Antalya turizminin dünyaya açılan en güçlü vitrini hiç kuşkusuz Belek’tir. Yıllardır milyonlarca yabancı turisti ağırlayan, Türkiye’nin turizm gelirlerine milyarlarca dolarlık katkı sağlayan bu bölge, sahip olduğu yüksek hizmet kalitesiyle uluslararası turizmde önemli bir marka haline geldi.
Ancak bugün Belek’in konuşulması gereken yeni bir gerçeği var.
Sahil bandında faaliyet gösteren birçok büyük otel artık 25-35 yaş aralığına ulaşmış durumda. Elbette hemen her tesis belirli aralıklarla odalarını yeniliyor, restoranlarını modernize ediyor, lobilerini değiştiriyor, peyzajını geliştiriyor. Misafirlerin gördüğü alanlarda ciddi yatırımlar yapılıyor. Fakat işin görünmeyen tarafında zamanın etkisini hissettiren çok daha önemli bir konu bulunuyor.
Betonarme yapılar…
Bir otelin yalnızca odalarının yenilenmiş olması, binanın tamamen yeni olduğu anlamına gelmiyor. Yılların getirdiği deniz tuzu, nem, sıcaklık farkları, yoğun kullanım ve çevresel etkiler özellikle sahil şeridindeki yapılarda ciddi yıpranmalara neden olabiliyor. Betonun dayanımı, donatıların durumu, altyapı sistemleri, mekanik ve elektrik tesisatları zaman içerisinde yaşlanıyor.
Bu nedenle bugün birçok yatırımcı aslında içten içe aynı hesabı yapıyor; “Acaba bu tesisi tamamen yıkıp yeniden mi inşa etsek”?..
Çünkü sıfırdan yapılacak bir tesis yalnızca daha estetik olmaz. Aynı zamanda enerji verimliliği yüksek, deprem yönetmeliklerine uygun, bakım maliyetleri düşük, dijital altyapısı güçlü ve gelecek 30-40 yılı planlayabilecek nitelikte olur.
Fakat bu düşüncenin önünde çok büyük bir engel bulunuyor; Finansman.
Bugünkü yüksek faiz ortamında milyarlarca lirayı bulabilecek yeniden yapım yatırımlarının finansmanı oldukça zor hale gelmiş durumda. Turizm yatırımcısı otelini birkaç sezon kapatmayı göze alsa bile kullanılacak kredilerin maliyeti birçok projeyi ekonomik olmaktan çıkarıyor.
Sonuç olarak yatırımcılar her yıl aynı kararı veriyor: “Bir yıl daha bekleyelim.”
Sonra bir yıl daha…
Ve bir yıl daha…
İşte asıl risk burada başlıyor.
Çünkü ertelenen her büyük yatırım, bakım maliyetlerini artırıyor. Eskiyen altyapılar daha fazla arıza veriyor. Enerji tüketimi yükseliyor. İşletme giderleri artıyor. Misafir beklentileri her geçen yıl değişirken, eski yapıların yeni nesil turizm anlayışına uyum sağlaması da zorlaşıyor.
Dünya turizmi artık sadece deniz, kum ve güneş satmıyor.
Sürdürülebilirlik satıyor.
Enerji tasarrufu satıyor.
Akıllı bina teknolojileri satıyor.
Karbon ayak izi düşük tesisler satıyor.
Çevre dostu mimari satıyor.
Bugün İspanya, Portekiz, Yunanistan ve Körfez ülkelerinde yapılan yeni turizm yatırımlarına bakıldığında bu dönüşüm açıkça görülüyor. Yeni tesisler yalnızca daha lüks değil; aynı zamanda daha verimli, daha güvenli ve daha ekonomik işletilebiliyor.
Antalya’nın da bu dönüşümü kaçırmaması gerekiyor.
Elbette kimse tüm oteller aynı anda yıkılıp yeniden yapılsın demiyor. Böyle bir şey zaten mümkün de değil. Ancak uzun vadeli bir dönüşüm planının hazırlanması artık kaçınılmaz görünüyor.
Belki düşük faizli turizm yenileme kredileri…
Belki uzun vadeli yatırım finansman modelleri…
Belki de yeniden yapım projelerine özel teşvikler…
Çünkü turizm sadece bugünün değil, gelecek nesillerin de en önemli gelir kaynaklarından biri.
Unutmamak gerekir ki Antalya’nın en büyük rakibi artık yalnızca Bodrum ya da Marmaris değil. Dünyanın dört bir yanında çok güçlü turizm destinasyonları doğuyor. Suudi Arabistan milyarlarca dolarlık yeni turizm şehirleri kuruyor. Mısır, sahillerini yeniliyor. Karadağ, Arnavutluk ve Hırvatistan uluslararası yatırım çekiyor. Rekabet her geçen yıl daha da sertleşiyor.
Biz ise mevcut başarımızın üzerine yeni başarılar eklemek zorundayız.
Belek bugüne kadar Türkiye turizminin lokomotifi oldu.
Şimdi ise bu lokomotifin yeniden güçlendirilmesi gerekiyor.
Çünkü bazen en büyük risk, görünen bir sorun değildir. En büyük risk, herkesin bildiği ama sürekli ertelediği meseledir.
Bugün Belek’in önündeki en önemli sınavlardan biri tam da budur.
Doğru zamanda yapılacak yenileme yatırımları, bölgenin gelecek otuz yılını güvence altına alabilir. Aksi halde ertelenen her yıl, yalnızca binaları değil, rekabet gücünü de biraz daha yaşlandıracaktır.
Turizm ve risk
Mehmet Yenikaynak
Yorumlar