Birileri atmış ortaya tozu, dumanı, sisi, seyreyliyor ötede oturup olan biteni...

Keyifler yerindedir muhtemel. Bu sis perdesinin altında kazananlar belli, kaybedenler mi? Sen, ben, biz, siz, kısacası halkımız oluyor ve ötekileştirilen öteki...

Alışkanlıklar kolay kolay vazgeçilmeyen şeylerdir. Gündelik yaşam içinde ekmeğinin derdinde olan vatandaşın özellikle de bu ekonomik sıkıntı içinde tek eğlencesi yine televizyon denilen kara kutu ve birkaç gazete. Peki öteden beri vatandaşın güvendiği ve izlediği kanallar, aldığı veya orada burada es kaza karşısına çıkıp okuduğu gazeteler hangileri? Dikkat edin öylesine, sıradan gittiğiniz yerlere. Televizyon ve gazete varsa ortamda hangi kanallar açık ve ortalığa serpiştirilen gazeteler hangileri? Propaganda ve ulaşılan kitle işin özü, temeli...

Yaşam mücadelesinde, ekmeğinin, ailesinin geçiminin ve yaşamının derdinde olan kaç vatandaşın sanalı görmeye vakti var ki? Ben söyleyeyim, emekli bir emekçi ve bu ataerkil sistemde yaşayan bir kadın olarak; hiç... Sistem çarkında dönen çarkın dişlilerindeyiz aslında hepimiz. Çoğumuz farkında bile değiliz.

Partili devlete ise hiç alışkın değiliz. Alışkın olduğumuz ve güvendiklerimiz partiler değil, devletin resmi kanallarıydı hep ve konusunun uzmanı olduğunu, hukuka uygun hareket ettiğini düşündüğümüz bürokratlarla resmi kurumlar... Önlerinde ne derlerse eğilmişiz bunca süre. Böyle yetiştirilmişiz çoğumuz ve böyle biliriz. Yine ana akım gazetelerini de bulursak eğer o dar vakitlerde okur gideriz. Taraflı gazete almak istemediğimizden nedense ana akımın tarafsız olduğuna inanırız. Cumhurbaşkanı tarafsızdı, uzmandı, iyi bilendi, kötü gidişata, tarafgirliğe, haksızlığa vetoyla dur diyebilendi nezdimizde. Cumhuru temsil ederdi adı üstünde, cumhur bizdik, devletse bizimdi ve bizdendi.

Sistem malumunuz değişti. Peki ama biz partili bir cumhurbaşkanlığına hazır mıydık?  Düşüncelerimizi, bakış açımızı da uyumlandırabildik mi bu gidişata, yeni duruma? Bence değildik ve maalesef halen değiliz.

Devletin imkanları ile yapılan siyasi propaganda, iktidar ittifakının kendini devlet, vatan, beka söylemleri ile özdeşleştirmesi, muhalefeti ise terörizm, FETÖ’cülük, vatan hainliği ile suçlaması, başörtülü bacımın söylemlere bayrak yapılması, inancın ve inanç yerlerimizin kullanılması, Abdullah Öcalan’ı hapisten çıkaracaklar iddiası ve daha neler... Peki bu kara propagandalardaki doğruluk payı? At iddiayı asıllı asılsız ortalığa, seyreyle ortamı. Bence kara propagandanın mutlak suretle cezası olmalı ve hangi kanallardan nasıl ne şekilde yayınlandıysa bu söylemlerin illaki tekzibi yapılmalı ve herkese bizzat ulaşması sağlanmalı.

Kişilere değil, kurumlara ve devlete güveni esas tutar halkımız. Öteden beri sıradan vatandaşın güvendiği bürokratlar ve devlet kademesindekiler bunu söyleyenler. Sonra mı? “Allah devletimize zeval vermesin” diyen, partili cumhurbaşkanlığı sistemini fark etmeyen, edemeyen vatandaşlarımız.

2. tura hazırlanıyoruz, yeni cumhurbaşkanı seçeceğiz. İlk turun sonuçlarını düzgün değerlendirmeliyiz. Sokaktaki insanımıza, çarkın dişlilerinde kaybolan vatandaşlarımıza ve yineliyorum belki ama özellikle kadınlarımıza, (tam da iktidarın istediği gibi) ötekileştirme ve kutuplaştırma tuzağına düşmeden sabırla ve bıkmadan her alanda muhalefetin mutlaka kendini anlatması, kara propagandanın asılsızlığını vurgulaması, medyaya olabildiğince hakim olması gerekli. Zaman çok kısa... Ne kadar insana ulaşılabilir demeyin. Farkında olan herkes elini uzatıp, başını çevirip konuşsa yanındaki vatandaşla her şey çok açık ve zaten her şey ortada...

Sandıklara gerçek bir sorumluluk ve vatandaşlık göreviyle gerek oy kullanırken gerek sonrasında sahip çıkmaksa önemli nokta. Geleceğe kendiniz, çocuklarınız ve hatta varsa torunlarınız, komşunuz için bile sahip çıkmak önemli.

Kaldıralım şu tozu dumanı da, aydınlatalım ortamı, hep birlikte güzel yarınlara bakalım sonrasında.

O sandıklara mutlaka istisnasız gidelim. Pes etmek kimseye yakışmaz, özellikle bu güzel vatana ve vatandaşlarımıza.

Sevgi ve saygılarımla...