Eskiden bir insana ikiyüzlü denilmesi en büyük, en ağır hakaretlerden biri kabul edilirdi. Günümüzde ise artık iltifat kabul edilir hale geldi. Çünkü gün öyle bir gün oldu ki; insanların o kadar çok yüzü olmasından dolayı ikiyüzlü olanlar neredeyse en muteber insanlar haline geldi. Mehmet Akif’in de dediği gibi: “Artık ikiyüzlüleri seviyorum. Çünkü yaşadıkça yirmi yüzlüleri görmeye başladım.”
Özü, sözü bir olmak kavramı demode olan bir özellik olarak tedavülden kalktı. Onu arayıp bulmak isteyen tarihin tozlu sayfalarında, kahramanlık hikayeleri arasında bulabilir. İnsan olmanın en temel gereği olan özellik artık bir hikayeden ibaret. Gün gelecek hikayelerde bile konusu kalmayacak. Neden, çünkü hikayelerde de gerçek hayata dair bir şeyler paylaşılır, anlatılır. Gerçek hayatta karşılığı olmayan bir şeyi kim, ne yapsın?
Dünya değiştikçe teknoloji gelişir, bilim gelişir. Fakat her dönem bilimin de çözemediği hastalıklar da gelişim gösterir. Çağımızda ise aslında yıllardır olan, ancak son yıllarda tezahür eden amansız hatalıklardan biri de “karakter yetersizliği”dir. İnsanları tanıdıkça, insanları gördükçe, dinledikçe bu amansız hastalığın pençesine düşmüş bir toplum girdabında olduğumuzun acaba ne kadar farkındayız?
Tabi toplumdaki bu tarz insanların olması başka bir sanat dalını da geliştiriyor. O sanatın adı da tiyatro. Nasıl mı, aynen şöyle: İnsanlar başkasının arkasından tonlarca ağırlıkta laf ettikten sonra karşılaşınca nasıl can ciğer arkadaş, dost olabiliyorlar anlamak mümkün değil. Ya o ağır lafları söyledikleri kişilere ya da can ciğer gibi konuştukları kişilere tiyatro oyunu sergiliyorlar. Ama kesin olan bir şey var ki bunlardan biri tiyatro, yani gerçek değil sadece oyundan ibaret bir hayat. Peki burada tek suçlu karakter yetersizliği hastalığını gerçek hayatta icra eden oyuncu da mı yoksa o oyunu beğeniyle izleyen seyircide mi? Keyifle izleyen seyircinin de tiyatrocu da kadar sorumlu olduğunu hatırlatmakta fayda var.
Sahte tebessümlerle donatılmış yüzlere gülen yüzleri çok mu masum sanıyorsunuz? Siz de o sahte tebessüme gülerek karşılık verdikçe toplumda çok yüzlülüğe karşı kürek çektiğinizin acaba ne kadar farkındasınız?
Hayatın vazgeçilmezi olan olaylardan biri de şudur: Bir gün bir eş, dost arkadaş her kimse gelir ve size der ki. Şu kişi seninle ilgili şunları, şunları söylüyor. Ve sizde kimin doğru kimin yalan söylediğini bilemiyorsunuz. Ona vermeniz gereken cevap şu olmalı. “Benim hakkımda söylediklerini bana yetiştirme. Tüm bunları sana söylerken senin yanında neden bu kadar rahat, sen ondan haber ver.” Çünkü o rahatlık verilmemiş olsa, o sözler konuşulabilir mi?
Sizinle ilgili olumsuz ifadeleri bir güzel dinleyip, karşının rahatlıkla konuşmasına fırsat veren ve sonrasında marifet gibi size aktaran kişilerin de karakter yetersizliği hastalığına tutulmuş biçare insan görünümlü canlılar olduğunu unutmamak gerekir.
İşte hayat böyle, insanın bin bir çeşidi var ama insanlık öyle değildir. İnsanlığın kuralları açık ve nettir. Diğer insanlar gibi buğulu cama benzemez. Ne olduğu bellidir. O yüzden ideal insan da insanlığın peşinden giden, onu teneffüs eden olmalıdır. Yoksa günümüzdeki gibi çok yüzlülük yarışlarının sonu yoktur. İnsanlığı yaşatan insanlar olabilmek dileğiyle…