Son anda Amerikalı büyükelçi ve Ramon’un başı belaya girmişti.
Neden?
Elpidio, en ciddi rakibi Magsaysay’ı deyim yerindeyse apış arasından yakalamıştı. Şimdi iş sıkmaya kalıyordu. Filipin meclisinin asil(!) ve namuslu (!!) üyeleri Quirion’nun gidici olduğunu anlamışlardı.
Bütün o hırsızlık tufalarında hep birlikteydiler ama zaman adamı satma zamanıydı. Yavaşça Ramon’a yaklaşmışlar ve çok ‘ahlaklı’ bir teklifte bulunmuşlardı. Ramon desteklenecekti, ama küçük bir ricaları vardı devri sabık yaratılmayacak ve kabinenin atamalarını bu grup yapacaktı. Ramon otursun keyfine baksındı, saraylar, yatlar, uşaklar, korumalar gelsin gitsindi… başkan olsundu amma iktidar olmasındı.
Amerikalı büyükelçi CIA sayesinde bu teklifi duymuştu, Magsaysay’a sorulmuştu ‘doğru mu?’ diye adam yemin billah edip yalanlamıştı.
Sonra gelip elçiye ‘yaptık bir hata affet sen büyüksün’ demişti. Amerikan sefareti gırtlağına kadar işin içindeydi çıkmak için çok geçti.
‘Peki evrak nerede?’ diye sormuştu elçi, Magsaysay cebinden çıkarıp kendi imzaladığı utanç vesikasını teslim edecekti. Elçi kan ter içinde vesikayı kendi özel kasasında saklamıştı.
Amma… Elpidio olanları duymuştu. Seçim meydanlarında elçiye açıktan yükleniyordu;
‘Kasanızda böyle bir evrak var mı?’ Elçi yazılı cevap vermişti;
‘Böyle bir soruya –var- demek de, - yok- demek de özgür Filipin seçimlerine karışmak demektir. ABD nin siyaseti bellidir ve halkın özgür iradesine saygılı davranacaktır!’
Adam amiraldi ama anasının da gözüydü .
Elpidio, susmuştu ki eline daha da değerli bir evrak geçmişti: Bu sefer Amerikan askeri misyonun seçim sandıklarında görev alması gerektiğini vurgulayan yazılı emir vardı elinde…(Dün ki yazı)
‘Ne iş lan bu!’ diyordu neden Amerikan askeri misyon temsilcileri tam da seçim günü silah denetlemesine çıkacaklardı… Anasından Şarklı doğmuştu Elpidio yer miydi lan…
Büyükelçi bu gün pek rastlanmayacak bir açıklık , dürüstlük ve sadakatle evraka sahip çıkmış ve ‘bilgim dahilinde’ demişti.
Sonra da dünya basınını ülkeye davet etmişti. Elpidio’nun geçmiş seçimlerde uyguladığı seçim hileleri ve zorbalıkları her yerde manşet olmuştu. Üstelik bizim Şarklı dallama seçimler yaklaşırken ne kadar adi suçlu(siyasi değil) varsa onları af etmiş ve sokaklara salıvermişti. Bu sinirli çocuklar hayvan değildiler ya onlarda bu jesti karşılıksız bırakmayacaklar, seçim sandıkları etrafında terör estireceklerdi. Dünya basını tüm bu rezilliğe şahitti. Ucuz-aptal sokak kabadayıları için yapılacak bir şey kalmamıştı, Amerikalı gözlemcilerin belinde silah vardı, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen ‘beyaz’ gazeteciler her yerdeydi.
Yani.. sıkardı.
Ramon Magsaysay seçimleri açık ara ile kazanmıştı. İlk yaptığı iş Filipin Hava Kuvvetlerinin resmi uçağı yaptığı her seyahatin bedelini kendi cebinden ödemek olacaktı.
Cumhurbaşkanın hırsızlık yapmadığı bir ülke de diğerleri ne yapsındı ki…çaresiz namuslu takılacaklardı. Adam çalmıyordu arkadaş…Ekonomik reformlar, idari reformlar, adli reformlar biri birini izliyordu. Filipinliler öyle mal-mal bakınıyorlardı, ne yani şimdi hırsızlık yasal değil miydi?
‘Hayret bir şey yahu… soymayan iktidar mı olur?’ diyorlardı.
17 Mart 1957 de Başkan Ramon’un uçağı bir dağa çakılmıştı. Sağ kurtulan yoktu. Filipinler de ki düzen derhal eski yolsuzluk düzenine geri dönecekti: Oh ne rahattı be hırsız olmak..
Sonraları Markos gelecekti, işte o tüy dikmişti. Ne gam.. Hayat Filipinlerde devam ediyordu…
Gelelim yazımızın başlığının ne demek olduğuna,
hazreti wikipedia diyor ki; KLEPTOKRASİ=
‘hırsızlar rejiminin hakim olduğu ülkede yerli sanayi ve tarım çöker, iç Pazar büyük sermayeye şartsız açılır, insan hakları çiğnenir, baskıcı bir yönetim kendini gösterir. İşçi ücretleri ve hakları geriler, bürokrasi rüşvetsiz iş yapmaz . Milliyetçilik, ırkçılık, dincilik siyaseti ile geniş kitleler yönlendirilir.’
Ne alaka değil mi?