del Carmen Abascal, bilinen adıyla Maricarmen, 71 yıldır oturduğu evinden 23 Eylül’de tahliye edildi. Eski kira sözleşmesinden doğan hakkı konusunda evin sahibi olan şirketle yıllarca hukuki mücadele vermişti. Yaklaşık 500 Euro kira ödeyen Maricarmen'den, ev sahibi şirket önce 2.650 Euro talep etti. Daha sonra bu bedel 1.650 Euro'ya düşürüldü. Ancak yaklaşık 1.350 Euro emekli maaşı alan yaşlı kadının bu kirayı karşılaması mümkün değildi.
Maricarmen evinden sedyeyle çıkarıldı. Görüntüler büyük tepki yarattı, barınma hakkını savunanlar sokaklara çıktı. Daha sonra evine dönmesine olanak sağlayacak bir anlaşmaya varıldı. Ancak Maricarmen, 7 Ekim’de hastanede hayatını kaybetti. Yıllarını geçirdiği evine dönemedi.
Bir insan 71 yıl yaşadığı evinden ayrılırken geride yalnızca dört duvar bırakmaz. Anılarını, alışkanlıklarını, komşularını, kısacası kendisine ait bir dünyayı bırakır. Üstelik yaş ilerledikçe o dünyanın yerine yenisini kurmak da kolay değildir.
İspanya’daki bu hikaye bize neden bu kadar tanıdık geliyor?
Çünkü Türkiye’de de İstanbul, İzmir ve Antalya gibi kentlerde yüksek kiralar, dar gelirli insanların yaşamını giderek zorlaştırıyor. Özellikle turizm ve göçün etkilerinin hissedildiği Antalya’da konutun yatırım değeri ile insanların barınma ihtiyacı arasındaki gerilim daha görünür hale geliyor. Bir tarafta kira getirisi hesapları, diğer tarafta ay sonunu getirmeye çalışan insanlar var.
Oysa Antalya yalnızca tatil için gelinen bir şehir değil. Burada çalışan, çocuk büyüten, emekli olan, yıllardır aynı sokakta yaşayan insanlar da var. Kentin ekonomik canlılığına katkı sağlayan insanların, günün sonunda o kentte yaşamayı sürdürebilmek için mücadele etmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir çelişki.
Barınma gideri arttığında bir ailenin bütçesinden yalnızca daha fazla para çıkmıyor. Eğitimden, sağlıktan, sosyal yaşamdan ve kimi zaman en temel ihtiyaçlardan kısılıyor. Her ay kirayı denkleştirmeye çalışmak, insanın geleceğe güvenle bakmasını da engelliyor.
En kırılgan kesimlerden biri de emekliler. Birikimi olmayan, hayatını kiracı olarak geçirmiş bir insan düşünün. Kırk, elli yılını aynı mahallede yaşamış, çocuklarını orada büyütmüş, komşularıyla bağ kurmuş. Şimdi artan kirayı karşılayamadığı için ona başka bir şehre taşınması öneriliyor.
“Daha ucuz bir yere gidin.”
Söylemesi kolay. Peki bir insanın doktoru, dostları, anıları, alıştığı sokaklar ne olacak? Yıllardır aynı kentte yaşayan birinin yalnızca daha düşük kira bulabilmek için bütün sosyal çevresini değiştirmesi gerçekten çözüm sayılabilir mi? İnsanların ekonomik koşullar yüzünden ömür verdikleri kentlerden kopmak zorunda kalması bir tür ekonomik sürgün değil mi?
Elbette mülkiyet hakkı korunmalı. Ev sahiplerinin taşınmazlarından gelir elde etmesi de tek başına yanlış değil. Ancak barınma ihtiyacı ile mülkiyet hakkı arasında adil bir denge kurulmadığında bedeli en ağır ödeyenler, çoğu zaman başka seçeneği olmayan insanlar oluyor.
Konutun başka yatırımlardan farkı da burada. Bir hisse senedinin değeri düştüğünde insan para kaybedebilir, evini kaybettiğinde ise güvenliğini, düzenini ve yaşadığı yere aidiyetini de kaybedebilir.
Üstelik barınma hakkı yalnızca vicdani bir çağrı değil. Anayasa’nın 57’nci maddesi devlete, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alma görevi yüklüyor. Bu nedenle çözümü yalnızca kiracıyla ev sahibinin pazarlığına bırakmak yeterli değil. Dar gelirlilerin erişebileceği konutların artırılması, emeklilerin desteklenmesi ve insanların yerinden edilmesini önleyen politikalar geliştirilmesi gerekiyor.
Maricarmen’in hikayesi geride önemli bir soru bırakıyor: Hayatı boyunca çalışmış, yaşadığı kente emek vermiş bir insan, yaşlılığında neden bir çatı bulamamaktan korksun?
Bir evin fiyatı olabilir ama o evde biriktirilen hayatın bedeli ölçülemez.
Barınmak bir ayrıcalık değil, insan hakkıdır.