Yunanistan’daki cunta dönemi... Bir zengin kız ve fakir işçi erkeğin hikayesi. Sözsüz, sadece pandomimle bir oyun ancak bu kadar etkileyebilirdi insanı. Şahane bir sahne performansıydı. İşçi genç; emeğinin, hakkının derdinde, elinde yasa dışı addedilen afişler broşürler. Hakkını arıyor. Sistem etiketlemiş; yasa dışı... Bir park bu işçinin meskeni. Yakalanması an meselesi ve her yerde kolluk kuvvetleri.
Zengin kızın elinde bir radyo. Park onun keyif ve dinlenme yeri. Farklı sınıflardan, tamamen farklı 2 insan, farklı amaç ve beklentilerle aynı parkta, aynı yerde, aynı toprakta, aynı gökyüzü altında birleşmekte. Aşk bu, nereden çıkacağı belli olmaz ya, o da ikisi için aynı parkta nöbette. Yunanistan’dayız hâlâ. Radyo sürekli yayında, aya yolculuğa dair sürekli verilen haberler, gelişmeler, astronotların durumları ve aralarda neşeli, hareketli bir Amerikan müziği.
”İnsanlık için büyük bir adım, büyük olay...” Aya ayak basadursun çok uzakta, ötelerdeki insan. Yunanistan? Birlikte artık çiftimiz. Gönüllü işbölümü var. Kadın kendi evinde, evine, işçiye bakma derdinde. Erkekse ücretli emekçi işçi. Bir lokma yemeği, bir fincan çayı kahveyi paylaşan 2 güzel insan. Seviyorlar birbirlerini. Yeter mi peki? Cunta döneminde, faşizan yönetimle sıkışan halk, emekçiler, emekçinin ödenemeyen faturaları. Evde ekonomi yapmaya çalışan, para olmayınca yapamayan, yine de elinden gelen ne varsa yapan, çaresiz bir ev hanımı.
Hakkı yenen emekçilerin greve çağrılışı vardır sırada ve sonra da grev dönemi. Zaten 3 kuruş giren evde gelir kesintisi başlar. Geldi mi eve bir de tahliye kağıdı? Çiftimiz için her yan çıkmaz sokak. Nasıl yaşanacak hayat? Artık gözümüzün önündeki; ilişkileri ve yaşamları çıkmaza giren bir ikili...
Radyo sürekli açık neredeyse hâlâ. Biri feryat figan, bağırıyor durmadan; “İnsan aya ayak basıyor, bu insanlık için büyük adım, önemli.” Kazı beyinlere iyice, tekrar et, ezberlet. İnsanlar unutmamalı, tek derdi bu olmalı. Unutmalı belki de böylelikle emeği sömürülen emekçi, geçinemeyen halk hayatındaki gerçekleri.
Bu ortamda kara kara düşünürken ikili, bir gece aynı rüyayı görüyorlar istemsiz. Çaresizlik diz boyuyken gerçek yaşamlarında, rüyalarında aya çıkmış bizim çiftimiz. Mutluluk artık rüyalarda belli ki.
Antalya Uluslararası Tiyatro Festivali kapsamında Thanasis Megalopoulos’un yönettiği, Lenos Cristidis’le yazdığı Art Vouveau Tiyatrosu Yunanistan oyunu “Ay’daki İlk Çift”. Foivos Symeonidis ve Polina Chrysafi’nin sahne performansı ve John Selekos’un piyanosu ile gösterimdeydi. Oyun hepimizin yaşadıklarının belki de bir özetiydi.
Sordum kendime oyun sonrasında; Kişilerin gerçeklikleri nerededir, nerede başlar ve nerede biter? Bireyler karınlarını doyuramayıp faşizan bir yönetimde, cuntada, barınma ve beslenmelerini bile sağlayamazken bir aya gidiş ne denli önemlidir aslında ve kaç insan hayatına bedel? Mesela sizin için hayatınız için gerçekte uzaya çıkmak ne anlam taşır, ne ifade eder? Uzay sadece bir örnek bence burada, koyabilirsiniz yerine başka şeyleri.
Baudrillard haklı, sanki bir nevi simülasyon evreni.
Bir tiyatro yorumuydu bu benden.
Düşündüm sonra; Yaşam dünyamız gerçekte nerede başlar ve nerede biter? Hangisi önemlidir sizce ve hangisi kayda değer? Peki biz hangi tiyatroda, hangi oyunları izliyoruz, hangi illüzyonlardayız? Pek çok şey var bu konuda. Sunulan simülasyonlara değil de gerçeklere dönmeliyiz. En önemli oyun ise bu topraklarda yaşayan hiçbirimiz sanılanın aksine öteki, beriki, sen, ben, o, biz, siz değiliz. Hepimiz gerçekte gelecek kaygısında, geçim derdinde, yaşam mücadelesinde olan, kimseyle derdi olmayan, huzur, güven, barış, iyi ve güzel şeyler isteyen bireyleriz. Uzun süredir oynanan bu tiyatro, bu ayrımcılık, sen ben öteki sahnesi kapanmalı artık bence. Çünkü sadece izletmekle yetinmiyor sistem. Seyirciler içinden figüranlar ve fedailer de yaratıyor kendine, bu tehlikeli. Fark edip indirmeli bu perdeyi.
Gelecek küçük bir kuş şimdilerde ellerimizde. O kuşu kimilerinin arzu ettiği gibi kafese kapatmak yerine güvenle ve özgürce yaşatmak gerek. Demokrasi mi talebimiz, değil mi? Ufak bir not; parlamenter sistemin çoğunluğunun ve cumhurbaşkanının aynı ideolojiden ve partiden olması istikrar ve yönetim için önemli diyor birileri. Çok ama çok dikkat, mecliste tek ses varsa, halkın sesi nerede duyulacak? Nerede demokrasi?
Mecliste olması gereken ise bir partinin değil, halkın sesi... Sandığa mutlaka gidelim, sunulan simülasyonlara kapılmayalım ve oyumuza da, sesimize de sahip çıkalım.
Herkes için aydınlık, adaletli, barış, huzur, eşitlik ve güven dolu, bahar kokulu özgür yarınlarınız olsun. Sevgi ve saygılarımla.