Dünkü yazımızda Avrupa da ki yıkımı, fiziki yıkımı anlatmaya çalışmıştık. Ya can kaybı ne vaziyetteydi?
İkinci dünya savaşının toplam ölü sayısını tekrar hatırlatalım: 70 milyon!!
1939-1945 Arası toplam ölü sayısı 35 milyondan aşağı değildi, hatta bazı kaynaklara göre bu rakam 40 milyonu geçmişti. 6 Milyon Alman,330 bin İngiliz,200 bin Hollandalı,100 bin Belçikalı, 500 bin Fransız,
Kayıtlara göre ölmüştü.Yunanistan nüfusunun 6 da birini yitirmişti. Macaristan, 450 bin kişi ölmüştü. Balkan ülkelerinde ve Polonya da her 6 kişiden biri ölüydü. Tek başına Sovyet Rusya şampiyonluğu kimseye kaptırmamıştı: 27 Milyon ölü….
Ama bütün bunlar Yaşlı kıtanın sayılabilir kayıplarıydı: Sayılamayan kayıpları ise daha derin ve daha ürkütücüydü.
Hıristiyan ahlak yerler bir olmuştu, her yerde kiliseler yanıyordu.Papazlar, rahibeler her türlü hakarete maruz kalmışlardı. Hepsini de sineye çekmişlerdi. Yahudiler fiilen yok edilmek üzereydiler, onların dinsel bir direniş göstermeleri söz konusu bile değildi, tüm çabaları hayatta kalmaktı. Çingeneler keza eser sayıda kalmıştı. Ama tüm bunlar Hitler’in, tek başına becerdiği bir şey değildi, çoğu etnik temizlik ona rağmen yapılmıştı. Eski Yugoslavya topraklarında vahşiliği ancak bu günkü IŞİD ile kıyaslanabilecek, Ustaşha rejimi 600 bin Hırvat, Yahudi ve Müslüman öldürmüştü.
On binlerce Polonyalı, Ukraynalı milisler tarafından göçe zorlanmış ve binlercesi katl edilmişti. Bulgarlar toprakları içinde ki tüm Yunan cemaatlerini fiilen yok etmişti. Doğru sayı asla bilinemeyecekti.
Savaş bittiğinde Roma şehrinde kimsesiz çocukların oluşturduğu sokak çeteleri ortalığı kasıp-kavuruyordu. Sayıları 180 bini biraz geçiyordu, aynı durum Berlin içinde geçerliydi 1946 yazında 53 bin sokak çocuğu tespit edilmişti.
1945 i takip eden iki yıl boyunca bu sayılar savaş sonu toplu tecavüzler yüzünden daha da artacaktı. Alman işgali altında ki bölgelerde Alman babadan doğan çocukların hali ise felaketti.. eğer 5 yaşına kadar geldilerse ve hala mucizevi bir şekilde hayatta kaldılarsa toplum tarafından ret ediliyorlardı, okula gidemiyorlardı, zavallı anneleri her türlü işkence ve zulüme katlanmak zorunda kalıyorlardı.
Aile bağları- arkadaşlık, acıma,samimiyet ve vicdan sahibi olmak gibi özellikler yok olmuş gitmişti ve bu Avrupa’nın fiziksel yıkımından daha da tehlikeliydi.
Savaş boyunca Alman ekonomisi 8 milyon civarında zorunlu iş gücü istihdam ediyordu, daha açıkçası işgal ettiği ülkelerin genç ve çalışabilir erkek nüfusunu zorla kendi fabrikalarında çalıştırmışlardı . Savaş bitince bu milyonlarca kadın-erkek orta da kalıvermişti. Seyahat edebilecek bir yol sistemi yoktu, zaten gidebilecek bir ülkeleri de kalmamıştı, gittiklerinde ise onlara kucak açan bir aile, devlet her ne ise bir cemaat falan mevcut değildi.(Mesela çarpışmalar sırasında esir düşen Rus askerleri büyük bir neşe ve sevinç içinde ülkelerine döndüklerinde kendilerini tekrar dikenli tellerin ardında bulmuşlardı, Stalin onlardan kuşkulanıyordu, ya bu aşağılık piçler darbe falan yaparlarsa, ne de olsa Batının suyunu içmiş ekmeğini yemişlerdi, kanları bozulmuştu..)
Savaşın sonun 20 milyon Alman o güne kadar doğdukları ve yaşadıkları toprakları terke zorlanmıştı. Ne Çek ler , ne Polonyalılar, ne Fransızlar, ne Yunanlılar, memleketlerinde bir tane bile Alman görmek istemiyorlardı. Aynı şey İtalyanlar içinde geçerliydi, Arnavutluktan ve Yugoslavya’dan sürüler halinde geri yollanıyorlardı.
Yarına: peki bu zavallılar ne yiyip ne içtiler?