Seni SEN yapan SEN’deki samimiyettir, samimiyetsiz beden insanlığa en büyük ihanettir. Zamanla ortaya çıkan her türlü hastalığa bir çare üretilmekte, bir merhem bulunmaktadır. Lakin insanlar hastalıklara çözüm üretmekten, zamanda yeni hastalıklar türetmekten hiçte vazgeçecek gibi görünmüyor.
Her dönem kendi şahsına münhasır özellikler taşır. Bununla birlikte sorun ve çözümleri de içinde barındırır. Bahsi geçen sorunlar kişiden kişiye, bakış açısına göre değişmekle birlikte “samimiyetsizlik” bunlardan sadece bir tanesidir.
Gün öyle bir gün haline geldi ki; tabiri caizse at izi, it izine karışmış bir hal aldı. Samimiyetsiz, yapmacık tebessümlerle süslenmiş simalar insanlığın vazgeçilmezi olmuş durumda. Aslına bakarsanız birçok kişi karşılıklı olarak aynı samimiyetsizliği sergilediği için bu hal normal dışı olmaktan çoktan çıkmış.
Karşıdaki kişiye samimi eleştiri kapsamında gerçek düşünceler söylenemez olmuş, karşıdakinin beklentilerine göre konuşmak marifetlerin üstadı haline gelmiştir. Hatta bu durumun bir de adı vardır, nabza göre şerbet diye. Hal böyle olunca da piyasa şerbetçiden geçilmez bir konuma geldi.
Sahte tebessümlerle aldatılan saf, temiz kalpler samimiyetsizliğin girdabında kaybolup gitmeye mahkum olmaktadır. Bu mahkumiyet ise zamanla geri dönüşü ve sonu olmayan müebbet haline gelmektedir. Sonrasında ise dünya adeta cezaevlerin de olduğu gibi bu mahkumlarla dolmaktadır.
Yapılması gereken ise samimiyetsiz hoş, güzel şeylerle avuntu bir hayat yaşamaktansa; yaşamı zor da olsa samimiyet çemberindeki bir hayatı yeğlemek olmalıdır. Aksi takdirde samimiyetsizlik sizi öyle bir yerden alır ve öyle bir yerlere götürür ki gün gelir erdemli bir insan olmayı bile unutursunuz. Samimiyet duygusu adeta nefes gibidir, o gitti mi yaşam da gider. Nasıl nefessiz bir yaşam olmazsa, samimiyetsiz bir kişinin de insanlığı da mümkün olmaz.