
Adına 'Gökdelen' derdik o yıllarda Kızılay'daki binanın.
Başkentin en yüksek binasıydı Emek İşhanı.
Altında yürüyen merdivenli GİMA açılmıştı.
İnsanlar, sevgililer buluşma noktası olarak orayı adres gösterirler ve 'Gökdelenin önünde buluşalım' derlerdi...
Gündüz çalışıp gece de Atatürk Akşam Lisesi'ne gidiyordum ve işyerim mimarlık bürosu da gökdelenin 14. katındaydı. Aynı katta Hürriyet ve gruba bağlı ekonomi ve sanat ağırlıklı Yeni Gazete vardı. Ve benim aklım hep o gazete bürolarındaydı. Hürriyet'in temsilcisi Cüneyt Arcayürek, Yeni Gazete'nin de Oktay Ekşi idi...
Dedim ya, benim aklım hep o gazete bürolarındaydı.
Günlerden bir gün şimdi bu dünyada olmayan Hürriyet'in foto muhabiri arkadaşım Yaşar Uçar, 'Mustafa, kardeşim Salim askere gidiyor, Yeni Gazete'ye başvur'dedi...
Yıl 1968'in ilk aylarıydı ve ben ilk kez bir gazete bürosundan içeriye giriyordum.
Salim'in büro hizmetlisi görevini üstlendiğim Yeni Gazete'de heyecanlı günler başlamıştı. Daktilo ve teleks sesleriyle geçen gündüzleri, akşam gece lisesine giderken Piknik'e uğrayıp bir duble votka-bira ile yatıştırdıktan sonra okula varıyordum...
Bir haftasonu, TED Koleji'nde 17 Nisan Köy Enstitüleri'nin kuruluş yıldönümüyle ilgili bir toplantı yapıldığını öğrendim. Konuşmacılar içinde Fakir Baykurt gibi sevdiğim isimlerin olduğu güzel insanları izleyerek kendime göre notlar aldım.
Sabah erkenden gelip hem çayı demledim hem de muhabirlerin daktilosunun birinde tuttuğum notlardan kendime göre bir haber yazdım...
Şefimiz Oktay Ekşi geldi. Şef kahvesiyle birlikte-sade, köpüksüz- yazdığım haberi de masasına koydum. Kahvesini içerken bir yandan da haberi okudu. Bazı yerleri çizdi, birşeyler yazdı ve 'Al bunu düzelt, sonra da telekse ver İstanbul'a geçsin' dedi. Baktım ki haberin altına da 'MU' rumuzunu yazmış.
Ve işte o gün Oktay Ağabeyimin oluruyla gazeteciliğe adım attım.
Ertesi gün istihbarat defterinde, günlük haber dağılımında benim de adım vardı.
Ve ben gazeteciliğe işte böyle başladım...
Bana bunları yazdıran, Sevgili Şefim Oktay Ekşi'nin Kaynak Yayınları'ndan 2017'de 2. baskısı yapılan 'Gazetecilikte Geçen O Yıllar (1952-1956)' isimli anılarını yazdığı kitabı oldu.
Nereden nereye geldik!
İşte okurken altını çizdiğim satırlar.
'Yıl 1953... Tarih Kürsüsünden Halinizi Seyrediyorum'
'İnönü sakin adımlarla kürsüye geldi. Elinde yapacağı konuşmanın metni vardı. Sözlerine, 'Cumhuriyet Halk Partisi'nin maddi varlığının müsadere edilmesi fiili, bizim için tasarının hiç ehemmiyeti olmayan tarafıdır' diyerek başlayınca, Demokrat Partili milletvekillerinden 'Hadi efendim sen de!' gibi sözler duyuldu.Kimi de alay edercesine gülmeye başladı. İsmet İnönü hiç aldırış etmedi. 'Biz hukuk dışı bir rejimin kurulmakta olmasıyla karşı karşıyayız. Açıktan tatbike başlanılan yeni rejimle vatandaş sorgusuz, müdafaasız mahkum edilmektedir' dedi.'Tarih kürsüsünden halinizi seyrediyorum: Suçluların telaşı içindesiniz' deyince DP'nin 400milletvekili, hep birlikte elektrik akımına tutulmuş gibi büyük bir şaşkınlık geçirdi.'(syf 124)
* * *
'Hilafeti Hatta Padişahlığı Getirebilirsiniz.'
Vatan Gazetesi Ankara Temsilcisi Kemal Bağlum, 'Anıpolitik' adlı kitabında anlatıyor:Bu olay üzerine kürsüye gelen Menderes, gruba hitaben şu talihsiz konuşmayı yapmış: 'Muhterem arkadaşlar! Siz öyle bir güce sahipsiniz ki bu gücünüzle isterseniz hilafeti, hatta padişahlığı bile getirebilirsiniz!' (...)Ertesi sabah Ahmet Emin Bey'i Ankara Palas'tan aradım. Grup toplantısı hakkında özet bilgi verdim. Menderes'in konuşmasından söz etmedim. Yalman beni sabah kahvaltısına davet etti... Bir gece önce gerçekten büyük bir iş başarmıştım. Haber bizim gazetenin dışında hiçbirinde yer almamıştı. Kahvaltı yaparken grup toplantısının bütün ayrıntılarını patrona anlatmaya başladım. 'Adnan Bey grupta yaptığı konuşmada, hilafetin hatta padişahlığın geri getirilebileceğini söylemiş' dedim.Ahmet Emin Bey donup kaldı. Kısa bir tereddütten sonra:'Bunu yazdınız mı' diye sordu. Ben de 'Efendim haber birinci sayfadan manşetten verildi' dedim. Ahmet Emin Bey, kahvaltı masasını altüst ederek ayağa fırladı. Büyük bir hışımla 'Bunu yazamazsınız 'diye gürledi. Ben şaşırmıştım takdir ve iltifat beklerken neredeyse dayak yiyecektim.'(syf.199)
* * *
Şefim Oktay Ekşi, 254 sayfalık gazetecilik anılarında; 'Gazetecilikte Acemilik Yılları, Demokrasi Sancıları, Felaketi Davet Eden Zafer, Basınla Hesaplaşma, Menderes'in Tılsımı Bozuluyor, Yanıyor mu Yeşil Köşkün Lambası, Garip Bir Casusluk Öyküsü, Ankara'da Siyaset de Çoktur, Dedikodu da' başlıkları altında basın ve demokrasi tarihimize ışık tutuyor.