Bazen kendi düşüncelerimizle hapsolup kalıyoruz, kendimizle içinden çıkamadığımız derin bir sohbete giriyoruz. Eğer bu durum sizde yoksa gerçekten şanslısınız. Çünkü en zoru insanın kendisini susturabilmesi.

Düşünmek güzel şey, ama...

Düşünmek, belki de insanı diğer tüm canlılardan ayıran en büyük özellik. Ancak bazen düşünceler, aklımızın içine sıkışıp kalıyor ve bir türlü oradan çıkamıyor. İşte tam da bu noktada aşırı düşünme devreye giriyor. Evet, düşünmek güzel şey, ancak her şey gibi ayarındaysa.

Küçük bir düşünce, büyük bir macera

Aşırı düşünme, başta basit bir düşünce ile başlayıp, zamanla bu düşüncenin etrafında dönmek ve döndükçe ona anlamlar yüklemek demek. Sonuçta hepimiz başımızı yastığa koyduğumuzda 10 yıl önceki bir tartışmayı hatırlayıp “Keşke şunu da deseydim” diyoruzdur.

Aşırı düşünme, kuruntuların ve komplo teorilerinin beslendiği bir topraktır. Bir arkadaşınızın sizi aramaması, hemen "Acaba benimle kavga mı etti?" düşüncesine yol açabilir. Ya da birisinden gelen bir mesajın üslubunu incelerken birden "Belki de bu mesajın altında gizli bir anlam var!" diye düşünmeye başlayabilirsiniz.

Gelecek hakkında düşünmek, aşırı düşünmenin altın madeni gibidir. Bir iş görüşmesine giderken birdenbire "Ya ben başarısız olursam?" diye düşünmeye başlarsınız. Bir tatil planı yaparken "Ya uçağımız rötar yaparsa?" endişesi sizi ele geçirebilir.

Aşırı düşünme labirentinden çıkmanın yolu bana göre durumu kabullenmek. “Neden bu kadar düşünüyorum, düşünmek istemiyorum” diye tepki verdikçe o labirentin içinde daha da kayboluyoruz. Ben de öyle oluyor en azından. Bir de bütün bu düşünceleri sistemimizden atmak için yazmanın da faydası oluyor. Bir kağıda bütün düşünceleri aktarıp sonra gerekirse yazdıklarımızı atmak bile inanın bir rahatlama getirecektir.

Hayatta bazen düşünmeden akışa bırakmanın da büyülü sonuçlar doğurabileceğini unutmamakta fayda var.