Milyonlarca takipçiye ulaşan, çoğu zaman yüksek yaşam standartları ve kusursuz bir hayatın temsilcisi olarak görülen sosyal medya fenomenlerinin yaşamlarına son verdiği haberler giderek artıyor. Rekabetin artması, mahremiyetin ortadan kalkması ve sürekli izleniyor olma hissi yalnızlık duygusunu derinleştirirken, dışarıdan parlak görünen hayatların ardında kırılgan bir ruh hali oluşabiliyor. Yakın dönemde sosyal medya fenomenleri Kübra Karaaslan, Ayşegül Eraslan (şüpheli) ve Sergen Altunbaş’ın yaşamlarına son vermesi, Ayça Beğen’in ise intihar girişiminde bulunması, bu görünmeyen yükü yeniden gündeme taşıdı.
‘SOSYAL MEDYA VE PERFORMANS BASKISI İNTİHARI TETİKLİYOR’
Toplumda intihar vakalarına ilişkin artışa dikkat çeken Uzman Sosyolog Funda Alpaslan Talay, “Son dönemde hem sosyal medyada görünür olan kişilerde hem de genel toplumda intihar vakalarına ilişkin artış dikkat çekiyor. Bu durumu tek bir nedene indirgemek mümkün değil; aksine, çok katmanlı bir toplumsal meseleyle karşı karşıyayız. Öncelikle, içinde yaşadığımız çağda bireyler yoğun bir performans baskısı altında. Özellikle sosyal medya fenomenleri açısından bu baskı daha görünür ve sürekli. Sürekli üretmek, görünür olmak, beğenilmek ve onay almak zorunda hissetmek; bireyin kendilik algısını kırılgan hale getirebiliyor. Başarı ve mutluluk imgeleriyle örülü bir vitrin sunulurken, o vitrinin arkasındaki gerçek duygular çoğu zaman görünmez kalıyor. Bu durum, bireyde yalnızlık, yetersizlik ve tükenmişlik duygularını artırabiliyor” dedi.

‘BİREYLERİN RUHSAL DAYANIKLILIĞI ZORLANIYOR’
Toplum genelinde de ekonomik belirsizlikler, gelecek kaygısı, sosyal güvencesizlik ve yalnızlaşma gibi faktörler bireylerin ruhsal dayanıklılığını zorladığını söyleyen Talay, “Sosyal bağların zayıflaması, dayanışma ağlarının çözülmesi ve bireyselleşmenin artması; insanların zor zamanlarda tutunacak alanlarını daraltıyor. İntihar haberlerinin yayılma biçimi de bu sürecin önemli bir parçası. Özellikle detaylı, dramatize edilmiş ve tekrar eden şekilde sunulan haberler, toplum üzerinde olumsuz bir etki yaratabiliyor” diye konuştu.
‘İNTİHAR TOPLUMSAL BİR SORUN’
Her insanın hikayesinin görülmeye ve anlaşılmaya değer olduğunu vurgulayan Talay, “Sosyolojide ve sosyal psikolojide bu durum “taklit etkisi” olarak da tartışılır. Bir olayın sürekli görünür hâle gelmesi, özellikle kırılgan bireyler üzerinde normalleştirici bir etki oluşturabilir. Bu nedenle medyanın dili, kullandığı başlıklar ve olayları sunuş biçimi son derece kritik. Burada önemli olan, bu tür olayları sansasyonel bir içerik olarak sunmak yerine; toplumsal nedenleri görünür kılmak, ruh sağlığına erişim imkânlarını artırmak ve dayanışma kültürünü güçlendirmektir. İntihar, bireysel bir tercih gibi ele alınamayacak kadar toplumsal bağlamı olan bir olgudur. Bu nedenle çözüm de yalnızca bireye değil; toplumsal politikalara, sosyal destek mekanizmalarına ve kamusal sorumluluğa dayanmalıdır. Her insanın hikâyesi görülmeye ve anlaşılmaya değerdir. Bu yüzden meseleye yargıyla değil, anlayış ve sorumlulukla yaklaşmak gerekir” dedi.





