Fransa iki seksen yere serilmişti, ama İngiltere dayanıyordu. Paris, hınzırca Londra’nın da pes etmesini bekliyordu . İngiltere teslim olmamıştı, olmayacaktı. O günlerde İngiltere’ye hain ilan edilmek pahasına kaçan bir Fransız ‘paşa’, Charles De Gaulle, ‘biz yalnızca bir muharebeyi kaybettik savaşı değil’ diye bir yerlerini yırtsa da ona inanan Fransızların sayısı o kadar da çok değildi. İngiltere hava savaşlarında ağır kayıplar veren Hitler sonunda nihai hedefini seçmiş ve Sovyetlere taarruz etmeye karar vermişti. 1941 yazına girilirken çoğu Fransız’a göre mesele bitmişti. Kim Almanların elini bükebilirdi ki.. tüm yaşlı kıta onun kontrolündeydi, İspanya ve Portekiz faşist diktatörlükler halinde iş birliği içindeydiler. Fransa düşmüştü,Danimarka, Norveç fiilen işgal edilmişti ve Polonya artık devlet olarak bile mevcut değildi.. Arnavutluk, Yunanistan, Yugoslavya keza işgal edilmişlerdi Bulgaristan ve Romanya ve Macaristan Komünist karşıtı falan diye Nazilere katılmıştı. E, İtalya da zaten faşist bir rejim vardı, Finlandiya Almanlarla flört ediyordu, Türkiye de ona katılmak üzereydi.İsveç’i zaten kimsenin umursadığı yoktu, İsviçre ise finansal bağlantıları nedeniyle şimdilik varlığını koruyordu. İşte koca kıta bitmiş tükenmişti. Fransız burjuvası tüm bu gidişi değiştirebilir miydi? Ne gerek vardı? Almanlar onlara değil Yahudilere karşıydı. O günlerde tüm Avrupa ülkelerinde derecesi değişik bir Yahudi düşmanlığı vardı, Almanlar hesabı kısa tutmak niyetindeydiler hepsi buydu.1941, Haziranın da Almanya Rusya’ya dalıverince Fransa da ki Komünist enteller iyot gibi açığa çıkmışlardı. 30 lu yılların tamamında Nazilere giydir, Allah giydirmişlerdi, sonra birden yağdanlık haline dönüşmüşler, Hitler ve yoldaş Stalin paktını övmeye başlamışlardı, şimdi ise Hitler Stalin’in gırtlağına çökmek üzereydi. Bütün edilen o laflar nasıl olacaktı da geri yutulacaktı. Fransa halkı, her hangi bir orta doğulu kabileye benzemezdi , onlar balık hafızalı bir toplum değildi. Adamın yakasına yapışır ‘ne ulan bu böyle, dün kıçını yaladığın adamı bu gün kubura batırıp çıkarıyorsun!’ diye hesap sorardı.
Stalin Komünist partilere emir vermişti: ‘Ne pahasına olursa olsun direnin! Ve komünizmin ana vatanını kurtarın…’ Almanlar çoktan Moskova önlerine varmıştı. Gürcü diktatör, bakmıştı ki gitti, gidiyor. Eski Rusya değerlerine sarılmıştı. Çarlık Rusya’sı madalyaları geri gelmiş ve ‘sınıf savaşı’ yerini ‘Kutsal vatan savunmasına’ bırakmıştı. Hani nerede ise Moskova kilisesine gidip dua edecekti.
Fransa sağı, kilisesi, aristokrasisi, donanması,burjuvası rahat bir nefes alabilirdi, Almanlar yer yüzünden hem Yahudileri hem de komünistleri kazıyacaklardı.
Ama savaş yangının mühendisliği olmuyordu, olamıyordu, savaş yangını bir kere çıkınca onu hangi siyasi rüzgarın kontrol ettiğini, edeceğini kimse kestiremiyordu.
Japonlar, 7 Aralık günü Amerikalılara dalınca Hitler bir hafta içinde ABD ye savaş ilan etmişti. Fransızların azıcık aklı karışmıştı,bu Amerika, hani onların 1770lerin sonunda kurtardığı Amerika değil miydi?
Değildi!
ABD çoktandır dünya sorunlarına yalın kılıç dalmak istiyordu ama fırsat verilmemişti. Japonlar ona istediği fırsatı vermişti, normalde çoğu Amerikalının beklentisi üzerine ‘önce’ Japonya’yı derdest etmesi gerekirdi ama ‘Yankiler’ önceliği Avrupa’ya vereceklerdi.
İngiltere de muhafazakar parti ve lideri Churchill sağlam duruyordu, Stalin kuyruğunu kıstırmış uslu,uslu bekliyordu.Almanlar savaşı kazanamayacakları kadar çok yaymışlar ve uzatmışlardı. 1942 senesi başladığında Amerika savaşı 2-3 yıl içinde kazanabileceğinden emindi. Çünkü bu savaş askerlerin değil ekonominin savaşı olacaktı.
Şimdi sıra Fransa da bir adam bulmaya gelmişti. Şu, 1940 Haziran ayında Londra’ya sığınan Fransız ‘paşa’ kimdi? Amerikan mantığına uygun bir laf etmişti ne güzel bir formüldü, o öyle; ‘yok muharebeyi kaybettik ,savaşı değil falan’..O adamı iyice bir işleseler, halkla ilişkiler falan, gazeteler, radyolar..Kısa zamanda Fransa direniş hareketinin lideri olmaz mıydı Charles De Gaulle..
Yarına: olurdu ama De Gaulle herhangi bir ‘paşa’ değildi ki…