Türk yarışçılığının en köklü ve en prestijli organizasyonu olan Gazi Koşusu'nun 100'üncüsünü Bay Nalçakan ile kazanarak tarihi bir başarıya imza atan Emrah Nalçakan, kısa sürede yarışçılık camiasının dikkat çeken isimlerinden biri oldu. Yaklaşık iki yıl süren titiz hazırlığın ardından gelen şampiyonluk, yalnızca bir yarış zaferi değil, planlı çalışmanın, ekip ruhunun ve sabrın da karşılığı oldu.

At sevgisinin eşi Olga Nalçakan'ın teşvikiyle profesyonel yarışçılığa dönüştüğünü belirten Emrah Nalçakan, ailelerinin atçılıkla geçmişten gelen bağını bugün yarış pistlerinde yaşatmanın gururunu taşıdıklarını söyledi. Bay Nalçakan'ın hazırlık sürecinden 100. Gazi Koşusu'nda yaşanan tarihi ana, Antalya Hipodromu'ndan Türk atçılığının geleceğine kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulunan Nalçakan, yeni hedeflerinin yalnızca Türkiye'de değil, uluslararası arenada da şampiyonluklar kazanmak olduğunu ifade etti.

İşte 100. Gazi Koşusu’nu ‘Bay Nalçakan’ isimli atı ile kazanan Emrah Nalçakan’ın Ekspres’ten Selim Çelik'e verdiği röportaj:
-Atlarınızla nasıl ilgileniyorsunuz? Bu başarının altında yatan emek ve fedakârlıklar neler?
Atçılık çok büyük özveri isteyen bir sektör. Sonuçta karşınızda dili olmayan canlılar var ve siz onlardan en üst düzey performansı bekliyorsunuz. Bu nedenle sağlıklarından beslenmelerine, yaşam koşullarından yarış hazırlıklarına kadar her ayrıntıyla profesyonel ekiplerimiz ilgileniyor. Seyisimizden antrenörümüze, idman jokeyimizden veterinerimize kadar herkes 24 saat esasına göre büyük bir özveriyle çalışıyor. Bu başarının temelinde insan emeği ve ekip ruhu yatıyor.

- At ve yarış sevginiz nereden geliyor? Bu tutkuyu neye borçlusunuz?
Atları her zaman çok sevdim. Ancak yarışçılığa yatırım yapmamın en önemli nedeni eşim Olga Nalçakan oldu. Kendisi yaklaşık altı yıldır profesyonel engel atlama binicisi. Onun teşviki ve sevgisi sayesinde bu sektöre yatırım yapmaya karar verdim.
- Bay Nalçakan isminin özel bir hikâyesi var mı? Soyadınızın atçılıkla bağlantısı bulunuyor mu?
Evet. Tüm atlarımızda "Nalçakan" ismini kullanıyoruz. Bunun bizim ailemiz için çok özel bir anlamı var. Dedelerimiz nalbantlık mesleğini yapıyordu. Dedemin babası Mustafa Nalçakan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün atlarının nalbantlığını yapmış bir isimdi. Soyadımız da bu meslekten geliyor. Böylesine anlamlı bir aile mirasını yarış pistlerinde yaşatıyor olmak bize büyük gurur veriyor.
- Bu zaferin arkasında nasıl bir hazırlık süreci vardı?
Bay Nalçakan'ı bir yaşındayken satın aldık. Yaklaşık iki yıl boyunca gece gündüz demeden çok planlı bir çalışma yürüttük. En kaliteli yemlerle beslendi, gerekli vitamin ve sağlık programları eksiksiz uygulandı. Yarış öncesinde sağlık kontrolleri, antrenman planları ve performans analizlerini titizlikle takip ettik. Belirlediğimiz programa tüm ekip olarak sadık kaldık. Bay Nalçakan da bizi mahcup etmeyerek bu büyük zaferi kazandı.

- Nalçakan Han'ı kaybetmeniz sizi nasıl etkiledi?
Nalçakan Han bizim için sadece bir yarış atı değildi. Atlarımızla güçlü duygusal bağlar kuruyoruz. Onu kaybetmenin üzüntüsünü hâlâ yaşıyoruz. Bay Nalçakan gibi bir yaşında satın almıştık ve 100. Gazi Koşusu'nda çok başarılı olacağına inanıyorduk. Onun hayalini gerçekleştiremedik ama kalbimizde yaşamaya devam ediyor.
- Bay Nalçakan yarış öncesinde favoriler arasındaydı. Siz bu başarıyı bekliyor muydunuz?
Evet, buna gerçekten inanıyorduk. Bay Nalçakan bu yarışa hak ederek geldi. Çok başarılı bir yarış geçmişi ve rekor dereceleri vardı. Yarış otoriteleri de yarışseverler de bunu görüyordu. Biz de bu yarıştan çok umutluyduk. Kazanacağına inanıyorduk ve çok şükür bu gurur bize nasip oldu.
- 100. Gazi Koşusu'nu kazanmak size ne hissettirdi?
100. Gazi Koşusu'nu kazanmak sadece bir yarış kazanmak değildi. Finişi geçtiğimiz anda aklımdan geçen ilk şey, kaldıracağımız kupanın Atatürk'ün adını taşıdığı oldu. Ona layık olabildiysek ne mutlu bize. O gün Bay Nalçakan gerçekten Türk yarışçılığı adına tarih yazdı.
- Yarış öncesinde sizi en çok endişelendiren konu neydi?
Atlar çok hassas canlılar. En büyük endişemiz her zaman sağlıkları oluyor. Tüm kontroller eksiksiz yapılsa bile yarış gününe kadar insanın aklında hep soru işaretleri oluyor. Bunun yanında rakipleri ve pist şartlarını da analiz ederek jokeyimiz Halis Karataş ile birlikte ayrıntılı bir yarış stratejisi belirledik. Bu plan bizi zafere taşıdı.
- Halis Karataş ile çalışmak bu başarıda nasıl bir rol oynadı?
Şampiyon bir jokeyle çalışmak büyük avantajdı. Bu zafer Bay Nalçakan ile Halis Karataş'ın ortak başarısıdır. Böylesine efsane bir isimle aynı hedef doğrultusunda çalışmak ve kazanmak gerçekten tarif edilemez bir duygu. Halis Karataş yalnızca yarış camiasının değil, tüm spor kamuoyunun saygı duyduğu bir isim.

- Bu şampiyonluk kariyeriniz açısından ne ifade ediyor?
Henüz yeni sayılabilecek bir sürede bu sektöre girdik ve Türk yarışçılığının en prestijli koşusunu kazandık. Bu elbette çok büyük bir gurur. Ancak bana bir doygunluk değil, daha büyük bir sorumluluk yükledi. Bundan sonra örnek gösterilen, kaliteli yatırımlar yapan ve başarılarını sürdüren bir at sahibi olmak istiyorum. Yolun daha başındayız.
- Bundan sonraki hedefleriniz neler?
Bu zaferle birlikte sorumluluğumuz arttı. Artık hedefimiz yalnızca Türkiye'de değil, yurt dışında da Türk bayrağını başarıyla temsil etmek. Bunun için çalışmalarımız sürüyor. Aynı zamanda yetiştiricilik alanında da yatırımlar yapıyoruz. İki damızlık gebe atımız bulunuyor. Geleceğin şampiyonlarını kendi tesislerimizde yetiştirmek istiyoruz. Önceliğimiz satış değil, kendi yarış ekibimizi güçlendirmek.

- Antalya Hipodromu hakkında düşünceleriniz neler?
Bay Nalçakan bizim için gerçek anlamda Antalya'nın atıdır. Bir yaşındayken Antalya Hipodromu'na geldi ve ilk yarış hazırlıklarını burada yaptı. Antalya Hipodromu modern, konforlu ve çok kaliteli bir tesis. Yönetim kadrosu da son derece profesyonel ve destekleyici. Başarımızda onların da önemli katkısı var.
Bence tek eksik yarış sezonunun yaklaşık dört buçuk ayla sınırlı olması. Döşemealtı'nın iklimi yıl boyunca yarış yapılmasına çok uygun. Yaz aylarında düzenlenecek akşam yarışları Antalya'ya hem ekonomik hem de turistik anlamda önemli katkı sağlayacaktır.
- Yeni şampiyon adaylarınız var mı?
Evet. Bu sezon pistlerle buluşacak dört adet iki yaşlı Nalçakan tayımız çalışmalarını sürdürüyor. Bay Nalçakan'a gösterdiğimiz özen ve disiplinin aynısını onlara da gösteriyoruz. Gelecekte yarış pistlerinde önemli başarılara imza atacaklarına inanıyoruz.
- Türk atçılığının geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Türk atçılığı çok büyük bir potansiyele sahip. Artık sadece ülkemizde değil, uluslararası arenada da söz sahibi olabilecek kaliteye ulaştığımıza inanıyorum. Bunun için yetiştiricilerin, at sahiplerinin, antrenörlerin ve sektörde çalışan herkesin daha fazla desteklenmesi gerekiyor. Bilime, teknolojiye, modern veterinerlik uygulamalarına ve antrenman sistemlerine daha fazla yatırım yapılmalı. Ortak hedefimiz Türk atını dünyanın en prestijli yarışlarında daha sık görmek olmalı.






