Türkiye’de 6-15 yaş aralığındaki çocukların yüzde 90’ından fazlasının düzenli internet kullandığı belirtilirken, sosyal medyanın dayattığı “kusursuz görünüm” algısının çocukları estetik ameliyatlara yönlendirdiği ifade edildi. TBMM’de dijital riskler ve okul güvenliğine ilişkin yürütülen çalışmalarda uzmanlar, sosyal medyanın çocuklar üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

‘DİJİTAL DÜNYANIN YÜKSELEN ETKİSİ’
Estetik yaşının düşüşünü değerlendirerek sürecin yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacağını vurgulayan Uzman Psikolog Anıl Yıldız, “Günümüzde giderek daha sık duyduğumuz bir ifade var; estetik yaşının 13–14’e kadar düşmesi. Bu durum ilk bakışta şaşırtıcı ve kaygı verici görünebilir. Ancak bu eğilimi anlamak için yalnızca tıbbi ya da bireysel tercihlere bakmak yeterli değildir. Asıl mesele, çocukların ve ergenlerin içinde büyüdüğü dijital dünyadır. Türkiye’de 6-15 yaş arasındaki çocukların yüzde 90’ından fazlasının düzenli internet kullanıyor olması, bu etkinin ne kadar yaygın bir zeminde gerçekleştiğini de göstermektedir. Özellikle TBMM’de dijital riskler ve okul güvenliğine ilişkin yürütülen çalışmalar da bu dönüşümün artık toplumsal bir mesele haline geldiğini ortaya koymaktadır” dedi.

Anıl Yıldız-3

SOSYAL MEDYA VE BEDEN ALGISI
Sosyal medyanın özellikle görsel platformlar üzerinden çocukların beden algısını etkilediğini belirten Yıldız, şu ifadelere yer verdi: “Son yıllarda yapılan araştırmalar, özellikle sosyal medyanın gençler üzerindeki beden algısı etkisinin oldukça güçlü olduğunu göstermektedir. Ergenlik dönemindeki bireyler kimlik gelişimlerinin en hassas evresindeyken sürekli olarak ideal yüzler, kusursuz vücutlar ve filtrelenmiş gerçekliklerle karşı karşıya kalmaktadır. Instagram ve TikTok gibi görsel ağırlıklı platformlar, algoritmalar aracılığıyla benzer içerikleri sürekli kullanıcıya sunarak bu algıyı pekiştirmektedir. Filtreler, ışık oyunları ve dijital düzenlemelerle oluşturulan görüntüler zamanla gerçek insan görünümü yerine ulaşılması gereken standart haline gelmektedir.”

SOSYAL KARŞILAŞTIRMA VE PSİKOLOJİK ETKİLER
Beden algısındaki bozulmanın psikolojik süreçlerle ilişkili olduğunu ifade eden Yıldız, “Bu noktada önemli bir psikolojik süreç devreye girer: sosyal karşılaştırma. Ergenler kendi görünüşlerini bu idealize edilmiş görüntülerle kıyasladıkça özsaygılarında düşüş yaşanabilir. Bu durum bazı bireylerde beden algısı bozukluklarına, aşırı mükemmeliyetçiliğe ve dış görünüşe yönelik yoğun kaygıya yol açabilir. Kişinin kendi görünümünü objektif değerlendirmesi zorlaşır ve çoğu zaman yetersizlik hissi ortaya çıkar. Bu süreç yalnızca görünüşle ilgili değildir; aynı zamanda kimlik gelişimi ve özdeğer algısında da kırılmalara neden olabilir” diye konuştu.

ERKEN YAŞTA ESTETİK TALEBİ
Estetik müdahalelere yönelimin erken yaşlara inmesini değerlendiren Yıldız, “Estetik müdahalelere yönelimin 13–14 yaşlara kadar düşmesi bu sürecin bir uzantısı olarak değerlendirilebilir. Burada kritik olan estetik işlemlerin kendisinden çok, bu isteğin hangi psikolojik zeminde ortaya çıktığıdır. Eğer bir genç kendi bedensel özelliklerini ‘düzeltilmesi gereken bir hata’ olarak görmeye başlamışsa, burada yalnızca estetik değil aynı zamanda özdeğer ve kimlik gelişimi açısından da bir kırılma noktası söz konusudur. Bu nedenle mesele tıbbi bir tercih değil, gelişimsel ve psikolojik bir süreç olarak ele alınmalıdır” ifadelerini kullandı.

TEKNOLOJİNİN ÇİFT YÖNLÜ ETKİSİ
Sosyal medyanın yalnızca olumsuz yönleriyle değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Yıldız, şu ifadeleri kullandı: “Elbette teknolojiyi ya da sosyal medyayı tamamen olumsuz bir çerçevede değerlendirmek doğru değildir. Bu platformlar bilgiye erişim, ifade özgürlüğü ve sosyal bağ kurma açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Ancak sorun içerik niteliği ve maruz kalma yoğunluğu arttıkça ortaya çıkmaktadır. Sürekli idealize edilmiş görüntülere maruz kalmak, gerçeklik algısının yer değiştirmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle dijital dünyanın hem fırsat hem de risk barındıran çift yönlü yapısı göz ardı edilmemelidir.”

AİLELERE VE EĞİTİMCİLERE ÇAĞRI
Çocukların dijital dünyadaki etkilerden korunması için ortak sorumluluğa dikkat çeken Yıldız, “Bu noktada ailelere, eğitimcilere ve ruh sağlığı profesyonellerine önemli görevler düşmektedir. Çocukların ve ergenlerin gördükleri içerikleri eleştirel bir gözle değerlendirebilmeleri desteklenmelidir. Gerçeklik ile dijital olarak üretilmiş ideal arasındaki fark açıkça konuşulmalı, beden algısının sadece görünüşten ibaret olmadığı; sağlıklı olmanın, kendini kabul etmenin ve bütüncül bir iyi oluş halinin çok daha önemli olduğu vurgulanmalıdır. Estetik yaşının düşmesi bir moda ya da bireysel tercih meselesi değil, dijital çağın psikolojik etkilerinin bir yansımasıdır” dedi.

Muhabir: AYŞE OKAN SARICA/ÖZEL HABER