Antalya’nın Aksu ilçesindeki ormanlık alanlar üç gündür yanıyor.
Yükselen alevlere bakarken, yalnızca yanan ağaçları görebiliyorsunuz.
Yanan bir evin hatıralarını, bir çiftçinin alın terini, bir çocuğun bahçesini, bir kuşun, bir kaplumbağanın, bir tilkinin feryadını da duyabiliyorsunuz.
Aksu üç gündür yanıyor. İmkanlar seferber edildi. Resmi, sivil herkes yangını söndürmeye çalışıyor. Rüzgâr yangının enerjisini düşürmüyor, aksine yükseltiyor.
Çokça hüzün, çokça kül yağıyor Antalya’ya.
Bir ev yanınca dört duvar eksilmiyor yalnızca;
Fotoğraflar yanıyor, hatıralar yanıyor, bir ailenin geçmişi kül oluyor.
Bir çiftçinin serası yandığında yalnızca naylon ve demir yanmıyor;
Yarına dair umudu yanıyor
Yangın sönecek. Arozözler gidecek. Helikopterlerin sesi susacak.
Haber kameraları başka yöne dönecek.
Ama Aksu'nun insanı, küllerin başında kalacak.
Çünkü bazı acılar, yangın söndüğünde başlamış oluyor.
Aksu'ya bakarken öfkeden çok hüzün duyuyorum.
Her defasında aynı sözleri söyledik:
‘Bir daha olmayacak!’
Belki artık sadece kaç hektarın yandığını değil, kaç hayatın eksildiğini sorgulamalıyız.
Ve yine de…
Küllerin altında bir tohum vardır belki.
Sessizce bekleyen. Bir gün filizlenecek.
Bir çocuk gölgesinde oturacak. Bir kuş dalına yuva kuracak.
O çocuk belki soracak: ‘Burada ne olmuştu?’
Ve biz ona şöyle diyebilmeliyiz:
‘Bir zamanlar burası yandı.
Ama biz yeniden yeşerttik’
Çünkü orman yalnızca ağaç değildir.
Orman nefesimizdir.
Aksu yanarken hepimizin nefesi eksildi.
Aksu’nun külleri bizim de bahçemize yağdı.
Şimdi görevimiz, o külleri seyretmek değil;
Küllerin içinden yeni bir hayat büyütmek.
Çünkü ormanlar bize ait değil.
Bir atasözü;
‘Onları çocuklarımızdan ödünç aldık’ der.
Onu korumak şimdi daha büyük görevimiz.
Son söz;
Başın sağ olsun Antalya!