Yıl 2001 Gerontolojinin önemini ülkemizde ve Akdeniz Üniversitesi mensuplarına anlatmaya çalışıyorum. O dönem, Sosyoloji bölümünde öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Siz yeni bir şeyi ülkenin hayrına ve geleceğine ve doğrudan yana bir şeyler yapmaya kalkarsanız, akla fikre gelmeyen ne engellerle karşılaşırsınız, bunları yaşadıkça zihniniz almaz. Duyduklarınıza inanamazsınız. Ama sizin ne söylediğinizin hiç önemi yoktur. Size engel çıkaranlar, arsızlıklarına devam ederler. Gerontoloji bölümünü kurma girişimlerimde, Akdeniz üniversitesinde bir öğretim üyesi, o sosyolog, gerontolog değil diyebilecek kadar, aklını yitirmişti. Bu arsıza bir cevap vermek gerekirdi. Vechta Üniversitesine yaz ve bilgi al dedim. Ama Ne diyelim insan arsız ve bir o kadar da yüzsüz olabilirse, öğretim üyesi de olsa, bu değişmez. Tüm bu arsızlara inat Gerontoloji Bölümünü Türkiye’de kurdum. Müfredatını yazdım. Hayırsever işadamı Sayın İbrahim Şencan’nın desteğini kazandım ve bu destek ile harika bir Gerontoloji bölüm binasını hayata geçirdik. Vechta üniversitesi Gerontoloji bölümü öğretim üyesi ve bitirme tez hocam Prof. Dr. Jürgen Howe’nin ismini de bir dersliğimize verme mutluluğun yaşadım. Daha sonra ülkemizde eksikliğini gördüğüm, yaşlı bakım elamanı yetiştirmesini önerdiğim, 2 yıllık ara elaman yetiştirecek bölümlerin açılması için konseptlerini YÖK ve ÜAK’ya gönderdim. Bu bölümlerin açılması için çalıştaylarına katıldım ve yazdığım müfredat olduğu gibi kabul edildi. Ben her şey yoluna giriyor derken, masa başı katilleri, yazdığım müfredatın ilk cümlesi değiştirmişler. Her şeyi biliyorlar ya. Bölümler açıldı. Bir de baktık ki, Yaşlı Bakım Elamanı mesleği gitmiş, yerine Yaşlı Bakım Teknikerliği tanımı gelmiş. Yapmayın bu tanım olmaz dedim. Ama meslek tekniker kavramı ile daha çekici olabilmesi için buna karar verdik dediler. Ben de onlara, iyi bir ücret politikası uygulayın, o zaman çekicilik sorunu kalmaz dedim. Masa başı cellâtları cahil ve bir o kadar da, kalın kafalı olursa, yapılacak pek bir şey maalesef kalmıyor. Ama insan memleketine zarar verecekse, akıl dışı davranır ve sonunda ortaya ne olduğu anlaşılmayan bir tablo çıkar. İşte bu gün tarihçesinden kısaca bahsettiğim tablonun kısa içeriğidir. Bu kararı o dönemde alanlar zekice davranmadılar ve bilime sırtlarını döndüler. İnsanda zekâ olmaz ve bilmediği her işe burnunu sokarsa işte sonuç böyle olur: "Yaşlı Bakım Teknikeri" adıyla anılan, ne olduğu belirsiz bir meslek yaratıldı ve aldı başını gidiyor. Neredeyse her üniversitede yaşlılara bakan "teknikerler" yetişiyor. Yaşlıya hangi gözle bakıldığını bir kere daha gördük. Galiba otomobille karıştırılıyor yaşlıların bakımı. Zamanında söylediğim sözü tekrarlıyorum. Herhalde dünyadaki tek ülkeyiz, yaşlı bakıcısı değil, bakıcılığın teknikerlerini yetiştiren. Bu yüzdendir ki bizim ülkemizde yaşlılara bakan yok!
Özel üniversiteler için iyi bir kazanç kapısı haline gelen yaşlı bakım teknikerliğinden mezun olanların sadece yüzde biri bu meslekte çalışıyor. Fizik tedavisi ve rehabilitasyon veya hemşirelik mesleklerine kayıyorlar. Fakat onların genellikle bunda suçu yok. Yaşlı bakım teknikeri olacaksınız deniliyor, sonra da işsiz kalıyorlar. Çünkü bakım kurumlarının çoğu ne böyle bir mesleği tanıyor ne de böyle bir meslekten gelenin "yaşlı bakımı" yapabileceğine inanıyor.
Haksız da değiller! Diplomalı eleman deniliyor, ama yaşlı bakımı teknikerliği yaşlı bakımının ne olduğunun öğrenilmediği bir meslek koludur. Gerontolojinin bilgilerine sırtını dayamış, ona yüzünü çevirip bakmaktan korkan bir grubun icadı olan bu mesleğin ülkemize, şimdiki müfredatı ve öğretim kadrolarıyla nasıl bir fayda getireceği umuluyor bilemiyorum, ama zarar verdiği kesindir.
Hem maddi hem de manevi zararları oldukça fazla görünen bu tuhaf isimli mesleğin içinden gelen ve oradan başka bir mesleğe atlamaktan başka çaresi kalmayan bu gençlerin, eğer yaşlıların bakımını üstlenmeleri gerçekten isteniyorsa - benim bundan şüphem vardır - o zaman eğitim tarz ve biçimleri de başka türlü olması gerekirdi. Maalesef ilk yazdığım müfredata dönülmemiştir.
Yaşlıların bakımın sadece hekim gözlüğü takarak yapacağına inanan ve başkalarını da buna inandırmaya çalışanların, bu tutumlarından vazgeçmelerini beklemiyorum. Onlar mesleki şovenizmin o denli etkisine girmişlerdir ki, bir uydu gibi oradan kopamıyorlar. Fakat Türkiye onların uydusu olmamalıdır.
Ben Gerontolji bölümünü kurduktan sonra yaşlı bakımı alanına biliçli ve kademeli şekilde girmemizi önerdim. Bu şekilde bir stratejinin ülkemiz ve yaşlılarmız için daha yararlı olacağına inanıyorum. Böyle yapılacağından da aslında emindim. Çünkü herkesin bu ülke için iyi şeyle istediğinden şüphe duymuyorum. Şüphe duyduğum asıl şey yaşlılık sorunlarımızın doğru algılanabildikleri konusundadır. Nörologların amirlik yaptığı bir yaşlı bakım sektöründen yaşlıya "hasta" gözüyle bakılmaması mümkün olabilir mi?
Dünyanın tersine gitmeyi bırakalım ve başka ülkelerin tecrübelerinden de yararlanarak, yaşlılarımıza gerçek anlamda bir bakım hizmeti sunan ülkeler arasında yerimizi nasıl alabiliriz, bunun cevaplarını birlikte arayalım Gerontoloji, diğer bilimlerden ve mesleklerden üstün değildir. Hiçbir zaman da bunu söylemedim. Ama yanlış anlaşılmış olacağımı da düşünmüyor değilim. Benim söylediğim veya söylemek istediğim şey, herkesin kendi alanında kalması, üzerine düşen görevleri yerine getirmesidir. Gerontolog olarak ben ekmek yapmasını bilmem, dolayısıyla fırıncıya işini öğretmeye kalkışırsam ayıp ederim. Hekime de hekimliği anlatamam. Ama fırıncıdan ve hekimden, benim bildiğimi bana satmaya kalkışmalarına sessiz kalamam. Sessiz kalanlar ise zaten gerontolog değillerdir. Onların da acizliğine kızmamak gerekir.
Gerontoloji, durduk yerde bu adı taşımıyor. Türkçesi "yaşlanmanın bilimi" demektir. Yaşlanmanın bilimi ise, o zaman bu meslekten gelen gerontologlara da mesleklerini icra etme hakkı ve fırsatı verilmeli, gördükleri yanlışlıkları dile getirmelerine katlanılmalıdır.
Bizim bölümüzden mezun olan bir gencin başvurduğu yaşlı bakım kurumu, onu işe almadı. Gerekçe olarak "sağlık yönetimi bölümü" mezunu değilmiş! Zaten bu çocuğumuz sağlık yönetimi bölümü mezunu olmadığı için yaşlı bakım kurumuna başvurdu! Ama bakım kurumlarında yönetici olacaksanız, sağlık yönetimi okumuş olacaksınız. Sağlık yönetimi mezunları niçin hastanede çalışmıyor denemezler, aslında hastane yöneticisi olmak için her türlü bilgiye sahipler. Ama yaşlılık ve yaşlanma konusunda yeterli bilgileri yoktur.
Ellerine diploma veriyoruz, ama onlara iş vermiyoruz! Ne sağlık yönetimi bölümü mezunları, ne de gerontoloji bölümü mezunları, kendi mesleğini icra edebiliyor. Bir değil, iki işsiz birden yaratan bu model ile yola devam edecek olursa, Türkiye genciyle yaşlısıyla kötü bir yolda yürüyecektir demektir. Bu pespaye duruma son vermek, ülke ve insanlarımız için en hayırlısı olacaktır. Bu vesile ile YÖK’ü bir kere daha göreve davet ediyorum…