Liglerde tabelalar yanıyor, transfer videoları sosyal medyada milyonlarca izleniyor, ‘şampiyonluk’ kelimesi her sezon ağızlardan düşmüyor. Ancak kimse kulüplerin muhasebe defterlerine bakmak istemiyor. Çünkü orada yazan şey futbol değil, iflasın ayak sesleri.
Bugün Süper Lig kulüplerinin neredeyse tamamı teknik olarak ‘borçlu’ değil, ‘batık’ durumda. Bazılarının borcu, yıllık gelirinin üç-dört katını aşmış vaziyette. Bu, normal bir işletme için iflas sebebidir. Ama konu futbol olunca, bu gerçek görmezden geliniyor. Çünkü futbol bizde bir spor değil; siyasi, sosyal ve duygusal bir alan.
Sorunun temelinde yıllardır süren bir yalan yatıyor: “Bu transferle şampiyon oluruz, borcu sonra düşünürüz.”
Sonrası hiç değişmiyor. Dövizle yapılan transferler, ödenemeyen maaşlar, FIFA dosyaları, transfer yasakları… Ve her sezon sonunda aynı cümle: “Borç eski yönetimden.” O eski yönetimler ise çoktan ortadan kaybolmuş oluyor.
Avrupa’da kulüpler gelir yaratır, bizde ise gelecek tüketilir. Yayın gelirleri daha gelmeden temlik edilir, forma sponsorluğu borca gider, kombine satışları bankalara aktarılır. Kulüp kazanmaz, sadece borç çevirir. Futbolcu satışı mı? Altyapı yok. Planlama yok. Sabır hiç yok.
Bankalar Birliği anlaşmaları bu düzeni kurtarmadı; aksine resmileştirdi. Kulüpler borçlarını ödemedi, sadece yeniden yapılandırdı. Faiz ödedi, ana para yerinde durdu. Bugün Süper Lig’de birçok kulüp, kazandığı her 100 liranın 60-70 lirasını geçmişin hatalarına ödüyor. Sahaya değil, dosyalara para harcanıyor.
Daha vahimi şu: Bu tabloya kimse gerçek anlamda itiraz etmiyor. Çünkü kısa vadeli başarı, uzun vadeli çöküşten daha çok alkış alıyor. Borcu azaltan başkan değil, pahalı transfer yapan başkan seviliyor. Kulübü sürdürülebilir hâle getiren değil, “bir kupa daha” diyen yönetici kazanıyor.
Faturayı kim ödüyor? Elbette taraftar. Artan bilet fiyatlarıyla, pahalı formalarla, sürekli “fedakârlık” çağrılarıyla… Taraftar cebinden verirken, yanlış kararların hesabını soramıyor. Çünkü bizde sorgulamak değil, kabullenmek makbul.
Oysa çözüm belli ama zor. Harcama limitleri gerçekten uygulanmalı. Gelirin kadar harca kuralı esnetilmemeli. Altyapı vitrin değil, temel politika olmalı. Yöneticiler kendi dönem borçlarından şahsen sorumlu tutulmalı. Denetim raporları süs olsun diye değil, hesap vermek için açıklanmalı.
Ve belki de en önemlisi, taraftar artık şunu sormalı: “Bu kulüp nasıl yaşıyor?” Aksi hâlde Süper Lig’de futbol oynanmaya devam eder, ama kulüpler yaşamaz. Bir gün sahaya çıkacak takım buluruz fakat ayakta kalacak kurum bulamayız. O gün geldiğinde, kimse “bilmiyorduk” diyemez. Çünkü bu iflas, yıllardır göz göre göre geliyor.