‘Bak postacı geliyor selam veriyor/Herkes ona bakıyor merak ediyor’ sözleri bugün ortalıkta görünmeyen posta memurlarının sıcaklığını, samimiyetini anlatırdı.
‘Telgrafın tellerine kuşlar mı konar/Herkes sevdiğine yavrum böyle mi yanar’ sözleri ise sevgiliye gitmeyen ya da ondan gelmeyen haberlerin yarattığı bekleyişi ve çaresizliği simgelerdi.
Bir zamanlar bir postacının çantasında yalnızca mektuplar değil, insanların özlemleri taşınırdı. O çantadan çıkan bir zarf, bir annenin gözyaşını dindirir, bir askerin hasretini hafifletir, gurbet elde bir yüreğe memleket kokusu getirirdi.
Bazen birkaç satır, günlerce süren bekleyişin ödülü; bazen de bir ömrün unutulmaz hatırasıydı. Postacının kapıyı çalması, bir haberin gelişinden çok daha fazlasıydı. Kimi evladından, kimi sevdiğinden haber beklerdi. Her zarfın içinde biraz umut, biraz özlem, bazen de gözyaşı vardı.
Mektuplar azaldı, telgraf sustu, telefonlar ceplerimize girdi. Haberler artık saniyeler içinde dünyanın öbür ucuna ulaşıyor. Ama insan sormadan edemiyor: Haberleşmek bu kadar kolaylaşırken birbirimize ulaşmak neden bu kadar zorlaştı?
‘Okyanus mu iki şehrin arası
Kaç saatlik yol ki şunun şurası...!’
Bugün 186’ncı kuruluş yıldönümü olan PTT'nin tarihi, aynı zamanda bizim ülkenin de bir hafızasıdır. Kurtuluş Savaşı yıllarında posta ve telgraf çalışanları, bağımsızlık mücadelesinin görünmeyen kahramanları arasında yer almıştır. O dönemde Anadolu'nun dört bir yanına haber ulaştırmak, kimi zaman can pahasına üstlenilen bir görevdi. Çünkü o günlerde bir haber, yalnızca bir mesaj değil, mücadelenin kaderini değiştirebilecek bir güçtü.
1922 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Kurtuluş Savaşı’nı nasıl kazandınız?’ diye soran bir gazeteciye ‘Telgraf telleriyle’ cevabını verdiği aktarılır.
Bugün dünya değişti. Telgraf tellerinin yerini dijital ağlar, mektupların yerini elektronik mesajlar aldı. Peki, bugün PTT ne yapıyor?
Kargo taşıyor, para transferi ve ödeme hizmetleri sunuyor; HGS, e-Devlet şifresi, elektronik tebligat ve kayıtlı elektronik posta gibi alanlarda faaliyet gösteriyor. Yani PTT bitmedi, sadece hizmetleri değişti.
Ancak asıl soru şu: 186 yıllık bu kurum, yalnızca kargo taşımacılığıyla mı anılacak, yoksa kamusal sorumluluğunu yeni dünyanın koşullarında da yaşatabilecek mi?
Elbette kargo hizmeti önemli. Fakat PTT'nin değeri, taşıdığı paketlerin sayısıyla ölçülemez. Anadolu'nun uzak bir köyünde yaşayan yaşlıya yardımcı olmak, vatandaşın kamu hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak, devletle insan arasında güvenilir bir köprü kurmak da bu mirasın parçasıdır. PTT'nin geleceği yalnızca daha hızlı teslimat yapmasında değil, toplumun ihtiyaçlarına ne ölçüde cevap verdiğinde saklıdır.
PTT'nin 186'ncı kuruluş yıldönümü, bu nedenle yalnızca bir kutlama değil, geçmişle gelecek arasında bir muhasebe fırsatıdır. Kurumlar, tarihleriyle gurur duyar; ama gerçek değerlerini bugünün insanına kattıklarıyla gösterirler.
‘Telgrafın telleri’ gibi..