Döşemealtı’nda bugün ayakta olan iki handan biri olan Evdir Han, Antalya’daki en eski Selçuklu yapılarından biri. Antalya’yı 1216’da ikinci kez fetheden I. İzzeddin Keykavus tarafından yaptırılan han, Selçuklu hanları içinde en büyük üçüncü yapıdır. Hanın bugün kayıp olan 3 satırlık kitabesi 1928 yılında Rudolf Riefstahl tarafından okundu. Taç kapı üzerindeki kitabe 1940’ta Süleyman Fikri Erten tarafından yayınlandı. Bu yazıt daha sonra kaldırılarak Yeşilbayır köy okulunun bahçesine götürüldü ancak o zamandan beri kayıp. Evdir Han’ın hemen ardında Kırkgöz Han yer alır. Araştırmalar, bu güzergah üzerinde Küçük Yenice, Büyük Yenice ve Tahtalı Beli diye üç han daha bulunduğunu ortaya çıkardı. Yabancı gezginler bugün yeri bilinmeyen bir Güllük Han’dan da söz ediyor. Antalya-Korkuteli yolu üzerindeki Tahtalı Bel Hanı günümüzde yıkık durumdadır ve ancak temelleri seçilebiliyor. Antalya’dan gelen yol Evdir Han’dan sonra ikiye ayrılır, bir kolu batıya Korkuteli’ne, diğeri kuzeyde Kırkgöz Han’a gider. Bu han kümesinin neden birbirine bu kadar yakın inşa edildiği konusunda çeşitli görüşler var. Selçuklu’nun elindeki 3 limandan biri olan Antalya limanı (diğerleri Alanya ve Sinop limanları) yoğun bir ticari kapasiteye sahip olduğu için kervan yollarının güvenliği büyük önem taşıyordu.  Askeri karakol niteliği taşıyan bu hanların yoğunluğu böylesi bir gerekçeyle açıklanabilir.

Anadolu’da benzerleri yok

Evdir Han Anadolu’da geniş, merkezi bir avluya açılan dört eyvanlı plana sahip iki örnekten biridir. Diğeri de yine Döşemealtı’ndaki Kırkgöz Han’dır. Fakat Kırkgöz Han, girişin iki yanında ve hole bitişik olan bölümlerde revakların yerine tonozlu bölümlerin yerleştirilmesi açısından Evdir’den ayrılır. Toplam 10 köşe payandası bulunan Evdir Han’ın taç kapısı Türk taş ve oymacılık sanatının en güzel örneklerinden biridir. Taç kapıyı üç yönden kuşatan geometrik geçme şerit süslemeleri açısından, şeritlerin azaldığı, ama sayılarının çoğaldığı eserlerin ilk örneği sayılır. Üstüne kurulduğu Anydros/Eudokias antik kentinin devşirme taşlarıyla yapılmıştır. Geçmiş çağlarda eski yapıların taşlarını yeni yapılarda kullanmak genel bir uygulamaydı. Aslında bu uygulama sayesinde birçok yapının parçaları kale, kilise, ev gibi başka binaların duvarlarında günümüze kadar gelmiştir. Elbette ki yapının özgün haliyle kalmış olması en idealidir, fakat bölgede özellikle son 30 yıldır yaşanan yağma ve tahribat karşısında, geçmişte devşirme olarak kullanılmış olmasına ehvenişer gözüyle bakmak mümkün.

İmparatoriçenin adını taşıyor

Evdir Han’ın bulunduğu Yukarıkaraman’daki Anydros/Eudokias antik kenti tam bir su uygarlığıydı. Etrafında surlar olmaması nedeniyle Termessos’a bağlı açık bir yerleşim olduğunu anladığımız antik yerleşimin kalıntıları, kuzeyde Evdir Han, doğuda eski Antalya yolu, güneyde Uzunkuyu Kahvesi, batıda ise Kuruçay dere yatağı tarafından sınırlanan alanda yoğunluk gösterir. Sistemli bir kazı yapılmadığı için hakkında pek fazla bilgiye sahip olmadığımız kentle ilgili MS 3. yüzyılda Orthagoras’ın mevcut sulama kanallarına yaptırdığı hidrolik düzenlemeleri kaynaklar aktarıyor. Kırkgöz kaynaklarından sağlanan bol su sayesinde yapılan tarım bölgeye zenginlik ve refah getirmiş, böylece altın çağını yaşayan Anydros/Eudokias büyük ve görkemli bir peripolion haline geldi. MS 5. yüzyılın başlarında, büyük bir olasılıkla II. Theodosius zamanında, imparatorun eşi Aelia Eudocia veya İmparator Arcadius’un eşi Aelia Eudoxia’nın onuruna “Eudokias” adını alan yerleşim ‘polis’ statüsüne kavuştu. Kentin gelişim sürecinin son noktası M. 7. yüzyıldır. Söz konusu çağda Eudokias’ın, önemini tamamen yitirdiği anlaşılan ana kent Termessos’u temsil eder konuma geldiği görülür.

Yok edilen bir su uygarlığı

52 hektarlık alanı kaplayan kentin bel kemiğini bugün ortada en küçük bir izi dahi bulunmayan, taş döşemeli bir ana cadde oluşturmaktaydı. Kentin belli başlı kamu yapıları bu ana cadde çevresinde sıralanıyordu. Yerleşmenin en başta gelen özelliği kayaya oyularak yapılan ve Geç Roma Dönemi’nden günümüze kadar kullanılan su kanallarıdır. Bugün Evdir Han’ın önünde akmaya devam eden kanalda yüzünüzü yıkarsanız antik çağın çiftçileriyle aynı serinliği yaşarsınız. Bu tarihi miras Yukarıkaraman’da yaşanan yapılaşma, inşa edilen villalar nedeniyle her geçen gün yok ediliyor. Müzenin yaptığı kurtarma kazıları sayesinde ortaya çıkartılan mimari kalıntılar, lahitler, mezarlar bölgedeki antik kentin büyüklüğüne, görkemine sessizce tanıklık ediyor. Taşların dili yok elbette ama biz bu kültürel miras, tarihi zenginlik adına konuşabiliriz. Birilerinin bu yağmaya artık dur demesi gerekiyor.