Mamur Baba türbesi!
İzmir'in turizm merkezi Çeşme ilçesinin varlıklı Ilıca mahallesinde bulunan eski bir tarihi yalının, kesin olmamakla birlikte, yakalandığı bir hastalık sonrası ılıcalarda tedavi olan ama bu hastalıktan kurtulamayarak ölen zengin devlet adamı Ahmet Tosun Paşa tarafından yaptırıldığı düşünülür.
Bu Tosun Paşa Yalısı, yirmi yıl kadar önce Sabancı Holding tarafından aslına sadık kalınarak restore edilir ve Nars Ilıca adı altında butik bir otele dönüştürülür.

(Narsist, nars’tan geliyor; Kendisini herkesten üstün gören kişilik bozukluğu)
Anlatılan bir rivayete göre, bir zamanların en kudretli devlet adamlarından biri olan Mısır Valisi Ahmet Tosun Paşa, nedeni bilinmeyen bir hastalığa yakalanır.

Ahmet Tosun Paşa'nın validesi bir rüya görür, rüyasındaki zat oğlunun (tedavisinin) hastalığının iyileşmesinin Çeşme- Ilıcada termal sular ve banyosunda olacağını söyler. Ilıca’da yaptırdığı tarihi yalıda kalan ve tedavi gören Ahmet Tosun Paşa hastalıktan kurtulamayarak 1816 yılında sonsuzluğa gider!

Gelelim Mamur Baba türbesi hikayesine;
Ilıca ile İstanbul sermayesinin gözdesi Alaçatı arasındaki kırsal alanda bir türbe var. Bu türbe Çeşmeye gelen yerli ve yabancı turistler için bir ibadet alanı işlevi görür.

Tek bir odası olan türbenin içinde Mamur Baba adlı kişinin mezarı bulunur.

Bu mezarın yanında genellikle kadınlar başlarını bağlar, dualar okur ve türbe dışındaki dilek ağacına da bez bağlama ritüelini gerçekleştirdikten sonra son model arabalarına binerek türbeden uzaklaşırlar.

İşte bu türbenin adı Mamur Baba türbesidir.

Neden Mamur Baba deniyor türbeye?

Türbe’nin Çeşme’nin turkuaz denizine ve zenginlerin yaşadığı Ilıca mahallesine bakan kapısı Mamur (Bayındır, kalkınmış, zengin) arkası ise çalı çırpıdan oluşan bitkilerin olduğu Mağdur (Zarar görmüş, zarara uğramış) olarak bilinir, söylenir.

O nedenle türbenin adı Mamur Baba’dır.

Mamur Baba türbesi zenginliğine karşın ölümü tadan Ahmet Tosun Paşa’nın mı yoksa ömrü boyunca zarar görmüş mağdur birinin hiç olmazsa öldükten sonra mamur bir yere gömülme vasiyeti ile mi yapıldığı hala çözülmüş değil!

***

Gerçek zenginlik nedir ki?

Bir zenginlik hikayesi de Tolstoy’dan gelsin.

Bir gün çok zengin bir adam oğlunu yanına alarak, insanların ne kadar fakir olabileceğini göstermek için onu bir köye götürür. Çok fakir bir ailenin evinde bir gün-bir gece geçirirler.

Şehre dönerken baba ile oğlu arasında şu konuşma geçer;

-Yolculuğumuzu nasıl buldun?

-Çok güzeldi babacığım

-İnsanların ne kadar fakir olabileceğini gördün değil mi?

-Evet

-Peki ne öğrendin?

-Şunu gördüm babacığım;

-Bizim evde bir köpeğimiz, onların dört köpeği var.

Bizim evde bahçenin yarısına gelen bir havuzumuz var, onların kilometrelerce uzunluğunda dereleri var.

Bizim bahçede ithal lambalarımız, onların yıldızları var.

Bizim terasımız ön bahçeye kadar, onların ki ise ufka kadar uzanıyor.

Oğlu konuşurken, babası şaşkınlıktan tek kelime bile edemedi.

Ve çocuk ekledi:

-Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğiniz için teşekkür ederim babacığım!

(Tolstoy’un Hayatın anlamı hikayesinden)

Bu hikâyenin verdiği zenginlik mesajları şöyle;

Çocuğa göre gittikleri o yoksul ailenin geniş bir özgürlük alanı ve şikâyet etmedikleri bir yaşamları var.

Yeterlilik ve huzur zenginliği; Daha ne olsun?

Baba ile oğlu arasında geçen konuşmadan anlıyoruz ki, gerçek zenginlik bir şeylere sahip olmakta değil, yıldızlara bakabilmekte ve yeryüzünde hiçbir şeyin bize ait olmadığını kabullenmekte.

Yani şu dünyada zenginlik nedir ki?

Bize ait hiçbir şey yok bu dünyada ve diğer dünyada!