Antalya Limanı’na tayinim biraz da gönülsüz olmuştu. Çünkü bizim kurumda genel teamül, kişi çağrılır, bu görevi isteyip- istemediği sorulurdu. Benim tayinimde ise Sayın Bakanın atadığı Genel Müdür, Bakanın eline verdiği pusulayı, Personel Daire Başkanına vermiş ve benim hemen Antalya’ya gönderilmemi istemişti. Biz ailecek, yaşadığımız şaşkınlıkla baş başa iken, Antalya’dan gelen telefonlar bizi uyardı. Bakan Bey (Merhum Cengiz Tuncel) Antalya milletvekili idi. Antalya Limanı’ndan gelen şikâyetlerden bıkmış “Bana düzgün bir liman yöneticisi bulun” demiş. Antalya’daki arkadaşlar da benim ismimi önermişler.
Eşim Çamlıca Kız Lisesi’nde öğretmenlik yapıyordu ve emekliliğine çok az bir süre kalmıştı. Kızım yine aynı lisede öğrenciydi. Oğlum henüz, 4 yaşlarındaydı. Belki de böyle bir emrivaki olmasa, görevi kabul etmezdim. Okullarında tatil olmasını fırsat bilerek, Antalya’ya hareket ettik. Tatil sonunda, otobüs terminalinde ağlaşarak, birbirimizden ayrıldık. Artık ailenin yükü, eşimin omuzlarına yıkılmıştı. Fakat bizdeki aile dayanışması, durumun üstesinden geldi. Bakan Beyin, gönlümü almasıyla, iş tatlıya bağlandı. Sonuçta, ben 4-5 yıl Antalya’da ailemden uzak yaşadım.
Antalya limanı, limancılıkta verdiğim hizmetin, son halkasıydı. Boşaltılan ve yüklenen yükler itibarıyla, öyle çok zor işletme de değildi. Yalnız çok önemli bir handikap vardı. İşletme sürekli zarar ediyordu. Birde burada görev yapan yöneticiler, çalışan guruplar tarafından çabuk yıpratılıyor, dolayısıyla istikrarlı yöneticilik yapılamıyordu. Benim göreve geldiğimde, Antalya Liman İşletmesi, metruk bir görünümdeydi.
Antalya limanına iş sağlayan acenteleri toplayıp, öncelikle onları dinlemeliydim. Sonrada “Elimizde bulunan boş yerleri, nasıl kiraya vererek, nasıl değerlendire biliriz” diye, fikir jimnastiği yapmalıydık. Öncelikle acenteler toplantısı hazırlığı yaptık. Toplantının yapılacağı gün, işletmenin yemek menüsünü, itinayla hazırladık.
Antalya Deniz Acenteleri’nin en büyüğü ve şüphesiz en eskisi, Ata Küner Beyin temsil ettiği “Ak-İş” deniz acenteliğiydi. Sonrası Hasan Akıncıoğlu’nun “Ant- Marin’i” Ahmet Acar Beyin “Acar- Taşımacılık” ve Erdal Atılgan’nın kaptan arkadaşları geliyordu. Toplantıya katılan diğer acenteler ve gümrük komisyoncuları, Ata Beyin sözcülüğünü yapmalarında birleşmişlerdi.
Hiç unutmuyorum. Ata Bey konuşmasına şöyle başladı “Arkadaşlar, ben buraya atanan Hüseyin Beyi, çok evvelden tanırım. Yeteneklidir, beceriklidir ama öncelikle bizim sıkıntılarımızı ele almasını bekliyoruz” dedi. O gün, limanla ilgili o kadar şikâyet dinledim ki tam 7 sayfa not tutmak zorunda kaldım. Notları tuttuğum o ajandayı, hala anı olarak saklamaktayım.
Bazı istekler, beni aşıyordu. Bu istekleri yerine getirebilmek, Genel Müdürlüğün yetkisindeydi. Bu istekleri de not alıp “halledebileceğimi zannederim” dedim. Bu sorunlardan biri şuydu: Antalya limanında orta boy bir geminin hizmeti 15,000 ile 20,000 Dolar arasında tutuyordu. Tarife gereği, bu hizmetin %25 fazlası, Türk Lirası olarak, hizmet başlamadan önce, İşletme veznesine yatırılmalıydı. (Nakit veya bloke çek olarak) Antalya Limanı, şehrin 12 kilometre dışındaydı. Bankalar şehrin merkezindeydi ve bloke çek olayını bilen banka sayısı 2 veya 3 idi. Yoksa aynı miktar para, vezneye nakit olarak yatırılacaktı. Yani bir geminin ücreti, bir çanta dolusu paraydı. Acentelerin isteği, kendi çeklerinin direkt geçerli olmasıydı. Merkez Genel Muhasebe Müdürlüğüne bu durumu aksettirdiğimizde “Sorumluluk size ait olmak üzere kabul” şeklinde, son derece kurnaz bir cevap almıştık.
Bizler yılmadık. Seçtiğimiz 8-10 acenteye, birer özel yazı yazarak “Bundan böyle, özel çeklerin, bloke şartı aranmaksızın, işletmemizde geçerli olduğunu” bildirdik. Limanın en büyük sorunu, bu yöntemle halledilince, ortalıkta gerçekten olumlu bir hava esmeye başladı.