Anneler Günü’nde anamıza ve eşimize hediye almazsak bizi topa koyarlar. Babalar gününde de aynı hadise yaşanır evin içinde. Doğum günleri , evlilik yıldönümleri hep hediye kaldırır günler.
Madem 10 Ocak günü’nü çalışan gazetecilere verdiniz hani bize hediye kardeşim.İşin garip tarafı bu yıl Çalışan Gazeteciler Günü meslektaşlarımızın bir çoğunun izin kullandığı Cumartesi gününe rastladı.
Hani talihsiz bedevi ve kutup ayısının dansı gibi. Gazeteci resmi tatilde dinlenemez, dini bayramlarda millet tatil yaparken çalışır, mesaisi yoktur, mesai saati ise hak getire.
Dışardan bakıldığında hoş hayat, süper meslek. Ölüler dirilerin her gün helva yediğini düşünürmüş ya külliyen hikaye. Günün olsa ne yazar yılın olsa ne yazar.
Dayağı, gazı, küfürü hakareti her türlü melaneti duyan işiten bizleriz.
Bu memleketin gazetecisi, politikacısı teknik direktörü eksik olmaz. Eline mikrofonu alan politikacı, fotoğraf makinesini kapan gazeteci, ayağında iki top sektiren de futbolcu ya da daha ileriye gidersek teknik direktör olur.
Kahve diplomatları, oturduğu yerden ahkam kesen zübükler, orman kibarları bizim çıkardığımız gazeteleri ellerine alıp acımasızca eleştirir.
Bu mesleği bilmeyenlerin bizi tanımayanların eleştirilerine eyvallah ta bu mesleğin içinden olup da kendi meslektaşlarına durmadan sallayanlara ise anlam vermek mümkün değil.
Bizler topluma örnek olması gereken insanlarız.
Kılık kıyafetimizle, cemiyetlerdeki tavırlarımızla gözler bizim üzerimizdedir. Normalde bizim çevreyi süzüp bilgi toplamamız gerekirken başkalarının tavırlarını not almamız gerekirken son günlerde kendi meslektaşlarımız bizim kusurlarımızı mercek altına alır oldu.
İşin en acı tarafı da bu.
Çok kazananı kıskan, çok okunanı kıskan, en çok itibar göreni kıskan.
Kıskan kıskan bitmez. Bırak kıskanmayı da sen de onun yaptığını yap …