Sağlık ve eğitim ile ilgili yazıları olan emekli genel cerrah ve askeri hekim Dr. Akın Yazıcı’nın ‘Bir Ülkenin Çöküşü’ başlıklı yazısı ilginç ve bir o kadar gerçek bulgulara dayanıyor. Dr. Yazıcı, dünya üniversiteleri arasında ODTÜ'nün 85'inci sıradan 801'e, Boğaziçi'nin, 139'dan 601'e, İTÜ'nün, 165'ten 801 ile 1000 arasına düşmesinin sadece akademik bir veri olmadığından yola çıkarak çarpıcı bir açıklama yapmış.

Dr. Akın Yazıcı’nın belirttiği verilerinin son 20 yıl içindeki metodoloji değişiklikleri ile üniversite sayısının artması ve sıralamaların 801/1000 barajına çekilmesiyle ilgili olduğunu başka kaynaklardan öğrendim.

ODTÜ halen Türkiye’nin bir numaralı üniversitesi, dünyanın akademik tanınırlığı olan 325’inci üniversitesi. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Gelelim Dr. Akın Yazıcı’nın yorumlarına;

‘…Üniversitenin yalnızca diploma veren bina olmayıp bir ülkenin geleceğiyle yaptığı en ciddi sözleşme’ olduğuna dikkat çeken yazısında Yazıcı, ‘O sözleşme bozulduğunda, geriye yalnızca kalabalık sınıflar, yorgun hocalar, ezbere sıkışmış öğrenciler ve kendine güvenini kaybeden bir toplum kalır’ uyarısında bulunuyor.

Ekonominin bozulup, yeniden toparlanabileceğine, paranın yeniden kazanılabileceğine, çöken sistemin değiştirilebileceğine, yara alan hukukun irade varsa onarılabileceğine dikkatleri çeken Dr. Yazıcı, ‘Ama eğitim başka bir şeydir. Çünkü eğitim, insanın içindeki zamanı biçimlendirir. Bir çocuğun merakını, bir gencin düşünme biçimini, bir toplumun hakikatle kurduğu bağı şekillendirir. Yanlış verilen eğitim sadece bugünü bozmaz; yarının aklını da sakatlar’ görüşünü savunuyor.

Üniversiteden mezun olmuş birine dönüp ‘Senin eğitimin eksikti, baştan başlayalım" denilemeyeceğini, liseyi bitirmiş bir gencin yeniden çocukluğuna gönderilemeyeceğini, insan ömrünün ise geri sarılan bir kaset olmadığını ifade eden Dr. Akın Yazıcı şu saptamalarda bulunuyor;

‘Kaybedilen her yıl, yalnızca takvimden kopan bir yaprak değil; zihinden, hayalden, üretimden ve karakterden eksilen bir parçadır. Asıl mesele sıralama kaybetmek değil. Asıl mesele, düşünmeyi öğretemeyen bir düzenin insanı sadece yarışmaya, ezberlemeye ve hayatta kalmaya zorlamasıdır. Oysa eğitim, insanı özgürleştirmelidir. Soru sormayı, itiraz etmeyi, bağ kurmayı, üretmeyi, yanılmayı ve yeniden denemeyi öğretmelidir.

Bugün Türkiye'nin en derin yarası bütçe açığı değil, bilinç açığıdır.

Çünkü ekonomi kasadır, hukuk terazidir, siyaset sahnedir; eğitim ise insanın kendisidir.

İnsan bozulduğunda tüm sistemler önünde sonunda aynı karanlığa düşer.

Bir ülkeyi gerçekten ayağa kaldırmak istiyorsan önce sınıfa bakacaksın.

Orada ışık yoksa, gerisi sadece dekor olur’

Eğitimin ışığı hiç sönmesin.

Saygılarımla.