Mehmet Yalçın önceki günkü yazısında, ' Dünyanın her yerinde iyi şarapların
kapsüllerinde o şarabın ismi yazar. Amaç kavında şarabı yatık saklayan
şarapsever ya da someliyenin, şişe şişe yerinden çekip etiketine bakmak zorunda
kalmadan şarabı daha boynundan tanımasıdır. Bu ihtiyaç kendine özgü bir estetik
de yaratmış, kapsüller de güzelleşmiştir. O yüzden şarapta bandrol uygulayan
tek tük ülkede kapsülün tepesini kapamaz, kenarına veya altına yapıştırılır.
Bizde ise birkaç yıl önce konmaya başlanan bandroller, kapsülün üzerini tamamen kaplıyor… Kimse şarabını
tanıyamıyor, güzelim kabartma ve baskılar kâğıdın altında gizleniyor, şarap
şişesinin estetiği de zedeleniyor' diye yazmış.Tam; 'Ya üstad memleketin derdi tek bu olsun!...' diyecektim ki zaten
kendisi eklemiş; “Memleket elden
giderken buna kafayı takmak dıdının dıdısı ile uğraşmak değil mi?” diyenler
çıkabilir. Ama zaten memleket de, böyle ufak ufak bir sürü inceliğin hoyratça
çiğnenmesiyle bu hale geliyor…diye.Hadi o zaman bu gün memleket meselelerinden biraz uzaklaşıp üstat Mehmet
Yalçın'ın peşine düşelim.Yalçın'ın geçenlerde yazdığı bir konu var. hani bizim Grida dediğimiz
Lagos var ya.bu nesli tükenmekte olan balığın 2020'ye kadar avlanması
yasaklanmıştı. Ama hangi lokantaya gitsek şefin tavsiyesi ya Grida buğulama ya
da Lagos şiş.Yalçın araştırmış konunu aslı şuymuş;Herkesin elinde Senegal'den ithal
edilen birkaç kiloluk fatura varmış. Denetleme sırasında soranlara ithal
geliyor işte faturası diye gösteriyorlarmış. Yıl boyunca yine kaçak avlanma
devam ediyor, lokantalarda siz değerli müşterilerine Lagosları/Gridaları
satıyorlar!...İstanbul'da böyleyse, Antalya'da da aynıdır...Kökünü kurutuncaya kadar
yiyelim bakalım. kalmayınca ne yiyeceğiz...Üstad yazının sonuna eklemiş;Yasağı delip balığın kökünü kurutanlar, onu da düzgün değerlendirseler
bari... Bu az yağlı, zarif etli balığı buğulama yerine ızgara edip tahta gibi
kurutup bir de öyle katlediyorlar...'Bakın yan masaya
bakalım, katil nasıl götürüyor
Gridayı!...