Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER) Antalya Şubesi, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından okullara gönderilen Ramazan etkinlikleri nedeniyle Antalya Adliyesi önünde eylem düzenledi. Eyleme çok sayıda STK temsilcisi katıldı. Eylemde konuşan VELİ-DER Antalya Şube Başkanı Tülin Koç, söz konusu genelgenin laikliğe aykırı olduğunu savundu.

VELİ-DER Antalya Şube Başkanı Tülin Koç, “Türkiye’de eğitim sistemi, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen giderek daha fazla dinselleştirilmekte; kamusal, bilimsel ve laik eğitim ilkesi sistemli biçimde aşındırılmaktadır. Son olarak Millî Eğitim Bakanlığı tarafından okullara gönderilen ‘Ramazan etkinlikleri’ konulu genelge ve bu kapsamda yürürlüğe konulan uygulamalar, bu sürecin yeni bir halkasını oluşturmaktadır. Bakanlık tarafından okullara iletilen talimatlarda dayanak gösterilen 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ve ilgili Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği, müfredatta yer almayan dinî içerikli faaliyetlerin kurumsal biçimde organize edilmesine açık bir yetki vermemektedir. Buna rağmen kamu okullarının belirli bir inanç pratiğinin uygulama alanına dönüştürülmesi yönünde adımlar atılmaktadır. Bu genelge, kamu okullarını belirli bir inanç pratiğinin uygulama alanına dönüştürme girişimidir. Okullar; farklı inançlardan, farklı mezheplerden ve inançsız öğrencilerin bir arada bulunduğu kamusal alanlardır. Devletin görevi bir inancı teşvik etmek değil, tüm yurttaşların inanç özgürlüğünü güvence altına almaktır. Eğitim hizmeti, Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan laiklik ilkesi ve 42. maddede düzenlenen eğitim hakkı gereğince tarafsız ve eşit biçimde sunulmak zorundadır” dedi.

EŞİTLİĞİ ZEDELER
Söz konusu genelgenin birçok noktadan yanlış olduğunu savunan Koç, “Bu genelge Anayasa’nın laiklik ilkesine aykırıdır. Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir. Devlet organları herhangi bir dinî inancı teşvik edemez, yönlendiremez, organize edemez. Eğitim sistemi dinsel referanslarla değil anayasal ilkelerle yönetilir. Eğitim hakkının eşitlik ilkesini ihlal eder. Okullar; farklı inançlardan ya da inançsız çocukların da ortak alanıdır. Tek bir dinin ibadet ve pratiklerini merkeze alan etkinlikler, çocuklar arasında ayrımcılık ve dışlanma riskini artırır. Çocuğun üstün yararı ilkesini gözetmez. Eğitim pedagojik ve bilimsel esaslara göre planlanmalıdır. Dinî ritüel ve pratiklerin kurumsal organizasyon hâline getirilmesi pedagojik değil, ideolojiktir. Kamusal kaynakların belirli bir inanç doğrultusunda kullanımına yol açar. Kamu bütçesi ve okul alanları, herhangi bir dinî etkinliğin kurumsal organizasyonu için tahsis edilemez. Çocuklar üzerinden siyasal ve ideolojik inşa kabul edilemez. Eğitim kurumları siyasal-ideolojik projelerin uygulama sahası değildir. Çocuklar; iktidarların toplumsal mühendislik araçları değil, hak öznesi bireylerdir. Devletin görevi çocukları tek tip bir inanç çerçevesine yönlendirmek değil; eleştirel düşünceyi, bilimsel aklı ve çoğulculuğu güçlendirmektir. Okullarda ‘Ramazan etkinlikleri’ adı altında yapılacak organizasyonlar fiilen katılım baskısı, akran baskısı ve idari yönlendirme yaratma riski taşımaktadır. Bu durum çocukların psikososyal gelişimini ve okul içi eşitliği zedeleyebilir” diye konuştu.

‘AYRIMCILIĞA YOL AÇAR’ İDDİASI
Genelgenin oruç tutan ve tutmayan öğrenciler arasında ayrımcılığa yol açabileceğini söyleyen Koç, “Akran zorbalığına zemin hazırlayabilir. Yemek yiyen çocukların baskılanmasına, görünmez kılınmasına ya da suçluluk duygusuna itilmesine neden olabilir. Okul ortamında yemek saatlerinin fiilen işlevsizleşmesine yol açarak beslenme hakkının ihlaline neden olabilir. Ders sürelerini ve eğitimi ikinci plana iterek kamusal eğitimin niteliğini zayıflatabilir. Okullar, çocukların kendilerini özgür, eşit ve güvende hissettikleri kapsayıcı alanlar olmak zorundadır. Hiçbir çocuk inancı, ailesinin tercihi ya da kişisel tutumu nedeniyle okul içinde doğrudan ya da dolaylı baskıya maruz bırakılamaz” dedi.

MAARİF MODEL ELEŞTİRİSİ
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında eğitim kurumlarının adım adım dinselleştirilmesine ve kamusal niteliğinin aşındırılmasına itiraz ettiklerini belirten Koç, “Eğitim politikalarının temel referansı bilimsel bilgi, pedagojik gereklilik ve çocuk hakları olmalıdır. Eğitim kurumları siyasal-ideolojik projelerin uygulama sahası değildir. Çocuklar; iktidarların toplumsal mühendislik araçları değil, hak öznesi bireylerdir. Devletin görevi çocukları tek tip bir inanç çerçevesine yönlendirmek değil; eleştirel düşünceyi, bilimsel aklı ve çoğulculuğu güçlendirmektir” ifadelerini kullandı.

‘HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATIYORUZ’
Söz konusu durum için savcılığa suç duyurusunda bulunacaklarını söyleyen Tülin Koç, “Laik, bilimsel ve kamusal eğitim hakkını savunmak adına söz konusu genelge hakkında suç duyurusunda bulunacağımızı kamuoyuna ilan ediyoruz. Bu girişim herhangi bir inanca karşı değil; devletin tarafsızlık yükümlülüğünü hatırlatma ve Anayasa’yı savunma sorumluluğudur. Türkiye’de eğitim dinî referanslara göre değil, bilimsel esaslara göre düzenlenmelidir. Çocukların değil, siyasetin sınırlandırılması gereken bir alandır. Eğitim çoğulculuğu esas almalı; hiçbir öğrenciyi ötekileştirmemelidir. Velileri, eğitim emekçilerini, hukukçuları ve demokratik kitle örgütlerini laik ve kamusal eğitim hakkına sahip çıkmaya çağırıyoruz. Bu ülkenin çocukları eşit, özgür, bilimsel ve laik bir eğitim hakkını sonuna kadar hak etmektedir. Millî Eğitim Bakanı’na asli görevini hatırlatarak, çocuklarımıza yeterli beslenmenin sağlandığı, laik, bilimsel ve kamusal bir eğitim ortamını güvence altına almasını talep ediyoruz” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Muhabir: Zafer Güvenç