İnsanları bir araya getiren, toplum olmasını sağlayan maya; insan ilişkileridir. Birlikten kuvvet doğar düşüncesiyle toplum olma bilinci yüzyıllardır devam ede gelen bir akımdır. Belki de o yıllarda insanları bir arada tutan birlikte yaşayarak güçlü olma düşüncesi ve güce sahip olma ihtiyacı ile toplum yapısı tesis edilmiştir. Günümüzde ise bu bakış açısının yerine yeni düşünceler ikame edilmiş ve tam tersi bir akımla toplumdan bireye yöneliş süreci başlamıştır. Büyükanne, büyükbabayı da kapsayan geniş aile yapıları ile geçmiş kuşaklardaki bilgi ve tecrübe birikimi sadece teorik olarak değil, bizzat uygulamalı olarak da yeni nesillere aktarıldığı dönemler yaşandı. Bununla birlikte dededen, nineden torunlara bırakılan kültür yapıları ile yeni nesil toplumun geçmişi ile bağları koparılmadan adeta nesilden nesile aktarılarak yüzyıllar boyu devam etti. Geniş ailelerde kurulan yemek sofralarındaki birliktelikler toplum mayasını daha verimli hale getirirdi.
Geçmişte evlerin restaurant olduğu bir dönemden, günümüzde lokantaların ev olduğu bir süreçte yaşar olduk. İş yoğunluğu nedeniyle evlerde kurulamayan sofraların yerini dışardaki mekanlar aldı. Evdeki sıcak ortamın dışarı taşınması ise çocukların ilgiyi, sevgiyi dışarda aramasına bir katre de olsa yol açtı.
Başka bir değişim ise; teknolojik cihazların az olduğu bir dönemde eş, dost ziyaretleri en büyük sermaye olarak kabul edilirdi. Saygı, sevginin tüttüğü sohbetlerle süslenen soğuk kış gecelerinin ısı kaynağı bu samimi birlikteliklerdi. Günümüzde ise artan teknolojik gelişmeler ile birlikte gelen teknoloji bağımlılığı adeta bir kangrene dönüştü. İnsanları birbirinden koparan bu hastalık iki kelimeyi bir araya getiremeyen bir nesil inşa etti. Yıllar önce bir tek sobanın verdiği sosyal ortamları günümüzün birçok teknolojik cihazları veremez oldu, aksine ne varsa aldı götürdü. Bilinçsiz teknoloji kullanımı kültürel bağların en büyük celladı haline geldi.
Eskiden birileri evlendiğinde en güzel dileklerden biri de “bir yastıkta kocayın” demekti. Şimdi bu sözün kullanımı bile kalktı. Çünkü bir olan yastıklar da ikiye bölündü. Orada bile bireyci bir akım yaşanıyor. Hatta birçok yerde ikiye bölünen bu yastıklara “küs yastıkları” şeklinde bir tabir kullanılır. Çünkü küsünce yastığını alıp gidebilirsin. Eskiden küste olsa aynı yastığı terk etmeme düşüncesi ile evlenenler, şimdi en ufak bir tartışmada yastığını kapıp gitme düşüncesine sahip.
Günümüzde her geçen gün birlikteliklerin sığlaştığı, bireyselleşmenin derinleştiği bir düşünce virüsü her an görevini ifa etme çabası gösterirken, bizler bunun farkına bile varamamaktayız. Kaybolup giden kültür ve değerler yerine ikame edilen virüslerle toplum mayası olan unsurlar sonbahar yaprakları gibi dökülmeye yüz tutmaktadır. Kaybolan bizler girdabında ortaya çıkan “ben”ler, yarınlarımızın gizli düşmanıdır. Bu düşmana karşı el ele vererek, omuz omuza dayanarak; baharda yaprağına kavuşan ağaçlar gibi yeniden “eski biz”lere kavuşmak dileğiyle…