Hani başlığa pek de masum olmadığımızı attık ya. Güncemiz bugün de kentlilik bilinci. Bazılarımız soruyor olabilir 'Kentlilik bilinci mi o de ne?'. Buyurun hep birlikte bu konuda kendimizi sorgulayalım. Ve de gelelim dünyanın ayılıp bayıldığı bir turizm cenneti olan kentimiz Antalya'ya. Bulunduğu coğrafyanın en güzel, en yaşanılası, en gözde kenti. Peki, bu toplumun bireyleri olarak yaşadığımız güzelim kentin kıymetini yeterince biliyor muyuz? Yapılanları koruyup kolluyor muyuz yoksa hoyratça kırıp döküyor muyuz? Bence maalesef ikinci kategorideyiz. Haydi, biraz özeleştiri yapalım mı?

***

Ülkemizin, iklimi ve konumu ile en güzel coğrafyası, turizmin başkentinde yaşıyoruz, şanslıyız. Ama Antalyalı olarak doğanın tarih ve kültürle iç içe olduğu kentimize gereken özeni gösteriyor muyuz? Ben parmak kaldıranlardanım 'hayır göstermiyoruz'. Sizce de unuttuğumuz, hatta iğdiş ettiğimiz bir kavram değil mi kentlilik bilinci? Yaşadığımız şehri nasıl da hoyratça kullanıyoruz. Oysa kent, kendisini yönetenlerden daha çok orada yaşayanların değil midir? İşte bu nedenle de toplum bireylerinin, yaşadıkları kente özgü, tutum ve davranış sergilemeleri gerekmiyor mu?

***

Yerel yönetimler kentin yönetimi, temizliği, bakımı, düzeni vs. gibi konularda üzerine düşeni yapıyor veya yapmıyor. Konumuz bu değil, konumuz kentlilik bilincini yitirmiş insan faktörü. Misal, şöyle bir evden çıktınız yürümek temiz havayı solumak istiyorsunuz. O da ne; sokakta bulunan çöp konteynerinin önü arkası, sağı solu, çevre sakinlerinin attığı çöp poşetleri ile dolu. Görsel kirlilik olmuş çevre kirliliği. Koku ve görüntü sizi de şaşırtıyor değil mi? Durup bakıyorsunuz. Eee mübarek, çöp konteyneri önünde, evinin çöpünü atmak için sadece kapağı kaldıracaksın ve içine atacaksın. Yok efendim öyle değil, nasıl olsa belediyenin çöp kamyonu gelecek toplasın çöpleri yerden. İşi ne! Olmuyor işte arkadaş, bu kentlilik zihniyeti olamıyor. Caddelere koyulan çöp kutularını bile kullanmayıp inadına eldeki çöpü, kağıt mendili her neyse yere atan sözde kentlileriz. Dahası banklara oturup türkuaz rengi denizi ve görkemli Beydağları'nı keyifle izliyorsunuz. İyi hoş da elinizdeki çitlediğiniz çekirdeğin kabuklarını neden yere atıyorsunuz? Sizse de ayıp gelmiyor mu?

***

Üçkapıların karşı kaldırımında Likya kültürünün günümüze uyarlanmış kız ve erkek gazeteci figürü bulunuyordu. Esprisi, sokak röportajı yapmalarıydı. Ama gelin görün ki kızın elinden mikrofonu söküp almış, heykelin elini orasını burasını kırmış bizim sokak magandası. Belediye de tümden kaldırmış. Geriye elinde bir fotoğraf makinesi ile kızın partneri kalmış. Sadece bu değil, enstrüman çalan heykellere de öylesine mantık dışı zararlar veriliyor ki. Gördükçe öfkeleniyorum ve soruyorum, derdin neydi bu heykellerle? Demek ki bireylerin sosyokültürel anlamda eğitilmelerine, kent kültürü edinmelerine ihtiyaç var. Ama bunun da okulu yok ki!