Üniversite hayali kuran milyonlarca aday için Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) sayılı günler kaldı. 20-21 Haziran 2026 tarihlerinde yapılacak sınav öncesi öğrenciler son hazırlıklarını sürdürürken, uzmanlar bu sürecin psikolojik boyutuna dikkat çekiyor.
ÖSYM verilerine göre, YKS’nin ilk oturumu olan Temel Yeterlilik Testi (TYT) 20 Haziran Cumartesi günü saat 10.15’te gerçekleştirilecek ve 2 milyon 425 bin 628 aday katılacak. 21 Haziran Pazar günü yapılacak Alan Yeterlilik Testleri’ne (AYT) 1 milyon 627 bin 960 aday girecek. Aynı gün yapılacak Yabancı Dil Testi’ne (YDT) ise 203 bin 639 aday başvuruda bulundu.

‘AİLE VE ÇEVRE BASKISI KAYGIYI ARTIRIYOR’
Sınava günler kala artan stres ve kaygıya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uzman Psikolog Anıl Yıldız, sürecin öğrenciler üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu belirtti. Yıldız, adayların yalnızca akademik değil, sosyal ve duygusal yüklerle de mücadele ettiğini ifade ederek şu değerlendirmeyi yaptı: “Birçok çocuk sadece kendi hedefleriyle değil, ailesinin ve çevresinin beklentileriyle de baş etmeye çalışıyor. ‘Ya başaramazsam, ya istediğim okula gidemezsem, ya emeklerim boşa giderse, ya herkes benden daha iyisini beklerken ben onları hayal kırıklığına uğratırsam’ gibi düşünceler zamanla zihinde büyüyerek yoğun bir baskıya dönüşebiliyor. Bu süreç sadece bir sınav kaygısı değil, aynı zamanda kişinin kendini sürekli yetersiz hissetmesine neden olan bir iç çatışmaya da dönüşebiliyor. Bu durum yalnızca zihinsel bir gerginlik yaratmakla kalmıyor; uykuya dalmada zorluk, gece sık uyanma, mide ağrıları, iştahsızlık ya da baş ağrısı gibi fiziksel belirtiler de ortaya çıkabiliyor.”
‘MOTİVASYON KAYBI VE SOSYAL İZOLE OLMA RİSKİ’
Öğrencilerde motivasyon kaybı ve özgüven sorunlarının da görülebildiğini vurgulayan Yıldız, “Çocuklar ‘Ben bunu yapamayacağım, ne kadar çalışırsam çalışayım yetişmeyecek, sınavda bildiklerimi bile unutacağım, herkes benden daha hazır, ben geride kaldım’ gibi düşünceler geliştirdikçe özgüven kaybı yaşayabiliyor ve bu durum ders çalışma motivasyonunu ciddi şekilde düşürebiliyor. Özellikle sınava yaklaşılan son günlerde bazı öğrenciler aşırı yüklenme nedeniyle tamamen yorulup geri çekilirken, bazıları da tam tersine yoğun bir baskı altında daha fazla çalışmaya çalışarak tükenmişlik yaşayabiliyor. Bu noktada sosyal hayattan tamamen kopmak da önemli bir risk oluşturuyor. Sürekli ders odaklı bir yaşam, arkadaş görüşmelerinin kesilmesi ve hiçbir sosyal aktiviteye yer verilmemesi öğrencilerin duygusal dengesini bozabiliyor” dedi.

‘AİLELER DESTEKLEYİCİ OLMALI’
Ailelere de çağrıda bulunan Yıldız, “Sürekli ‘daha fazla çalış, daha çok soru çöz, zaman kaybetme, geri kalıyorsun’ gibi baskı içeren söylemler öğrencilerin zihinsel olarak yorulmasına ve duygusal tükenmişlik yaşamasına neden olabilir. Bunun yerine ‘Senin çabanı görüyoruz, elinden gelenin en iyisini yapman bizim için yeterli, biz her koşulda senin yanındayız, sonuç ne olursa olsun senin değerini değiştirmeyecek’ gibi ifadeler öğrencinin kendini daha güvende hissetmesini sağlar ve kaygı düzeyini belirgin şekilde azaltır” diye konuştu.
‘KAYGI SADECE PSİKOLOJİK DEĞİL, BEDENSEL DE ORTAYA ÇIKAR’
Kaygının yalnızca psikolojik değil, fiziksel belirtilerle de kendini gösterdiğini vurgulayan Yıldız, sözlerini şöyle tamamladı: “Kaygı sadece düşünsel bir durum değildir; aynı zamanda bedensel olarak da güçlü şekilde hissedilir. Öğrencilerde uyku düzeninin bozulması, geceleri sık uyanma ya da uyuyamama, sabah yorgun kalkma, iştah değişiklikleri, mide ağrıları, baş ağrıları ve sürekli bir gerginlik hali sıkça görülür. Tüm bunların yanında ‘Ben yapamayacağım, ne kadar çalışırsam çalışayım yetişmeyecek, sınav anında her şeyi unutacağım’ gibi olumsuz düşünceler de özgüveni zayıflatır ve motivasyonu düşürür. Bu nedenle hem öğrencilerin hem de ailelerin bu süreci daha sakin, daha dengeli ve daha destekleyici bir şekilde yönetmesi büyük önem taşır.”





