TMMOB Antalya İl Koordinasyon Kurulu olarak; Konyaaltı Çakırlar bölgesinde planlanan TOKİ toplu konut projesi ile bu proje ile bağlantılı olarak Çandır Çayı havzasında ruhsat süreçleri yürütülen kum ve taş ocaklarının olası olumsuz etkiler doğuracağını ifade etmek amacıyla basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda konuşan İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Dönem Sekreteri ve Jeoloji Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Mustafa Karancı, “İki önemli süreci kamuoyunun dikkatine sunmak istiyoruz. Bir tarafta, Çakırlar bölgesinde planlanan ve askıya çıkarılan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile kapsamı ciddi biçimde genişletilen toplu konut projesi; diğer tarafta ise aynı havzada, Çandır Çayı üzerinde gündeme getirilen 1A grubu kum-çakıl ocakları ve hammadde üretim sahaları söz konusudur. Bu iki başlık su kaynakları, zemin yapısı, taşkın rejimi ve çevresel etkiler açısından son derece hassas ve birlikte değerlendirilmesi gereken bir bütünün parçalarıdır” diyerek sözlerine başladı.

PLANLAMA YAPILMADI
Antalya Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Mustafa Karancı, “Bizler sosyal konut üretimine karşı değiliz. Ancak bizim itirazımız; bilimi dışlayan, mühendisliği devre dışı bırakan, planlama ilkelerini göz ardı eden ve kamu yararını zedeleyen uygulamalardır. Çakırlar bölgesinde planlanan TOKİ projesini sıradan bir konut projesi olarak görmek büyük bir yanılgı olur. Proje 56,30 hektarlık bir alan üzerinden 6 etapta 206 blok, 4.574 konut, 61 ticari birim, 2 okul ve 1 cami olarak planlanmaktadır. Ancak üst ölçek plan değişikliklerine bakıldığında bu alanın yaklaşık 238,36 hektara çıkarıldığı görülmektedir. Bu büyüklükte bir gelişme kararı, yaklaşık 30.000–40.000 kişilik yeni bir nüfusun bölgeye ilave olması anlamına gelmekte ve maalesef bu durum Konyaaltı’nın batı kısmında yeni bir kentsel yerleşim odağı oluşturulması demektir. Ancak bu nüfusun getireceği trafik, altyapı, enerji, ulaşım, su, kanalizasyon ve sosyal donatı ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağına dair bir planlama yapılmadığı da ortadadır” dedi.

RİSK TEŞKİL EDİYOR
Projenin taşkın riski olan bir bölgede yapıldığını da belirten Karancı, “Resmî kurum görüşleri incelendiğinde proje alanının bir bölümünün Çandır Çayı taşkın risk etki alanı içerisinde kaldığı, dere ıslahı tamamlanmadan yapılaşmaya başlanmaması gerektiği açıkça ifade edilmektedir. Aynı değerlendirmelerde alanın II. derece içme suyu koruma alanında yer aldığı ve içme suyu kuyularının beslenim havzasında bulunduğu da belirtilmektedir. IRAP 2021 verileri de bu alanın büyük bölümünün taşkın riski altında olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca zemin ve temel etütleri tamamlanmadan ihale ve yapım sürecinin başlatılması ciddi bir mühendislik zafiyetidir” diye konuştu.

Whatsapp Image 2026 06 08 At 15.42.54 (1)

KUM VE ÇAKIL ALIM İŞLEMLERİNE TEPKİ
“Konut projesinden bağımsız gibi sunulan ancak gerçekte bu sürecin ayrılmaz bir parçası olan bir diğer konu ise Çandır Çayı üzerindeki kum ve çakıl alımına ilişkin girişimlerdir” diyen Karancı, “DSİ’ye ait iki adet tersip bendinin memba kısmında yer alan iki ayrı sahada, toplam yaklaşık 57.185 m² alanda 266.000 m³’ü aşan bir malzemenin bulunduğu ifade edilmektedir. Bu malzemenin ‘temizlik’ veya ‘rusubat alma’ gerekçesiyle sahadan uzaklaştırılması planlanmaktadır” dedi.

KONYAALTI SAHİLİ DARALIYOR
Başkan Mustafa Karancı, “Burada göz ardı edilen en kritik husus kıyı dengesidir. Bilimsel çalışmalar açıkça göstermektedir ki dünyaca ünlü Konyaaltı sahilinin ana sediment kaynağı Boğaçay’dır ve bu havzada yapılan her müdahale doğrudan kıyı morfolojisini etkilemektedir. Nitekim yapılan ölçümlerde ve akademik çalışmalarda Boğaçay’ın Liman bölgesi kesiminde kıyı gerilemesinin olduğu çok net ortaya konulmuştur. Bu veriler, Çandır Çayı yatağından yapılan kum-çakıl alımının sediment dengesini bozarak kıyı erozyonunu hızlandırdığını ve devamında dünyaca ünlü Konyaaltı sahilinde daralmaya yol açacağını açıkça göstermektedir” diye konuştu.

TİCARİ OLARAK KULLANILIYOR
İKK Dönem Sekreteryası ve JMO Antalya Şube Başkanı Mustafa Karancı, “Maden Kanunu’na dayalı Maden Yönetmeliği’nin ‘Ruhsata dayalı olmayan üretim’ başlıklı 52/7 maddesi açıkça belirtmektedir ki; kamu projeleri kapsamında zorunlu olarak çıkarılan malzeme yalnızca o proje kapsamında kullanılabilir ve ticarete konu edilemez. Eğer bu malzemenin ticarete konu edilmesi söz konusuysa ruhsat alınması gerekmektedir. Dolayısıyla Çandır Çayı’nda DSİ’nin tersip bentlerinde biriken söz konusu malzemeye ilişkin ruhsat sürecinin başlatılmış olması, bu işlemin yalnızca temizlik değil, aynı zamanda ekonomik bir faaliyet ve ticari bir kullanım amacı taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu durum, söz konusu kum ve çakıl alımının yalnızca taşkın önleme veya dere temizliği kapsamında değerlendirilmediğini, aksine kıyı erozyonu riskine rağmen TOKİ projesine malzeme temin eden bir üretim zincirinin parçası olduğunu göstermektedir. Bu nedenle ‘temizlik’ adı altında yapılan işlemlerin gerçek amacı ve kapsamı kamuoyuna açık ve şeffaf bir şekilde açıklanmak zorundadır” diye konuştu.

AYDAŞ’A TEPKİ
“Kamuoyuna yansıyan ve Antalya Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB) bünyesinde kurulan AYDAŞ Turizm Tanıtım ve Ticaret Limited Şirketi’ne, Çandır Çayı bölgesinde yaklaşık 50 bin metrekarelik bir alanda ruhsat düzenlediği iddiaları son derece ciddidir ve açıklığa kavuşturulmak zorundadır” diyen Mustafa Karancı, “Zira 28 Aralık 2009 tarih ve 27446 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ‘Antalya Boğaçay Kaynağı İçme Suyu Kuyuları Koruma Alanı İlanı’, açık, kesin ve tartışmaya yer bırakmayacak hükümler içermektedir. Söz konusu düzenlemenin özellikle 4. maddesi; Boğaçay Mutlak Koruma Alanı ile I. ve II. derece koruma alanlarında kum ve çakıl malzemesi teminini açıkça yasaklamaktadır” dedi.
“Bu kadar açık bir yasal hüküm ortadayken, II. derece koruma alanı içerisinde kalan bir bölgede ruhsat düzenlenmesi ya da bu alanın Çandır Çayı’ndan çıkarılan malzemenin satış öncesi depolanacağı bir stok sahasına dönüştürülmek istenmesi kabul edilemez” diyen Karancı, “Bu nedenle çağrımız nettir: Çakırlar’daki toplu konut projesi, Çandır Çayı üzerindeki kum ve çakıl alım faaliyetleri ve depolama alanı iddiaları ayrı ayrı değil, havza ölçeğinde ve kümülatif etkileriyle birlikte değerlendirilmelidir. Zemin etütleri tamamlanmadan, taşkın güvenliği sağlanmadan, içme suyu kaynakları korunmadan ve planlama gerekçeleri şeffaf biçimde ortaya konulmadan bu sürecin ilerletilmesi kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

TAKİPÇİ OLUNACAK
Karancı sözlerini şöyle tamamladı: “Meslek odalarımız tarafından açılan dava kapsamında, TOKİ projesine ilişkin ÇED süreci hakkında Antalya 2. İdare Mahkemesi yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir. Söz konusu işlemin yetki yönünden de hukuka aykırı olduğu tespit edilmiş, projenin uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız zararların doğabileceği vurgulanmıştır. Bu karar, bugüne kadar bilimsel ve teknik gerekçelerle dile getirdiğimiz tüm risklerin aynı zamanda güçlü bir hukuki karşılığa sahip olduğunu açıkça göstermektedir. Nitekim aynı bölgede ruhsatlandırılan ocak faaliyetleri ve 1/100.000 ölçekli plan değişiklikleri de benzer şekilde kamu yararı, çevre ve su kaynakları açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Bu çerçevede, söz konusu tüm uygulamalara karşı meslek odaları olarak hukukun bize tanıdığı tüm idari ve yargısal yolları kararlılıkla kullanmaya devam edeceğimizi, kamu yararı ve bilimsel ilkeler doğrultusunda sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla bildiririz.”

Muhabir: ZAFER GÜVENÇ