Kaç yaşlarında olduğumu hatırlamıyorum.
1980’lerin sonu yada 1990’ların başı olabilir.
Babam, kardeşimle birlikte elimizden tutup maça ilk kez götürdüğünde Atatürk Stadyumu’nun ışıklandırması yoktu.
Maçlar gündüz oynanıyordu.
Kale arkasına Adopen tribünü henüz yapılmamıştı.
07 Gençlik açık tribünün tam ortasında yer alıyordu.
Stadyumunun zemininin belli bölümlerinde çim dahi yoktu.
Patates tarlasından hallice…
Skorboard tabelası kale arkasında elle değiştiriliyor, deplasman tribünü ise portatif ve koltuksuzdu.
Futbolcular sahaya koşarak çıkar, soyunma odası girişinde ise karşılaşma öncesi kurban kesilir futbolcuların alnına sürülürdü.
İşte böylesine imkansızlıklar içerisinde şehrini temsil etmeye çalışan bir kulüp.
Ve babasının yanında maç izleyen o küçük çocuğun büyük heyecanı…
Aklında ise hiç çıkmayan o tezahürat; ‘Antalya uyuma, takımına sahip çık’
Aradan geçen bunca zamanda ben değiştim, Antalya da çok değişti hatta Antalyaspor Kulübü de değişti.
Değişmeyen tek şey ise Antalyaspor’un kaderi ve taraftarın söylediği bu tezahürat oldu.
*****
Antalyaspor yarın 12 yıl sonra ilk kez TFF 1. Lig maçına çıkacak.
Bunca yılın ve değişimin yanında Antalyaspor halen mali sorunlarla boğuşmaya devam ediyor.
Hatta iddia ediyorum Antalya’da çoğu kişi yarın Antalyaspor’un maçı olduğundan dahi haberdar değildir.
Elbette bunun nedenleri arasında sportif başarısızlık yatıyor.
Takım küme düştü ve insanlar heyecanını kaybetti.
Ancak sadece aslan payını sportif başarısızlığa bağlamak bana göre yanlış tarafa bakmak gibi olacaktır.
Antalyaspor yönetiminin analiz etmesi gereken en önemli nokta da burası.
Antalyaspor gerçekten sahipsiz mi?
Öyleyse neden?
Bunca değişimin yanında Antalyaspor’un kaderi neden hiç değişmedi?
60 yıldır neden aynı şarkıyı ve aynı nakaratı söylüyoruz?