Ayşe'nin ardından...
Haşmet Öyken
Gazeteciliğin en meşakkatli dönemleriydi,
Teleks, karanlık oda, intertip, kumpaslar, kurşun harfler...
Ustalar vardı; Gazete bağlayan, dizen, basan, mücellitler, kırımcılar.
Sonra kalfalar, çıraklar.
Ve yazı işleri, Müdürler, genel müdürler, istihbarat şefleri, spor müdürleri, muhabirler ve musahhihler...
Bir gün patronlar beni yanlarına çağırıp, 'Bir haftaya kadar ofset çıkacağız' dediklerinde nihayet yerel basında değişim günlerine gelinmişti.
Bilgisayar, pikaj, montaj, mum makinası ile tanıştık.
Mevcut kadroları yeni teknolojiye monte ettik. Kimse işinden gücünden olmadı.
Hatta bir ara elemana daha gereksinim çıktı.
İstihbarat müdürümüz yeğenini aldı geldi, kendimizden diye!
Ayşe...Her işi herkesin yaptığı Yeni Konya gazetesinin artık bir sekreteri olmuştu.
Telefonlara bakacaktı ama, gazete, matba, muhasebe, Kırmızı kütüphane, şirket yönetimi ve dahi patronların tüm telefon trafiğini Ayşe'nin üstüne yükledik.
Yetmedi; Ayşe istihbaratları topla, Ayşe ilçe haberlerini yaz, Ayşe tasihlere yardım et, Ayşe pikaj montaja koş, Ayşe teleks'e bak, Ayşe faksta ne var, Ayşe karanlık odanın film banyolarını hazırla, film sar, karta bas, misafirleri ağırla, masaları düzenle...
Ayşe 'Gık' demedi.
Biz mi ona ağabeylik o mu bize ablalık yaptı bilinmez.
Ne bir gün tahlil etti kararlarımızı, tavırlarımızı.
Ne de fikrini söyledi.
Ayşe sırdaş, Ayşe dert ortağı, Ayşe abla, Ayşe anne, Ayşe kardeşti.
Bir veda günü , 'Abi sensiz buralar ...' dediğinde gözyaşlarını saklayamadı.
Oysa o öylesine kırılgan, öylesine naifti ki, için için ağlar gözyaşlarını hep saklardı.
.....
Güleryüzlü vefakar kardeşim benim.
Sen yerel gazetelerin mutfağının tuzu , biberi, çeşnisiydin.
Işıklar içinde uyu, seni unutmayacağız...
Yorumlar