Antalya’da Ağustos ayını geride bıraktık ve Eylül'e merhaba diyoruz. Turizm sezonunun en hareketli dönemlerinden biri geride kalırken, kentte şimdi başka bir dönem başlıyor. Bir tarafta turizmci sezonun bilançosunu çıkarmaya hazırlanıyor, diğer tarafta esnaf “Bu sezon gerçekten kazandık mı” sorusunun cevabını arıyor. İş dünyası ise maliyetleri, finansmanı ve önümüzdeki ayları düşünüyor.
Bugün Antalya’nın en önemli meselesi sadece turist sayısı değil. Turistin kent ekonomisine bıraktığı para, esnafın bundan aldığı pay ve işletmelerin ayakta kalabilme gücü çok daha önemli.
Çünkü Antalya büyüyor ama büyümenin maliyeti de büyüyor.
Kira, personel, enerji, finansman ve işletme giderleri birçok sektörün belini bükmüş durumda. İş dünyasının bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden birinin “öngörülebilirlik” olduğu yönündeki ATSO değerlendirmesi de aslında tabloyu özetliyor.
Esnafın önündeki bir başka önemli konu ise borçlar. Vergi ve SGK borçlarına ilişkin yapılandırma ve taksitlendirme de dün tamamlandı.
Antalya’nın bir başka gerçeği ise turizm.
Sezonun sonuna yaklaşırken asıl soru şu: Antalya turist sayısını artırırken turist başına geliri de artırabiliyor mu?
Artık sadece “kaç turist geldi” diye bakmak yetmiyor. Turistin şehirde ne kadar kaldığı, ne kadar harcadığı, yerel esnaftan ne aldığı ve Antalya ekonomisine ne kadar katkı sunduğu da ölçülmeli.
Üstelik önümüzde çok önemli bir fırsat var: COP31.
Kasım ayında Antalya’nın ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, kent için yalnızca bir organizasyon değil, ciddi bir ekonomi ve tanıtım fırsatı. Bu fırsatı yalnızca oteller değerlendirmemeli. Restoranından taksicisine, alışveriş merkezinden küçük esnafına, ulaştırma sektöründen sağlığa bütün Antalya bundan pay almalı. Ancak bunun için hazırlık bugünden başlamalı.
Antalya’nın başka bir kronik sorunu da ulaşım ve altyapı. Yaz döneminde artan nüfus ve araç yoğunluğu zaten kentte ciddi bir baskı oluşturuyor. Elektrik kesintileri ve altyapı çalışmaları da zaman zaman günlük yaşamı ve işletmeleri etkiliyor. Bugün 11 ilçede planlı elektrik kesintilerinin bulunması bile altyapının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Bir de yangın gerçeğimiz var. Antalya, yaz boyunca sıcaklık ve yangın riskiyle mücadele etti. Artık yazın sonuna gelmiş olabiliriz ama rehavete kapılmamak gerekiyor. Serik’te yaşanan traktör yangını bile küçük bir ihmalin ne kadar hızlı tehlikeye dönüşebileceğini gösteriyor.
Özetle Antalya’nın önünde iki farklı tablo var. Bir tarafta dünyanın dikkatini çeken, turizmi güçlü, COP31 gibi dev organizasyonlara ev sahipliği yapan bir kent. Diğer tarafta yüksek maliyetlerle mücadele eden, finansmana ulaşmakta zorlanan, borçlarını çevirmeye çalışan esnaf ve işletmeler…
Bu iki Antalya’yı birbirinden ayırmadan yönetmek zorundayız.
Antalya artık sadece “daha fazla turist” istememeli. Daha fazla katma değer, daha fazla yerel kazanç, daha fazla istihdam, daha güçlü esnaf, daha sağlam altyapı ve daha yaşanabilir bir kent istemeli.
Çünkü turizm sezonu bitebilir ama Antalya’nın ekonomisi 12 ay devam ediyor.
Ve asıl mesele, sezon bittiğinde Antalya’nın elinde ne kaldığı...