Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Vedat Şahin, toplumda oldukça yaygın görülen kuru göz hastalığının ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, tedavi edilmeyen vakalarda kalıcı görme kaybına kadar uzanan ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğini söyledi. Özellikle ekran kullanımının artması, klimalı ortamlarda uzun süre vakit geçirilmesi ve çevresel etkenlerin kuru göz şikayetlerini artırdığını ifade eden Şahin, erken teşhis ve düzenli tedavinin büyük önem taşıdığına dikkat çekti.
Kuru göz hastalığının yalnızca günlük yaşam konforunu bozan basit bir problem olmadığını vurgulayan Op. Dr. Vedat Şahin, “Toplumda çok sık karşılaştığımız bir rahatsızlık olmasına rağmen ne yazık ki çoğu kişi göz kuruluğunu önemsemiyor. Oysa bu durum sadece yanma ya da batma hissinden ibaret değil. Tedavi edilmediğinde göz yüzeyinde ciddi hasarlar oluşturabilen ve ilerleyen süreçte görme kaybına kadar gidebilen önemli bir göz hastalığıdır” dedi.

‘KORNEA DELİNMESİNE KADAR İLERLEYEBİLİR’
Kuru gözün farklı nedenlerle ortaya çıkabileceğini belirten Şahin, “Gözyaşının yeterli miktarda üretilememesi, kalitesinin düşük olması ya da çok hızlı buharlaşması göz kuruluğuna yol açıyor. Bunun yanında gözde meydana gelen iltihabi süreçler de hastalığın gelişmesine zemin hazırlayabiliyor. Uzun süre tedavi edilmeyen göz kuruluğu, göz yüzeyinde ülser oluşumlarına neden olabilir. Hastalar ciddi ağrılar yaşayabilir. En riskli durum ise kornea dediğimiz saydam tabakanın zarar görmesi ve hatta delinmesidir. Bu tablo da maalesef kalıcı görme kayıplarına neden olabilir” ifadelerini kullandı.
‘SULANAN GÖZ DE KURU OLABİLİR’
Kuru göz hastalarının günlük yaşamda ciddi sıkıntılar yaşadığını söyleyen Şahin, “Özellikle bilgisayar başında uzun süre çalışan kişilerde şikayetler daha belirgin hale geliyor. Kitap okurken, araç kullanırken veya klimalı ortamlarda bulunurken gözlerde yanma, batma, kızarıklık ve bulanık görme görülebiliyor. Hastalar çoğu zaman ‘Gözüm sulanıyor, nasıl kuru olabilir?’ diye düşünüyor. Ancak bu sulanma aslında gözün kendini korumak için verdiği refleks bir tepkidir. Yani göz kurudukça, savunma amacıyla daha fazla yaş üretmeye çalışır” diye konuştu.
‘40 YAŞ ÜSTÜ KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR’
Hastalığın her yaş grubunda ortaya çıkabileceğini ancak bazı bireylerde riskin daha yüksek olduğunu dile getiren Şahin, “Kuru göz her bireyde görülebilir fakat özellikle 40 yaş üzerindeki kadınlarda daha sık karşımıza çıkıyor. Bunun temel sebebi yaşla birlikte hormon seviyelerinde meydana gelen değişikliklerdir. Menopoz dönemine girilmesiyle birlikte gözyaşı üretimi azalabiliyor ve şikayetler çok daha belirgin hale geliyor” dedi.
‘TANIDA EN ÖNEMLİ UNSUR MUAYENE’
Kuru göz hastalığının teşhis süreci hakkında da bilgi veren Şahin, “Tanıda en önemli unsur detaylı göz muayenesidir. Biomikroskopik muayenede kullandığımız özel boyalar sayesinde göz yüzeyindeki hasarları net şekilde görebiliyoruz. Ayrıca gözyaşı miktarını ölçen testler de hem tanı koymada hem de hastalığın takibinde bize önemli veriler sağlıyor” ifadelerini kullandı.
‘TEDAVİDE FARKLI YÖNTEMLER UYGULANABİLİYOR’
Tedavi yöntemlerinin hastalığın seviyesine göre değiştiğini belirten Şahin, “İlk aşamada yapay gözyaşı damlaları ve merhemler kullanıyoruz. Hafif ve orta seviyedeki hastalarda bu tedaviler çoğu zaman yeterli oluyor. Ancak daha ileri vakalarda iltihabı baskılayan kortizonlu damlalar veya bağışıklık sistemini düzenleyen ilaçlar kullanmak gerekebiliyor. Bu ilaçların mutlaka uzman kontrolünde kullanılması gerekiyor çünkü bilinçsiz kullanım ciddi yan etkilere yol açabilir” dedi.
İleri seviyedeki hastalarda farklı uygulamalara da başvurulduğunu belirten Şahin, “Tüm tedavilere rağmen yeterli sonuç alamadığımız durumlarda gözyaşı kanalını geçici olarak kapatan tıkaç uygulamaları yapabiliyoruz. Bu yöntem sayesinde gözyaşı göz yüzeyinde daha uzun süre kalıyor ve hastaların şikayetlerinde ciddi rahatlama sağlanabiliyor” diye konuştu.





