Aslında bugün, Antalyaspor'un Malatyaspor ile oynadığı karşılaşmayı yazmayı düşünüyordum ancak bundan vazgeçtim. Nedeni ise Antalya'da gazetecilik adına bazı şeylerin değişmesi gerektiğini düşünmem.

Türkiye'de yerel gazetecilik deyince devamlı olarak Trabzon medyasından örnekler verilir.

Trabzon'daki yerel medya, kentte ve Trabzonspor üzerinde oldukça etkili ve güçlüdür.

Trabzon kentinin ve Trabzonspor'un uğradığı en küçük haksızlığa Trabzon medyası cevap verir.

Hem de en yüksek sesle.

Örnek mi?

İşte burada. Trabzonspor, Gaziantep deplasmanından 1-1 beraberlikle dönüyor ve maçın hakemi Fırat Aydınus'un yönetimine de tepki gösteriyor.

Hem de bu başlıklarla; Sonnokta: 'Sizinle işimiz VAR'

Karadeniz Spor: 'VAR'ınız batsın! Topunuzun Allah cezasını versin.'

Günebakış: 'Tetikçiler.'

Taka: 'Sizi gidi pislikler!'

Başlıkların sert oluşu tartışılabilir. Ancak şehrinin en büyük markasını savunmak, onunun uğradığı haksızlıkta tepki koymak bunu gerektirir.

Peki, bizde durum nasıl?

Türkiye'nin en üst liginde mücadele eden Antalyaspor'un maçını bekleyen gazete sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Neden? Çünkü maç geç başlayacak ve o saate kadar kim bekleyecek düşüncesidir.

Maçtan iki gün sonra sayfalarına karşılaşmayı taşıyanlar da, sırf sayfa doldurmak için bunu yaparlar. Her gün sabah Kanal V'de meslek büyüğüm Ali Orhan gazeteleri okuyor ve gündemi yorumluyor. Hatta gazetelerdeki yanlışları da söyleyerek uyarılarda da bulunuyor. Geçtiğimiz gün Ali Orhan; Antalyaspor'un maçı oynanmasına karşın, bir yerel gazetenin sanki maç oynanacakmış gibi 'Çalışmalarını sürdürüyor' şeklinde haber yaptığını anlattı. İşte Antalya'da bu iş bu kadar basit ve kolay görülüyor.

Kimse kendisini kandırmasın.

'Biz şöyle habercilik yapıyoruz' diyerek gazetecilik yapılmaz.

Bu sözlere de kimse de inanmaz.

Lafa geldi mi 'Yerel gazetelere destek verilmiyor' diyor sonra da 'Yahu gazete okuyan mı var' diyene tepki gösteriyoruz.

Bizler önce kendi yazdığımız haberi ya da yazıyı okumalıyız.

Her gün gazetelerde 50 tane hata çıkıyor. Demek ki bizler öncelikle kendi yazılarımızı okumak zorundayız.

Biz kendi işimize sahip çıkmaz, değer vermezsek; kimseden değer görmeyi bekleyemeyiz.

Bu kentin en büyük sorunlarından birisi kent için değil kendi için çalışanlardır. Artık bunun önüne geçilmek zorunda.

Bu kentin en büyük markası olan Antalyaspor cumartesi günü sahaya çıkıyor ve haberi ise pazartesi günü gazete sayfalarına yansıyabiliyor.

Rakip takım tribüne yasak olmasına karşın taraftar sokuyor, kulüp buna isyan ediyor. Böylesine önemli bir haber, ancak iki gün sonra gazete sayfalarında yer buluyor.

Buna sosyal medyadan tepki gösterenler ise birkaç kişi.

Yani kimse bunu umursamıyor bile.

Güçlü bir kent, güçlü bir yerel basınla olur.

Trabzon örneğinde olduğu gibi.

Ne yazık ki bu şehir potansiyelinin farkında değil.

Bu kafayla gittiğimiz müddetçe sesimiz Kepez'in üzerine dahi çıkamaz.

Kendimiz yazar, kendimiz söylemeye devam ederiz.

Bu kentteki tüm yerel basın, öncelikle çuvaldızı kendine batırmalı, şapkasını önüne koymalı ve düşünmeli.

İşte ondan sonra Antalya tam anlamıyla büyük bir şehir olabilir.

Yoksa kendimiz söyleyip kendimiz dinlemeye devam ederiz.

Son olarak; bu mesleğe yıllarını vermiş, meslek büyüklerime saygım sonsuz.

Meslekte 50 yılı devirmiş ağabeylerime gazetecilik öğretecek de değilim. Haddimi de bilirim.

Ancak bu kentte gazetecilik 90'lı yıllarda bitti. 1990'lardan sonra bu meslek bir adım ileri gitmeyip, daha da gerilemişse, sanırım biraz düşünmekte fayda var.

Kalın sağlıcakla…