Almanya’da “aktif öldürme desteği” (Türkiye’de ötenazi olarak tanınıyor) taraftarlarından biri de eski MDR yöneticisi (Mitteldeutscher Rundfunk) Prof. Dr. Udo Reiter idi. 9.Ekim 2014 tarihinde intihar ederek yaşamına son verdi. Günther Jauch (Almanya’nın en tanınmış moderatörlerinden biri) Reiter’in ölümünden önce kaleme aldığı ve intiharının gerekçelerini dile getirdiği açıklamayı, Reiter’in vasiyeti doğrultusunda okudu. Diyor ki: “Başkaları tarafından yıkanan ve temizlenen bakıma muhtaç biri olarak son bulmak istemiyorum.” Ötenaziyi kabul etmek için bu gerekçe yeterli midir, yoksa kanser hastası eşini ölünceye kadar bakan ve ölümün de başarılı olabileceğini söyleyen eski SPD Genel Başkanı (Eski Alman Sosyal Demokrat Partisi Genel Başkanı) Franz Müntefering mi haklıdır? Müntefering’e göre Reiter’in gerekçeleri, başkalarına bağımlı olan bakıma muhtaç ve hasta insanlara bir dayatmadır ve başkalarına bağımlı insanların onurları da diğerleriyle aynıdır. Toplumsal yaşlanma ve bununla bağlantılı olan bakıma muhtaçlık Alman kamuoyunda “aktif öldürme” kavramını sürekli tartışılan konu haline getirdi, buna karşın Türk kamuoyunda pek tartışılan konu değildir. Kabul: Burada kimin haklı olduğuna karar vermek kolay değil. Ama ben aktif öldürmeye şahsen karşıyım ve Müntefering’in görüşlerine katılıyorum. Çünkü ben de Türkiye’de hala yaşamında derin anlamlar gören ve görmüş olan pek çok bakıma muhtaç ve bağımlı yaşlı gördüm. En azından onların cevapları buna işaret ediyor. Onlar her ne kadar ölümü sıkça dile getirseler de veya getirdiyseler de, intihar sözü edilen bir konu değildi. Bu gerçeği de görmezlikten gelemeyiz ve kendi kişisel konumumuzdan bakarak aktif öldürmeyi genel bir kurtarıcı olarak tanımlayamayız.
Hedef öldürmek değil, yaşatmak olmalıdır. Aktif öldürme taraftarları devamlı bireysel özgürlüğü, aktif öldürülme kararının genel özgürlük haklarıyla bağlantısını vurgulayarak topluma çağrı yapmaktadırlar. Ayrıca hayatı değil, acıyı sona erdirmekten yana olduklarını da devamlı vurgulamaktadırlar.
Ben başkalarının hayatı üzerine karar verme yetkisine sahip olabildiğime inanmıyorum. Bir yaşamın yaşanmaya değer olup olmadığını söyleyebilecek durumda değilim. Hiç kimsenin de bunu söylebilecek konumda olduğuna inanmıyorum. Aktif öldürmenin “iyi” veya “kötü” olup olmadığı söylenemez. Bu soruya “evet” veya “hayır” şeklinde kapsayıcı bir cevap verilemez. Bu yüzden çoğunluk kararının da bizi bu sorunun cevabında ilerleteceğine inanmıyorum. Her ne kadar bu “demokratik” bir karar olsa da, yine de demokratik karar olarak gördüğümüz her kararın doğru bir karar olduğunu söyleyemeyiz. Bu, muhtemelen daha önce üzerine düşünülmemiş ve sadece sorulduğu için cevaplanmış olan bir sorunun çoğunluk tarafından cevaplanmış olmasıdır. Tarihte ender sayılamayacak kadar sık çoğunluk kararlarının sonradan yanlış olduğu da anlaşılmıştır.
Prof. Dr. Udo Reiter bu soruya kendisine ait bir cevap vermiştir. Cevabı onu şahsi bir karara sürüklemiştir. Fakat getirdiği açıklama beni ikna etmemiştir. Aksine kafamın daha çok karışmasına neden olmuştur. Udo Reiter’in acılarını mantığımla anlayabilir ve kabul ederim. Ama topluma aktif ölüm için yaptığı çağrıyı yine de anlayamyorum. Çünkü o sadece kendi görüşünü oluşturabilirdi ve bunu genellememesi gerekirdi ve sanki nihai gerçek gibi bunu lanse etmemeliydi.
Hayatın adil olmadığını pek çok insan bilir ve hergün bunu bizzat yaşar. Yaşam oldukça sık bir çile yoludur. Çile ve acı sadece hastalıktan, bunamadan ve bağımlılıktan ibaret değildir. Çile ve acının pek çok siması vardır. Ama şu dünyadaki acıya rağmen hayatın yaşanmaya değer olmadığına inanmıyoruz.
Aktif öldürme taraftarlarının akla uygun açıklamalarını ölçü olarak alamayız. Bir açıklamanın doğru olduğuna işaret eden akla uygunluğu, mantıklı görünmesi ve bize göreli bir güvenlik yaşatması, onun doğru olduğu anlamına gelmez.
Bazı anketler çoğunluğun aktif öldürmeden yana olduğunu göstermiştir. Örneğin Belçika’da yapılan bir ankete katılanların %85’i aktif öldürmeden yana olduğunu söylemiştir. Peki bu geriye kalan %15’in yanlış düşündüğünün bir kanıtı mıdır?
Her ne kadar devlet buna nihai bir cevap vererek, yasalarıyla aktif öldürmeyi “ayarlasa” bile bu hukuksal ayar bizi yaşama yönelik sorumluluktan muaf tutamaz. Yasal bir ayarlama pek çok olanaktan sadece biridir. Yasalar ayar yapar, ama bilincimize ve ruhumuza dokunan soruların cevabı değillerdir. Yasalarla uzlaşmaya dayanan bir ayarlama, bizi ilgilendiren sorunun gerçek cevabı değildir.
Udo Reiter bunamaktan korktuğunu kabul ediyor. İnsan olarak onu çok iyi anlıyorum. Hiç kimse demans hastası olmak ve başkalarına bağımlı biri olarak varlığını devam ettirmek istemez. Fakat hiç kimse fakirlik, açlık ve savaş altında da çile ve acı çekmek istemez. Buna rağmen bu insanların acısını bir an önce dindirmek için öldürülmelerini talep etmiyor ve buna inanmıyoruz. Neden? Pek çok akla yatkın gerekçeyle, bu tür acıların zorunlu olarak hayatın kısaltılmasını veya sona erdirilmesini gerektirmediğini açıklayabiliriz. Ama birçok insan belirli durumlarda neden acının öldürme yoluyla dindirilmesini bir çözüm olarak kabul ediyor? Benim bu soruya verebileceğim nihai bir cevabım yok. Aktif öldürmeden yana karar vermiş olan insanların, bu kararla bağlantlı çile ve acıları şahsen kavrayabildiklerine inanıyorum. Çünkü bu tür acı ve çile üzerine sıkça haber yayınlanıyor ve pek çok insan herhalde bu tür acı çeken insanı bizzat tanıyor. Ama belki de açlığın hergün can aldığı bir toplumda yaşıyor olsaydık, bu tür bir acı ve çilenin de gereksiz olduğunu düşünür ve açlık çeken insanların aktif öldürülmelerini akla yatkın kabul eder, bir an önce bu acının sona erdirilmesini isteyebilirdik. İnsanlar niçin aylarca açlık çektikten sonra ölsün ki?
Açlık çeken insanlara yemek vererek yardım edilebileceği görüşü yeterli değildir. Çünkü hergün binlerce insanın doyabileceği besinleri çöpe atıyoruz ve yine de üzerine düşünmüyor, kendi dünyamızda mutlu şekilde yaşıyoruz. Sayın Reiter’in kararını kabul edebilirim, ama şahsi kararına onu sürükleyen düşünce serisinin genel geçerli olduğu iddiasını kabul edemem.
Aktif öldürme taraftarları kendi gerekçelerinin doğruluğundan eminler. Fakat iyi bir gerekçenin doğru olması gerekmeyen, sadece akla yatkın bir açıklama olduğunu görmeliyiz. Ayrıca aktif öldüme karşıtlarının da akla uygun iyi gerekçeleri vardır.
Konuyu hafife aldığım, iki cephe arasında kendime bir konum seçip sorumluluktan kaçtığım eleştirisi getirilebilir. Bu eleştiriyi saygıyla karşılarım. Ama ben “öldürmenin” normal sayıldığı bir toplumda yaşamaktan yana değilim. İnsanlar hayatlarında hata yaparlar ve aktüel hataları kendilerine hakikat gibi görünebilir.
Acıyla bağlantılı bile olsa, benim açımdan hayatı korumak daha iyidir. Bununla bir insanın acılarına son verilebilse bile, ben insanı öldürmenin bir aracı olmak istemiyorum. Çünkü bir toplumda öldürme bir araç haline gelirse, orada insanın değil, aksine toplumun çıkarları daha önemli görülebilir ve her birey toplum çıkarlarının bir aracı haline gelebilir.