Rene Lacombe,1944, 6 Haziran günü Normandiya istilası başlayınca Almanlar, hemen orta bölge de ki en ünlü ve gaddar Panzer tümenini kuzeye sevk etme kararı almışlardı. (aslında 9 haziran da tümene hareket emri gelmişti)
Al işte Fransa da ki direnişçi hareket için bir fırsattı bu, ispat etsinlerdi efendim kendilerini…
Bu sefer komünist direnişçilerde durumun farkına varmışlardı, ayrıca Moskova’dan gelen emirlere göre ne kadar Alman askeri öldürürlerse o kadar iyi olurdu. Bu korkulan tümenin adı Das Reich, SS tümeniydi. Rus cephesinden gelmişti, sıkı savaşçılardı . Ve bir o kadar da acımasız idiler. Rus cephesinde merhamet, asil savaş gibi kavramlar çoktan yok olmuştu. Askerlere Fransa’da daha dikkatli davranmaları talimatı verilmişti. Yağma yapılmayacak, aldıkları her şeyi parasıyla alacaklar ve kadına kıza sarkmayacaklardı.
Tümenin kuzeye vaktinden önce gelmesi Müttefik karargahını çok ürkütüyordu, boşuna bir korkuydu bu, zaten 50-60 kadar Alman tankı vardı elde (200 tank yerine) bunların da bir sürü mekanik arızası çıkmıştı dahası yeterince benzin yoktu ve daha da beteri yeterince tecrübeli personel mevcut değildi. Rus cephesi yutmuştu hepsini. Askere alınanların büyük bir kısmı Alsas bölgesindendi. Bu bölgenin çocukları yıllardır ne olduklarını bir türlü bilememişlerdi;
Fransız mıydılar yoksa Alman mı?
Çünkü her iki devlet arasında yaklaşık bir asırdan beri gidip geliyorlardı, Fransız olmak iyiydi, hayatı daha kolay yaşıyorlardı, şarap-kadın ,ama Alman olmakta fena değildi çünkü bu sefer kendilerini daha üstün sanıyorlardı, sosyal güvenlik falan da fena sayılmazdı. İki milletin ‘diğer’ unsurları ise Alsaslı çocukları kendilerinden saymıyordu, yani iki tarafa da yaranamamışlardı. O zaman en iyisi Alman kalmaktı, hiç değilse adam öldürme hürriyetleri vardı.
Kuzeye yolculuk kara yoluyla yapılacaktı tümenin tekerlekli araçları ve hafif zırhlı keşif araçları derhal harekete geçecekti. Savaşın en zorlu aşaması başlamak üzereydi. Heyecan son sınırdaydı, üstelik ardı ardına ‘teröristlerin’ saldırıları haberleri vardı. Tetikte ki eller iyice gergindi. Bazı kasaba ve köylerden geçerken üstlerine tek tük ateş açılmıştı, yaralanan olmuştu Alman askerleri bunlar ‘kahpe pusular’ olarak görüyordu. Gelecek köy ve kasabaya yaklaşırken işi şansa bırakmıyorlar ve hareket eden her şeye ateş ediyorlardı.
Rene Lacombe, yolda ki kasabalardan birinde yaşıyordu, oto tamircisiydi. Sağ görüşlüydü, kiliseye düzenli giderdi. Yemesini-içmesini severdi, arada bir Paris’e kaçar ışıklar şehrinin tadını çıkarırdı. Yani, zamparalık yapardı. Sonra geri gelir kilise ye yüklüce bir bağış yapar sözüm ona kendini Tanrı’ya af ettirirdi. Kilisenin papazından daha iyi bilecekti; papaz efendi ‘tamam oğlum af oldun’ deyince iş bitiyordu. Üstelik günah işleme kontenjanı yine boşalıyordu. İşbirlikçi ‘milis’ le pek hukuku yoktu, ama onları tenkit etmezdi de. Komünistlerden nefret ederdi, sosyalistleri ise ‘ne idüğü belirsiz’ olarak tarif ederdi. Rene Lamcombe,işlerinin aksamasından hoşlanmazdı, para kazanamazsa nasıl gidecek de Paris de gizli-gizli hovardalık yapacaktı.
Direnişçilere gelen talimat açıktı,’ Ne yapın,yapın Almanları geciktirin!’
Belediye başkanı eski bir savaş gazisiydi, on beş kişi ellerine Nuh nebiden kalma silahlarını almışlar ve barikat kurmaya gitmişlerdi. Hala söyleniyorlardı: ‘Ne gerek vardı, durduk yerde hır çıkarmaya, ya Almanlar köyü yakarlarsa …’
Rene Lacombe, ilgilenmemişti bile , Almanlar gelip geçecekti, kim bilir belki bir –iki kamyon arıza yapar, ona da ekmek çıkardı, şu anda elinde ki külüstürü bitirse iyi olurdu.
Almanlar geliyor! Haftaya