Gezinin güzel insanlarıVe…..
Görülmemiş güzellikte bir yazdı.
Daha önce görmediğimiz, göreceğimizi hiç
düşünmediğimiz şeyler gördük.
Yaşayabileceğimizi hiç düşünmediğimiz şeyler yaşadık.
Beklemiyorduk, şaşırdık.
Öyle zengin, öyle çok, öyle komik bir mizahla karşı karşıya kaldık ki, kahkahalarla güldük.
Ve ağladık, katılıncaya kadar ağladık...
Ölenler için...
Ruhları sonsuza kadar gökyüzünde gezecekler için...
Plastik mermiyi yiyip gözlerini kaybedenler için...
Günlerce komada kalıp beyin sarsıntısı geçirenler için..."
Ayşe Arman böyle yazmıştı ‘Gezinin güzel insanları’ adlı kitabında.
Gezi parkı kendi ünlülerini kendi karakterlerini yarattı.
Sapan atan teyze, duran adam, tazyikli suyun karşısındaki siyahlı kadın, biber gazına direnen kırmızılı!…
Bunlar gezi olaylarının sembolü ya da kahramanı oldular.
Eleştirildiler, sapancı teyzeyi yasadışı örgüt üyesi ilan ettik, fularlı kız dağa kaçırttık.
Orantısız güç kullanan polisleri yerden yere vurduk. Onların cinnet hallerini hiç düşünmedik.
Senaryosunu kim yazdı bilinmez ama biz ‘Gezi Parkı’nı milletçe yaşadık.
Güldük, vurulduk, öldük…!
….
Gezi Parkı olayları başka bir şey;
Ortaya durup bakmazsanız haklıyı haksızı bulamazsınız.
‘Ne yapayım osurayım mı’diyen polise günlerce güldük! Hadi empati yapın; 48 saat sokakta mesai yapmış memurun ruh haliyle bakın sözlerine.
Öfkelendiğimiz polisin bu hallerine güldük. Kendimizce memurun düştüğü durumdan aşağılık ifadeler çıkarttık.
Orantısız zeka ile tanıştık.
….
Eğer sokağa çıktıysan, kavgayı göze almış demeksindir.
Burada sopa’da var, cop da.
Tekme de var, yumruk da.
Mermi de var, gaz da….
Eğer öyle dik gibi dik mi duruyorsan sonun da ölüm de var….
Keşke şiddet olmadan demokratik hakkımızı kullandırsalardı.
Keşke iktidar çocuklarının sesini dinlemeyi bilseydi.
Keşke vurup, kırık yakmasaydık.
Keşke polis daha hoşgörülü olsaydı, keşke hiç kimsenin burnu bile kanamasaydı….
Keşke devlet bu kadar itici ve körükleyici olmasaydı.
Gezi Parkı olayları bir kırılma noktasıdır.
Küçümseyen, otoriter ve buyurgan tavra bir isyandır.
Birbirini anlamamakta ısrar edenlerin inatlaşmasıdır…
Bir gazetecilik sınavıdır.
Hayvanlar aleminin penguenleriyle tanışmasıdır…
….
Muratpaşa’daki park düzenlemesinde trafoya çizilen ‘Kırmızılı Kadın’ resmi Gezi olayları yeniden tartışmaya açtı Antalya’da.
Bu ülkenin neler yaşadığını zaman hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar var. Var ama, uygun zemini ve zamanı seçmek gerek.
İşte o zaman bu gün değil!..
Ülke’nin doğusunun savaş alanına döndüğü, büyük metropol kentlerde‘Korku terörü’ yaratılmaya çalışıldığı şu zamanda‘Gezi Parkı olayları’üzerinden siyaset yapmak alevlerin üzerine benzinle gitmek olur….
…
Başkan Ümit Uysal etrafındaki goygoycuların tuzağına düşüp ‘onlar siler biz yaparız’ deme gafletine düşmedi. Ne var ki dün bu kez kırmızılı kadının fotoğrafının bulunduğu bir tabela parkın içerisine iki CHP’li meclis üyesinin nezaretinde dikildi. Anlaşıldı ki partinin baskısı sağduyudan daha etkili çıktı.
Bunlar tehlikeli cebelleşmeler.Yersiz, zamansız ve anlamsız…
….
Bir de , trafonun üzerine çalışma yapan arkadaşla usta ressam Orhan Taylan’ın Prometheus’unu karşılaştırmak yanlıştır.
Promete Antalya’nın delikanlısıydı. Tanrının ateşini alıp halka geri vermişti. Ressam Orhan Taylan 20 kişilik bir ekiple bunu Antalya’nın duvarına resmetti, bir trafoya değil.
Ve 12 Eylül darbecileri günlerce boyadılar Prometheus’u da izlerini silememiş, Promete darbecilerin badanasına kafa tutmuştu.
Trafo’daki o çalışmayı Prometheus ile aynı değerlendirmemek gerekir.
Birisini darbeciler silmiş ötekini elektrikçiler!
Gezi olayları amatör ressamların eline bırakılmayacak kadar ciddi bir reflekstir.
…
Sormadan da edemeyeceğim, eğer bir hesaplaşma yapılacaksa dönemin CHP’li Belediye Başkanı Mustafa Akaydın neden 12 Eylül darbecileri ile hesaplaşmamıştır. Altın Portakal’a 12 Eylül darbesi yapılırken, Prometheus’u da yeniden gündeme taşınamazmıydı.
Antalya’ya kadar gelen ressam Orhan Taylan’a neden yeniden bu şans verilmemiştir.
‘Kırmızılı kadın’dan önce Antalya ile özdeşleşen Prometheus’u yeniden Antalya’ya kazandırmak, sanat adına daha ciddi bir girişimdir. Bu ülkenin direnişlerini trafolara ya da iki ayaklı teneke zeminlere resmetmekten daha anlamlı ve kalıcı olur.
Başkan Ümit Uysal bunu zaten kendisi dillendirmiştir.