Hani demişti ya Ahmet Muhip Dıranas, 'Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan / Lavanta çiçeği kokulu kederleri' diye.

Bizimki de öyle oldu işte. Bohçayı karıştırırken karşılaştım Yaşar Kemal ve Fethi Naci'yle... Hem de Termessos yollarında.

Akdeniz Üniversitesi 1992 yılında 'Onur Doktorası' vermişti Yaşar Kemal'e... Tören için gelen konuklar arasında Fethi Naci ve Fransa'da DeGaulle'ün danışmanlığını da yapmış, şimdi adını anımsayamadığım bir öğretim üyemiz vardı.

Coşkulu bir tören ve konuşmalardan sonra 'Termessos'a gidelim' denildi. Üniversite'den Öğretim Üyesi Necdet Ekinci ve konuklarla birlikte düştük yollara. Arabalar otoparka konulduktan sonra da patika yoldan ören yerine doğru yürüyüşe geçtik.

Büyük İskender'in Asya seferi sırasında günlerce süren kuşatmasına karşı şehirlerini kahramanca savunurlar Termessoslular. Sonunda İskender, 'Bu kartal yuvasında komutanlarımı kaybediyorum' der ve vazgeçerek yoluna devam eder.

Agora'yı gezerken bir ara Yaşar Ağabey; 'Yahu bak aklıma ne geldi. 1950'li yıllarda Azra Erhat ve Sabahattin Eyuboğlu ile de gelmiştim buraya. Gezerken bir yağmur başladı. İşte, şu dükkanlardan birinin içine girdik de ıslanmaktan kurtulduk' dedi gülerek...

1650 metre yükseklikte kurulmuş olan 2300 yıllık Termessos'ta, tiyatro, uçurumun kenarına yapılmış. Oturduk Antalya'yı seyrettik oradan. Karşımızda çok daha yüksek Güllük Dağı.

Fethi Naci'nin (1927-2008) 'Dünya Bir Gölgeliktir' anı kitabını okuduğumda, Yaşar Kemal'in deyişiyle, o güzel atlardan birine binip gitmişti.

Yaşar Kemal ise bir süre daha geldi gitti Antalya'ya, Falez Otel'deki odasında romanlarını yazmak için.

Ve sonra 2015 yılında, 'İnce Memed' de atına binerek 'Elveda güzelim dünya ve merhaba kainat' diyerek çekti gitti.

Bana da Termessos yollarından fotoğraflar ve güzel anılar kaldı...